401

Isparta, Burdur ve Antalya Üçgeni

Genlerimizden gelen yolculuk duygusu, seyahat yapmaya başlamamızın temel nedenlerinden biri.

Benim terapim gezmek, keşfetmek, deneyimlemek ve öğrenmek.

Ben de tatil ruhun gıdasıdır diyorum.

Size de tavsiyem “Yurtdışını falan bırakın bu sene, Avrupa hâlâ aşı pasaportunu tartışıyor. Birçok ülkede karantina vs. ne olacak belli değil. O yüzden iki Biontech aşını ol, ondörtgünü tamamla ve kontrollü memleketinde tatiline çık”. Aşı sıranız geldiğinde muhakkak aşı olun. Şu anda başka bir alternatifimiz yok! Aşı olmak tercih değil bir sosyal sorumluluktur.

Antalya’ya gidenler için yol üzerine missss kolulu bir mola yeri. Isparta artık güllerinin yanında bir de lavanta tarlaları ile meşhur.

Isparta’nın birkaç sene öncesine kadar tamamen radar dışı olan Isparta’nın Keçiborlu ilçesine bağlı Lavanta Kokulu Köy Kuyucak Köyü son senelerde Türkiye’nin Provence’ı.

Köye girer girmez, daha arabanın kapısını bile açmadan içeri lavanta kokusu doldu. Misssss…

Yıllar önce kurak ve boş tarlalardan oluşan Kuyucak Köyü’ne ekilen lavantalar şu anda 3000 hektara ulaşmış.

Köyde lavantanın envai çeşidi yapılmış. Hatta lavanta dondurması ve gazozu bile var ve tatları gerçekten çok güzeldi. Lavanta kolonyası, sabunu, oda spreyi, araba kokusu, tacı, kolyesi, magneti… yok yok. Hele kendi yapımları lavanta yağı var ki bize bir damla sürdükleri an hepimiz kokudan bayılacaktık. Bu yağı sürerseniz sinekler asla yanaşmazmış size ama peki ya lavantaya bayılan arılar ne olacak diye düşünmeden alamadım kendimi.

Normal şartlarda lavantalar Haziran ayında çiçeklenmeye başlıyor, Temmuz’un ikinci haftası da hasat ediliyor. Yani köyün en güzel hallerini görmek için en ideal zaman 1-15 Temmuz tarihleri lavantalarin en mor olduğu zaman. Lavantanin mor hali 3 hafta kadar sürüyor ve eğer tam sezonda gelmezseniz sadece yuvarlak bir çalı görebilirsiniz uçsuz bucaksız uzanan lavanta tarlarını Burdur’daki Lavanta Deresi’nde. Hektarlarca uzanan o sahneyi görmek istiyorsaniz Lavanta Kokulu Köy’ün arabayla 20-30 dakika ilerisinde Lisinia’nın kurduğu Lavanta Deresine gidin.

Mor tarla görmek için;

1. Tam hasat başlamadan önceki hafta gitmek gerekiyor. Her hafta rengi değişiyor lavantaların.

2. Lavanta bitkisi olgunlaştıkça çiçeği daha tok bir mor renk alıyor. Yani genç tarlaları değil, yaşını almış tarlaları bulmak gerekiyor.

Isparta merkeze 106 km yani 1,5 saat uzaklıkta bir başka mola yeri Salda Gölü. Burdur’un Yeşilova İlçesi’nde 1.180 metrede bir krater gölü. Kar beyaz kumu, cam gibi turkuaz suyu ile Türkiye’nin Maldivler’i. Bu beyaz-gri karışım, gölün sığ olan bölümünde renginin açık mavi ve turkuaz rengi olmasını sağlıyor.

Alkali içeren göl, Türkiye’nin en temiz dünyanın beşinci en temiz gölü dolayı, özellikle kıyı kısımları turkuaz, orta kısımları da masmavi renkte. Hatta 184 metreye varan derinliğiyle Türkiye’nin en derin tatlı su gölü. Rakım deniz seviyesinden 1.200 metrede bulunuyor.

Salda gölünü böylesine cennet bir yer yapan da aslında bu talk pudrası kıyıları ve zemindeki bembeyaz kayaçlar. Ona bu beyaz rengi veren de magnezyum minerali. Kireçtaşına benzer kayaçlardan oluşan gölün yüzeyinde magnezyum oluşuyor. Magnezyum ise kıyıya beyaz rengini vererek gölün muhteşem renginin ortaya çıkmasına neden oluyor. Hatta gölde uzun süre bir şey bırakıldığında zaman geçtikçe beyaz bir tabaka oluşuyormuş. Bu da gölün hala magnezit ürettiğini gösteriyormuş. Kumu da killi yapıda olduğundan cilde çok iyi gelen çamur banyosuna çok müsait.

Salda gölü, jeopolitik oluşum olarak Mars ile aynı karaktere sahip. Yani ayakları yakmayan beyaz kum ve kayalarının mineral yapısıyla Mars’ta tespit edilen oluşumların yapıları benzer. Salda’nın beyaz kayaya benzer kıyıları var. Uzaktan kaya sanıyorsunuz ama elinize aldığınızda kolayca pestilleşen beyaz bir tortu oluyor. Bilimde stromatolik kayaçlar olarak geçen bu yapılara Mars’ta da rastlanması sebebiyle kızıl gezegenin milyon yıllar önce Salda’ya benzediği düşünülüyor.

Gölün etrafı 44 km. Yani arabayla çok kolay turlarsınız. Beyaz Adalar, Tabiat Parkı, Yeşilova Halk Plajı, Doğanbaba Halk Plajı ve en uçtaki bakir alanları mutlaka gezin.

Yüzmek isteyenlere dikkat! Bazı yerler balçık bataklık gibi. Gölün killi yapısı bataklık etkisi yapıyor. Ayrıca koyu renkli yerlerde yüzmek de oldukça riskli. Salda gölü bir adımda inanılmaz derinleşebilen bir göl.

Antalya’ya giderken “aman allahım” dedirten bir manzara… Vadi arasındaki bu göl… Aynen İsviçre gölleri gibi… Bir baraj doğayı ne kadar güzel bir hale getirir? Karacaören Barajı… Burdur, Antalya, Isparta üçgeninde yer alan Karacaören ortaya çıkardığı manzara, yeşilin ve mavinin buluştuğu muhteşem eşsiz bir doğal güzellik…

Isparta’yı da gezmeden gitmek olmaz. Peki nereleri gezmek gerekir derseniz, Firdevs Paşa Cami (Mimar Sinan Camisi), Isparta’nın en eski camilerinden biri. Üslubunun hatta mimarının Mimar Sinan olduğu düşünüldüğünden Mimar Sinan Cami de deniyor. 1561’de Isparta Valisi Firdevs Paşa tarafından yaptırılmış. Kare planlı ve tek kubbeli olan cami, kuzeyde beş kubbeli bir son cemaat yeri ile kuzeybatı köşesinde bir minareye sahip.

Firdevs Bey Bedesteni; Mimar Sinan Camii'ne gelir sağlamak için dönemin Isparta Valisi Firdevs Bey tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır. Mimar Sinan üslûbunu taşıyan bu yapı Isparta'ya ait bir taş cinsi olan, düzgün kesilmiş kövke (doğal) taşlarıyla yapılmış. Bedesten kuzey-güney doğrultusunda uzanır ve her iki yönden birer girişi var. Kurşun kaplı beşik-tonoz çatısı 1967 yılında gördüğü onarımla değiştirilerek ahşap çatı ile kaplanmış ve içindeki dükkanlarla birlikte hizmete girmiş.

Halk arasında Ulu Cami olarak da bilinen Hızır Bey Camisi'nin yapılış tarihi bilinmiyor. Üçbin kişinin aynı anda ibadet yapabildiği caminin damında kışın biriken karları atmak için damın bir bölümü açık bırakılmış ve caminin içinde bir kar kuyusu yapılmış. 1883 yılında da Hacı Murat Ağa öncülüğünde çatısı kiremitle örtülmüş.

Yenihamam (Dalboyunoğlu) Hamamı; Isparta’daki hamamların en büyüğü. Kadın ve erkek hamamı olmak üzere iki hamam bitişiktir. Bu hamamı Sav Köylü Dalboyunoğlu Hacı Ahmet Ağa yaptırmıştır.

Isparta’ya gelmişken Isparta Kebabını yemeden ayrılmamak lazım. En iyi yapan yer Ferah Kebap. Ferah Kebap’ın asıl ürünü Isparta Fırın Kebabı. Isparta Fırın Kebabı, nisan-mayıs aylarında süt kuzusu, haziran sonunda oğlak ve eylülden itibaren de erkeç (kısırlaştırılmış erkek keçi (teke)) etinden yapılmakta. Fırından çıkan kızarmış incecik kaburga ve altında kıyılmış tandır kuzu eti yöreye özgü bakır tabaklarda ince pide ekmeği arasında servis yapılıyor. Bize az yağlı olanı verildi ama o bile bize yağlı geldi. Değişik bir lezzet. Gitmişken denemek lazım derim.

Yemek sonrası tatlı olarak Isparta’nın lavantalı ve güllü dondurmasını deneyin derim.

Güllü donduma için 1 ton dondurmaya 70 kilo gül yaprağı katılıyor. Sadece gül yaprakları kullanılıyor. Gülün yapraklarını bir yıl bekletilip konsantresi yapıldıktan sonra dondurma ile kullanıma hazır hale getiriliyormuş.

Lavantalı dondurma içine de aynı şekilde kuru lavanta çiçeği konularak yapılmakta.

Bir başka görülmeden geçilmeyecek gezi yeride Sagalassos Antik Kenti.  Burdur’un Ağlasun ilçesi 8,5 kilometre mesafede ancak son derece virajlı yol olmasından dolayı bu mesafeyi araç ile kat etmek yarım saate yakın sürüyor. Girişi 17,5 TL. Gezmek için 3 saat ayırmanız gerekiyor.

Aşıkların ve İmparatorların şehri Sagalassos, deniz seviyesinden 1700 metre yüksekliğe kurulmuş antik kent. Kenti milattan önce 333 yılında Büyük İskender fethetmiş, milattan önce 25’te Roma İmparatorluğu’na dahil olmuş. Roma imparatorluğu’nun Pisidya eyaletinin baş şehriymiş. 600’lerin başında veba ve depremlerle çöküş başlamış kentte ama 1200’lü yıllara kadar yaşam sürmüş.

Uzun süre kayıp şehir durumunda kalan Sagalassos Antik Kenti, 1706 yılında bölgeyi ziyarete gene Fransız gezgin Paul Lucas tarafından bulunmuş. 2009 yılında Unesco Dünya Mirasları geçici listesine giren Sagalassos, tarihte Büyük İskender’in en zor ele geçirdiği kentlerden biri olarak da biliniyor.

Agora döşeme taşlar üzerine kurulmuş. Roma döneminin erken zamanlarında politik tartışmalara sahne olan Agora daha sonraları pazar yeri olarak kullanılmış. Burası aynı zamanda Yukarı Agora olarak da geçiyor.

Türkiye’de bulunan antik kentler arasında en iyi korunan gıda pazarı (Macellum) Sagalassos’ta bulunmaktadır. Aşağı agora ile yukarı agora arasındaki bir konumda bulunmaktadır. Burada satılan ana maddeler balık, et ve tahıldır. Mücevherler, müzik aletleri; cam, metal, işlenmiş kemik ve geyik boynuzundan dekoratif eşya ve aletler dükkan kazılarında ele geçmiştir. Sagalassos’un varlıklı ailelerinin hizmetkarları bu pazardan alışveriş yapmaktalarmış. Daha sonraki yüzyıllarda burada başka pahalı ürünler de satılmış. Pazar binasında dükkanlar, yaklaşık 21 x 21 metrelik bir avlunun üç tarafında, sütunlar ardında yer almaktadır. Avlunun dört kenarında pahalı mermer sütunlardan oluşan galeri denilen portikolar yer almakta.

Antik kentlerin olmazsa olmazı hamamlar burada da önemli bir konumda bulunuyor. Buradaki hamamın özelliklerinden biri de Doğa Roma İmparatorluğu’nun en iyi korunmuş hamam yapısı olarak nitelendiriliyor. 2 adet hamam bulunuyor. Büyük ve küçük hamam olarak isimlendiriliyor. Büyük hamam kompleksinin orta kısmındaki salonda, anıtın yazıtına ait bazı bulgular elde edilmiş. Bu yazıta göre açılışı 165 yılında yapılan hamam Marcus Aurelius ile Lucius Verus adına yapılmış.

İmparator Salonu (Mermer Salon), Sagalassos’taki hamamın merkezindeki bu salon 25 metre x 18,5 metre boylarındadır ve görkemli bir mekandır. Çeşitli törenlerin yapıldığı bu salonlarda spor karşılaşmalarında kazanan sporcuların ödülleri verilmektedir. Salonun nişlerinde imparator ve imparatoriçelerin devasa heykelleri yer aldığı varsayılmaktadır. Ancak Hristiyanlık inanışının yaygınlaşmasıyla heykellerin buradan alındığı ve salonun yirmi kişilik sıcak su havuzlarına dönüştürüldüğü düşünülmektedir.

Ölüler necropolis (ölüler kenti) adı verilen mezarlara konulurmuş. Tarih boyunca şehirde ölüler farklı ritüeller ile uğurlandı. Zamanında cesetler yakıldıktan sonra külleri gömülürmüş. Sonraki dönemlerde ise Güney ve Doğu Nekropollerde ölüler lahit içerisine gömülmüş.

İskeletler üzerinde yapılan araştırmalarda Sagalassos, Bizans dönemi halkının kendilerininden önceki Roma dönemi halkından daha sağlıksız olduğunu göstermiştir.

Hirstiyanlıkda,pagan adetlerinin aksine mezarlıklara hediye konulmaz. Sagalassos’ta Bizans döneminde sadece çocuk mezarlarında hediye bulunur. Anne babalar, evlatlarına cam bilezikler, haçlar gibi bazı hediyeler bırakmışlardır.

En etkileyici yapılardan biri kentin batısında yer alan ve hâlâ ayakta duran Heroon Kahramanlar Anıtı, kahramanlar için yapılmış. Anıtın üzerinde dans eden 14 adet kız figürleri bulunuyor.

Antoninler Çeşmesi; Kentin simgesi olarak kabul ediliyor. 28 metre uzunluğunda ve 9 metre yüksekliğindedir. Çeşmenin yapımında yedi farklı taş türü kullanılmıştır. Çeşmedeki su 4,5 metre yüksekliğinde şelale benzeri bir şekilde akmakta ve 81 metreküp kapasiteli bir havuzu doldurmaktadır. 2010 yılında tekrar faaliyete geçirilen ve dağdan gelen suyla beslenen çeşmeye “aşıklar çeşmesi” adı verilmiş. Bu çeşmeye aşıklar çeşmesi denilmesinin sebebi, bu çeşmeden su içen çiftlerin birbirlerine aşık olduğuna inanılıyor.

Antoninler çeşmesi heykelleri Coronis, Dionysos ve Nemesis heykelleridir ve kentin yukarı agorasına hakim olan Antoninler çeşmesinin her yanına hakim durumdadırlar.

Amfi Tiyatro; 9000 kişilik bir tiyatro ve dünyanın en yüksek rakımlı Roma tiyatrosu. Burası kapalı bir konser ve tiyatro salonudur. Yarım daire biçimli bir oditoryumu ve 50 metre uzunluğunda bir sahne binası vardır.

Neon Kütüphanesi, M.S. 120 yıllarında hizmet vermeye başlamış. Kütüphane şehrin ileri gelen bir ailesi tarafından yaptırılmış. Böylece hem kendi zenginlikleri göstermek için hem de sahip oldukları bazı eserleri gelecek nesle taşımak istemişler. Bu kütüphane Efes Antik Kenti’nde bulunan Celsus Kütüphanesi’ne benziyor. Kütüphanedeki, mozaikler beyaz, gri ve bej renkli kireç taşlarından imal edilmiş.

Kütüphanenin hemen aşağısında ise Dorik Çeşme yer alıyor. Çeşme restore edilmiş ve orijinal haliyle çalışır duruma getirilmiş, yani taşıma suyla değil, gerçek kaynak suyu akıyor, soğuk soğuk.

Hadrian Ve Antoninus Pius Tapınağı, Roma imparatoru Hadrian, Sagalassos’u bölgenin resmi din merkezi ilan etmesi ve kente ‘Pisidya’nın birinci kenti, Romalıların dostu ve müttefiki’ unvanı vermesiyle Sagalassoslular tarafından yaptırılmıştır. Ancak tapınak Hadrian öldükten sonra imparator Antoninus Pius döneminde bitirilmiştir. Tapınağın önünde 70 metrelik bir avlu vardır. Arkeologlar tapınağın yazıtını bulduklarında yazıtta tapınağın iki imparatora ithaf edildiği ortaya çıkmıştır.

13 metre yüksekliği ve heykelleri ile Hadrian çeşmesi, Sagalassos’un yegane iki katlı anıtsal çeşmesidir. Bu çeşmeyi kentin ilk Roma şövalyesi Tiberius Claudius Piso’nun vasiyeti üzerine yapılmış ve Hadrian’a ithaf edilmiştir. Çeşmenin restorasyonuna Aygaz sponsor olmuş ve yapılan çalışmalar sonunda 2010 yılında çeşmeye su verilmiş. Üzerindeki heykellerin orjinalleri Burdur müzesinde.

Çok büyük ve kapalı tiyatro olarak hizmet veren odeonun inşası 200 yıl sürmüş. Yarım daire biçimli bir oditoryumu ve yaklaşık 50 metre uzunluğunda bir sahne binası vardır.

Salon 1500-2000 kişiliktir. Odeon’da müzik, tiyatro, şiir ve güzel konuşma gösterileri düzenlenir. Kentleri dolaşan ünlü konuşmacılar diğer adıyla hatipler burada sahneye çıkarmış.

Tiyatronun aşağı kısmına kurulan mahallenin adı Çömlekçiler. Mahallenin kent dışında olmasının nedeni çömlek atölyelerinin şehirde hava kirliliği oluşturmamasını istemişler. Seramik üretimi ile ünlü olan Sagalassos Antik Kenti sınırlarında halen çanak çömlek parçaları görülebilmektedir.

Tibeurus Kapısı; İmbarator Tiberus tarafından Sütunlu Cadde yapıldığında, başına ve sonuna birer anıtsal kapı inşa edilmiştir. Kapı yalnızca sembolik anlam taşır; kentin savunmasında bir rolü yoktur. Sütunlu Cadde’den kapıya basamaklarla çıkılır. Caddenin güney başındaki anıtsal kapının önünde de merdiven vardır. Yani bu önemli caddede tekerlekli araç işlememiştir. Sadece yaya ve yük hayvanı trafiğine açıktır. Sagalassos’taki sokakların çoğunda yokuş ve merdivenler yüzünden kağnı gibi tekerlekli araçlar değil, daha çok eşek ve katır gibi yük hayvanları kullanılmıştır. Anıtsal kapı olasılıkla M.S. 500 civarında meydana gelmiş olan bir depremde yıkılır.

İskender Tepesi; M.Ö. 333’te Büyük İskender ordusuyla Sagalassos’a geldiğinde, Sagalassoslular kentlerini bu tepe üzerinde savunur. Sagalassos o zaman da Pisidya bölgesinin önemli bir kentidir. Kentin güney girişini kontrol eden bu üstü düz, konik tepe, coğrafi şekli ve konumu bakımından stratejik olarak önemlidir. Çatışmanın sonunda Büyük İskender’in ordusu Sagalassosluları yener ve kenti ele geçirir. Bu tarihten sonra Sagalassos Hellenistik dünyanın bir parçası haline gelir Bu tepede büyük olasılıkla hiçbir zaman mahalle gibi bir yerleşim olmamıştır.

Kent Konseyi Binası;M.Ö. 100’den hemen sonra inşa edilir. Yukarı Agora’nın batısında yer alan doğal bir teras üzerine kurulur ve önünde (kuzeyinde) bir avlu yer alır. Bu bina, o dönemde Sagalassos’ta seçimle gelen bir kent meclisi yani boule (500’ler meclisi)olduğunun kanıtıdır. M.S. 400 civarında kullanımdan çıkar ve terk edilir. Yapının taşları sökülüp, kent çevresine o yıllarda yeni inşa edilen sur duvarlarında kullanılır. Eski meclisin bulunduğu yer bir açık alana, bir kilise avlusuna dönüşür.

Dor Stil Tapınak; Tapınak çok büyük olasılıkla Tanrı Zeus’a adanmıştır. Zeus o dönemde uzun zamandır Sagalassos’un, hatta hemen hemen tüm Pisidya’nın baş tanrısıdır.

Sütunlu Cadde; görkemli bir ana cadde Sagalassos’un taş döşeli Sütunlu Cadde’si M.S. 1. yüzyılın ilk yarısında yapılmıştır. Bu tür sütunlu ve iki yanı dükkan sıralı taş kaplı caddelerin Küçük Asya yani Anadolu’daki en erken örneklerindendir. Yapımı oldukça zorlu ve pahalı olmuş.

Caddenin inşası için iki tepe arasındaki derin çukurluğun taş, kaya ve toprakla doldurulmuş; yani insan eliyle binlerce metreküplük bir dolgu yapılmış. Cadde yaklaşık 300 metre uzunluğunda ve 10 metre genişliğindedir. İki kenarı boyunca sütunlu birer galeri portiko yer alır.

Apollo Klarios Tapınağı, Sagalassos kentinin önemli bir noktasına imparator Augustus döneminde yaptırılmış. Aşağı agoraya hakim bir tepede yapılan tapınak ion düzeninde tasarlanmış. Aslında Apollo, Sagalassos için önemi bir tanrı değildir fakat Augustus, Apollo’yu kendisine yakın hisseder ve kendisini koruduğuna inanır. Bu anlamda bu tapınak imparatoru onurlandırmak için de yapılmış.

Severuslar Kapısı; M.S. 220-235 yıllarında, Sagalassos’un ana caddesi ile Roma Hamamı’nın kesiştiği bu noktaya bir onursal kapı inşa edilmiş. Üç dikdörtgen açıklıklı bu anıtın yıkılmış durumdaki kuzey kısmı ve insitu paye kaideleri bugün toprak üstünde görülmektedir.

Bu anıtsal kapı olasılıkla Perslere karşı zafer kazanmış Alexander Severus zamanında M.S. 235’ten itibaren inşa edilmeye başlanmış. Severuslar hanedanılığına ait imparatorlar, bu güçlü düşmana karşı düzenledikleri seferlerde Pisidyalı askerleri ordularına almıştır.

Bu nedenle, bölgede bu imparatorla ithaf edilmiş çok sayıda onursal anıt bulunur. Alexander Severus’un hakimiyet yılları, Sagalassos’ta iki yüzyıl sürmüş yoğun inşaat faaliyetinin durduğu dönem olur. Bu kapı Sagalassos’ta inşa edilmiş son görkemli anıttır.

Kent Konağı, büyük olasılıkla kentin yönetiminde söz sahibi, seçkin bir kimse ailesi ile oturmuştur. Konutun resmi kısmı bir iç avlu etrafında düzenlenmiştir. Avlunun süslü bir çeşmesi ve ortasında bir havuzu var. Bu havuzda çatıdan gelen yağmur suları toplanır, ayrıca sürekli taze suyla da beslenmiştir. Konutun kendi su tesisat sistemi vardır. Avlunun etrafında tabanı mozaik kaplı bekleme salonları bulunur. Buradan büyük kabul salonuna ulaşılır. Avludan, bir merdivenle ziyafet salonuna ulaşılır Ziyafet salonuna girilmeden önce, önünde yer alan tabanları mozaik kaplı bekleme mekanlarından geçilir. Konutun bu resmi kısmında da konuk odaları yer almış olmalıdır.

Uzun seyahatlerin en zor tarafı dönüşü, o devamlı heyecanla yeni bir yer görme rutininden artık çıkıyor olma bölümü. Dönüş günü yaklaştıkça bana ‘basmaya’, mideme de ağrılar girmeye başladı. Resmen seyahatin ortasında gelen ‘yerleşik düzene geri dönme hissi’ yüzünden mutsuzlukla iç içe bambaşka bir havaya artık bürünüyorum.

Neyin doğru neyin yanlış olduğunun bu kadar tartışıldığı bir dönem olmamıştı.

Bu durumdan herkes bir çıkış yolu arıyor.

Çıkış yolu bulamazsak işler iyi değil.

Bulacağız, umudumuzu, inancımı kaybetmeden, kafamızı toplayarak ve uzun ve kaliteli bir hayat yaşamak için bulacağız.