Suadiye Bostancı Gezisi
İstanbul’da dolaşmanın hem cazip hem de belalı bir yönü vardır: biraz ilerideki başka bir yapı, başka bir detay sürekli sizi baştan çıkarır, yolunuzu uzatır da uzatır. Anadolu Yakası’nın dingin ama bir o kadar zarif duraklarından Suadiye de tam olarak böyle bir yer. Köşkleri, apartman cephelerini süsleyen seramik detayları ve sahile doğru uzanan ferah sokaklarıyla geçmişin sayfiye ruhunu hâlâ hissettiren semt, adını Suadiye Camii’nden alır. II. Abdülhamid’in Maliye Nazırı Ahmet Reşat Paşa ve damadı Düyun-u Umumiye komiseri Said Bey tarafından Reşat Paşa’nın genç yaşta ölen kızı Suad Hanım adına, demir yolunun hemen kenarına 1907 yılında yaptırılan cami, bu tarihten itibaren semtin ismini belirler.
Kimi kaynaklara göre ise “hoş deniz kıyısı” anlamına gelen adı, buranın yüzyıllardır taşıdığı zarif kimliğin bir yansımasıdır. 1888’de demiryolunun buradan geçmesiyle ilk yapılaşma adımlarını atan Suadiye, 19. yüzyılın sonlarında İstanbul’un varlıklı aileleri için bir sayfiye alanına dönüşmüş; zamanla modernleşen şehrin sahil kültürünü temsil eden seçkin semtlerinden biri haline gelmiştir.
Suadiye Camii ve bitişiğindeki Suadiye Camii Sıra Dükkanlar semtin simgelerinden.
Yeni yerler tanımayı, yaşama sebebi olan hikayelerini dinleyip ders almayı severim. Mekanların hikayesi benim için önemlidir. Bunun yanında yapılar en büyük ilham kaynağımdır. İstanbul sokaklarında dolaşırken güzelliğiyle hayrete düşüren onlarca tarihi İstanbul evleriyle karşılaşıyorum. Bu evler belli bir dönemi yansıttığı estetikleri ve barındırdıkları tarihin gizemi ile bana anlık bir zaman yolculuğu hissi yaşatıyorlar. Bunlardan biri Beyaz Köşk Şaşkınbakkal… Hakkında bilgi bulamadım… Tek bildiğim yıllardır unlu bir kahve markasının yeri.
Suadiye Vakko Köşkü olan Mehmet Küçükdeveci Bey Köşkü. Çok geniş bir bahçesi olduğu ve bir zamanlar yanında bir üzüm bağının bulunduğu söyleniyor. Hatta 1936 yılında Doktor İhsan Sami Garan’ın üzüm bağlarını satın alarak yerine kendisi için bir ev yaptırmış. Kendimi bildim bileli orası Vakko mağazasıdır.
Bağdat Caddesi- Sahil yolunda yürürken, yanından geçerken kayıtsız kaldığım bu muhteşem köşkler, konaklar, çeşmeler hazine keşfetmek değil de nedir?
Önünden geçerken hiç farkına varmadığım Bağdat Caddesi üzerinde, Suadiye ile Bostancı arasında ana yolun kenarında heybetiyle duran Kadıköy’ün bilinen en eski çeşmesi, aslında semtin adi olarak bildiğim ama bugüne kadar kendisini hiç görmediğim Çatalçeşme. Çeşme, 1550 yılında, Bağdat Yolu’ndan geçen kervanların susuzluğunu gidermek için inşa edilmiş olan bir menzil çeşmesiymiş.
Galiba gezgin olunca etrafa farklı bir gözle bakmaya başladım. Artık sadece yürümüyorum etrafımı da görüyorum. Farkındalığım arttı. Gözlerim boş boş etrafa bakmıyor, ayıklıyor ve bu değerleri içinden çekip alıyor.
Çatalçeşme ile Suadiye arasında bulunan tümgeneral rütbesiyle II. Abdülhamit’in paşası olan ünlü Cavit Paşa Konağı’nı Atatürk’ün de ziyaret ettiği söyleniyor.
Birinci derece tarihi eser olan köşk, 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarına ait bir eser ve İsviçre şalelerinden esinlenerek yapılan, kar tutması için inşa edilen dik çatısıyla dikkat çekiyor. 2010 yılında uzun ve kapsamlı bir restorasyon çalışmasından geçmiş olan konak, bugün Eczacıbaşı Vitra tarafından kullanılıyor.
Kıymetinin bilinmesine, restore edilip güzelce korunduğu için de mutluyum.
İstanbul Suadiye Süleyman Nazif sok. No:5 Hoş Seda Apartmanı Seramik Panosu…
60’lı yıllardan itibaren kamu yapıları, iş yerleri, oteller, hastaneler, üniversiteler, kültür yapıları, fabrikalar ve konutlarda çağdaş seramik ve mozaik sanatının çok özgün örnekleri uygulanmaya başlanmış. 1970’li yıllardan itibaren özellikle üst ve orta sınıfın daha çok yerleştiği, İstanbul Kadıköy, Bağdat Caddesi ve çevresinde apartman dış cephelerine estetik değer katma amacıyla boyutları konut mimarisiyle uyumlu seramik ve mozaik duvar panoları ile süslenmeye başlanmış. Bu aynı zamanda ekonomik ve kültürel yönden giderek gelişen üst ve orta sınıf burjuvazinin kullandıkları mekanların sanatla olan buluşmasını önemsemeye başladıkları döneminde başlangıcı da olmuştur.
Giriş kapısını tanımlamak amacıyla yapılan bu pano kapının çok yakınına ve alınlığa konulmuş. Amaç konut sahipleri ve diğer kullanıcıların binaya giriş çıkışlarında eseri çok yakından izleyebilmelerine olanak sağlamaktır. Gorbon Işıl firmasının panolarının olduğu pek çok apartmandan biri. Gorbon Işıl’ın panolarının da ciddi bir estetik değere sahip olduğunun altı çizilmeli. Gorbon Işıl sanatçı Erdoğan Ersen’in eseri olduğu düşünülmekte.
Suadiye, Kazım Özalp Cad. Ethem Bey Apartmanı cephesinde yer alan, 1952 doğumlu 1968 yılında Gorbon Işıl Seramik fabrikası Sanat Atölyesi'nde birçok seramik duvar panosu uygulamaları yapan, Taç Seramik Sanat Atölyesi’nden sanatçı Taci Alpaslan tarafından tasarlanan seramik pano.
Bağdat Caddesi’nde, Cemal Bey apartman No:393’te karşımıza çıkan bu geometrik ve soyut seramik panolar; bir dönemin hafızasını taşıyan mimarlık–sanat iş birliklerinin güzel örneklerinden biri. Kentsel mekânda toplumsal diyaloğu besleyen ve farkındalığı artıran bu eserler, aslında o yılların ruhunu bugün hâlâ yaşatıyor.
Binanın ön cephesinde bulunan otuz iki parça seramik panodan yalnızca yirmi kadarı kısmen zarar görmüş şekilde günümüze ulaşabilmişlerdir.
Bağdat Caddesi, Saral Apartmanı No:453 Suadiye’deki seramik ve mozaik pano, 1950’lerde başlayan mimarlık–sanat iş birliğinin izlerini taşıyor. O dönem kamusal yapılarda kimlik arayışını temsil eden bu çalışmalar, hızla artan şehirleşmeyle birlikte apartmanlara taşınmış ve zamanla daha anonim bir hâl almış. Bugün ise tüm bu sürecin kolektif estetik mirası olarak hâlâ ayakta durmaya, kendine yer bulmaya çalışıyor.
Bağdat caddesi No:458’de yer alan Mesut Apartmanı’nın girişinde yer alan seramik pano. Üzerinde imzası bulunan Yalçın Tokay, 20. yüzyıl Türkiye’sinin tanınmış seramik sanatçılarından biri olarak, özellikle mimari yüzeylerdeki panolar ve mozaik çalışmalarıyla bilinir. Mesut Apartmanı’ndaki panosu da onun geometrik ve renkli üslubunu yansıtarak hem binaya karakter katıyor hem de Bağdat Caddesi’nin kültürel dokusuna zarif bir katkı sunuyor.
Günün bonusu: Kemal Tahir’in bir zamanlar Suadiye’de yaşadığı yer: Alan Sokak No:8 D:2’de oturuyormuş.
Suadiye, Su Yanı Sokak No:1’de bulunan Emeç Apartmanı’nın Kuzu Sokak cephesinde yer alan mozaik pano.
Bağdat Caddesi, Suadiye’deki İnci Apartmanı’ndaki seramik panonun sanatçısı bilinmemektedir.
Bağdat Caddesi, Suadiye’de bulunan Suadiye Apartmanı’nın ön cephesini her katta şerit halinde kaplayan seramik panolar, günümüzde kentsel dönüşüm nedeniyle yerinde yok.
Selim Ragıp Emeç Sokak No:6’da, yerinde yeni bir apartman yükseliyor. Kime ait olduğu bilinmeyen seramik pano mevcut.
Şaşkınbakkal’dan Suadiye’ye doğru ilerlerken, sokak aralarında ansızın karşımıza çıkan köşkler, adeta gözden uzak, sık ağaçların veya apartman cephelerinin ardında saklanmış.
İBB Kültürel Miras Haritası’nda yer alan Müzeyyen sok No:2’deki iki katlı cumbalı köşk ticari amaçla kullanılmaktadır.
Beyaz Köşk okul öncesi eğitim kurumu olarak kullanılmaktadır.
Suadiye’de, Mabeyinci Sadi Bey’in korusu ve köşkü şimdi yok.
Geçerken hüzünlendiğim hikayesi içime oturan yer Feride Gecidi. 1960’lı yıllarda Suadiye’de banliyö tren hattı, semt sakinleri için ciddi bir geçiş sorununa ve birçok kazaya neden oluyordu. Bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için dönemin muhtarı Hilmi Öztan büyük çaba göstererek yetkililere ulaştı ve sonunda Orhan Göncüoğlu’nun desteğiyle bölgeye bir alt geçit yapılmasını sağladı. Ancak ironik ve acı bir şekilde, insanların hayatını kurtarmak için uğraşan Göncüoğlu’nun kızı Feride, 1968’de Ankara’da yaşanan bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Bu trajedinin ardından yapılan geçide onun anısını yaşatmak için “Feride Geçidi” adı verildi; bugün ise bu geçit, hüzünlü hikâyesinin yanı sıra renkli duvar resimleriyle de dikkat çekmektedir.
Toplumsal hafızanın kentsel dönüşüm karşısında ayakta kalmayı başardığı nadir örneklerden biri olan İzmir Apartmanı, Suadiye’nin geçmişine tanıklık etmeye devam ediyor. Suadiye’de, Suadiye Camii Sokağı üzerinde yer alan bu yapı, kentsel dönüşüm sonrası korunabilmiş nadir eserlerden biri. Apartmanın bahçesine yerleştirilen bu imzasız mozaik pano 1980–1990’ların estetik anlayışını yansıtan üslubuyla, dönemin sanatsal izlerini günümüze taşıyan kıymetli bir detay olarak kalacaktır.
Akkurt Sokak ile Çolak İsmail sokak kesişiminde bulunan özel okul olarak kullanılan üç katlı ahşap Ayşe-Asım Köşkü Suadiye’nin geçmişine açılan zarif bir pencere gibi yükseliyor.
Çamlı Sokak No:51’de yer alan Savaş Apartmanı’nın girişinde geometrik desenler ve canlı renklerle süslenmiş bu etkileyici eser, apartmanın cephesine karakter katıyor.
Suadiye Çolak İsmail Sokak No:47’de yer alan Demirsan Apartmanı’nın girişinde yer alan seramik pano. Apartmanın girişinde yer alan Cumhuriyet dönemi seramik pano, krem, beyaz, turuncu, sarı, yeşil, bej, kahverengi ve siyah tonlarıyla geometrik formları bir araya getirerek hem binanın cephesine karakter katıyor hem de sokağın estetik dokusuna katkıda bulunuyor.
Suadiye’nin köşk ve apartman cephelerinde karşımıza çıkan diğer seramik ve mozaiklerle birlikte Yusuf Çavuş Sokak No:6’da yer alan Yılmaz Köşk Apartmanı’nın girişinde bulunan seramik pano da semtin mimari hafızasına güzel bir örnek.
Çamlı Sokak No:14’de bulunan Sadıkoğlu İnşaat ve İlgi Adalan’ın mimari-sanat birlikteliğinden bir örnek olan Sadıkoğlu Apartmanı, Suadiye’nin mimari dokusunu süsleyen bir diğer zarif detay. Apartmanın girişinde yer alan seramik pano, 20. yüzyılın Cumhuriyet dönemi estetiğini yansıtan ince işçiliğiyle dikkat çekiyor. Bu küçük ama etkileyici sanat eseri, Suadiye sokaklarında karşınıza çıkan köşk ve apartman cephelerindeki diğer seramik ve mozaiklerle birlikte semtin tarihsel hafızasını ve zarif mimari anlayışını bugüne taşıyor.
Suadiye sokaklarında dolaşırken, ne yazık ki artık yerinde bulamadığım, kaybolmuş bazı eserler:
Şerafettin Sokak No:11’de yer alan seramik pano, eser maalesef günümüzde yerinde bulunmamaktadır.
Sadıkoğlu İnşaat logolu seramik pano Tonozlu sokak Murat apartmanın girişinde kentsel dönüşüme girmiş bir başka eser.
Şaşkınbakkal, sevimli bir semt adıdır. Vaktiyle biri burada bakkal dükkânı açmış. “Böyle dağ başında bakkal ne kazanacak?” diye Şaşkınbakkal demişler. Şimdi oranın haline bakıyoruz ve bakkal haklı çıkarken biz Şaşkın İstanbullu oluyoruz.
Emin Ali Paşa Cami, Şemsettin Günaltay Caddesi üzerinde yer alan yeni sayılabilecek bir camidir. 1976 yılında Emin Ali Paşa tarafından yaptırılmış olup, adını da bu hayırsever isimden alır. Yapının mimarı Hasan Karaoğlu’dur.
Emin Ali Paşa’dan yukarı Kocayol Caddesine sapıp oradan Kurukuyu Sokağı’na girdiğimizde karşımıza çıkan köşk Suadiye’nin saklı hazinelerinden biri. Genellikle yerel mimari envanterlerde veya özel arşivlerde yer alan ama hakkında dijital bilgi bulunmayan ama hâlâ ayakta duran mimari hazinelerden biri.
Her yere metro ile gidiyorum. Kimi zaman planlı, kimi zaman da tamamen tesadüfen önüme mekanlar düşüyorlar.
Bostancı benim zamanımızda bu Bağdat Caddesi’nin sınırı ve son menzildi. Bir dere geçerdi, bir de küçük bir köprü, tam kenarında ailece en sevdiğimiz restoran Buhara bulunuyordu. Bağdat caddesi orada biterdi.
Bostancı Köprüsü küçük taş bir köprüydü. İstanbul içindeki en eski köprüdür. Osmanlı devrinde köprü başında bir Bostancı Karakolu durur, İstanbul’a yerleşmeye gelenleri sorguya çekermiş. Yani bu köprü İstanbul’daki giriş noktasıymış. İstanbul’a gelen bekar uşaklarından giriş izni için belge “mürur tezkeresi” talep edilirmiş. Derenin üstündeki köprü de bu denetim için elverişli bir noktaymış.
Bağdat demiryolunun yapılmasından sonra Bostancı kolay ulaşılır bir yer olunca kalabalıklaşmaya başladı. Tramvay yolu da buraya kadar geliyordu. 1960’larda, eski iki katlı evler yerini apartmanlara bıraktı. Onun için buralarda da tek tuk şeyler görmek mümkün.
Tarihi Bostancı Adalar iskelesinin mimarı bilinmiyor, ama 1912-13 yıllarında yapılmış tarihi yapılardan biri.
Bir diğer tarihi yapıda Emin Ali Paşa’dan Dar Yolu Sokak’a sapınca İkiz Köşk. Şimdi anaokulu.
Levent Sokak No:6’da yer alan seramik pano Hayat apartmanın girişindedir. Sanatçı imzası bulunmamaktadır.
Sanatçısı bilinmeyen Bener Apartmanı’nın seramik panosu, Değirmen Yolu Caddesi No:25’te, Emin Ali Paşa Caddesi’ne bakan cephede yer alıyor. Sanki binanın yüzüne işlenmiş küçük bir şiir gibi; renkleri ve desenleriyle sokağa sessiz bir estetik katıyor. Kim yapmış bilinmese de her detayında bir özen, her çizgide bir duraklama hissi var. Bu pano, apartmanın karakterini yansıtan ve geçerken insanın gözünü alan bir sanat dokunuşu olarak öne çıkıyor.
Tek minareli ve tek şerefeli, Mimar Kemalettin Bey’in eseri olan Bostancı İstasyon Camii, Bostancı Kuloğlu Camii ya da Bostancı Cami. Yapılışı 1913.
Kuloğlu Mustafa Bey, 17I. yüzyıl başlarında sarayda çamaşırcı başı olarak görev yaparken aynı zamanda Bostancı deresinin iki yanındaki geniş toprakların da sahibi imiş.
Caminin hikâyesi aslında çevresiyle birlikte düşünülünce daha da ilginç. Kuloğlu Camii, Bostancı Deresi’nin —ya da eski adıyla Çamaşırcı Deresi’nin— sol yakasında uzanan geniş bir araziye kurulmuş. Yanındaki avluda ise aynı mimarın çizimlerini yaptığı İbrahim Paşa Mektebi yer alıyor. Bugün bu okul, Bostancı Halk Eğitim Merkezi olarak hayatına devam ediyor.
Rivayete göre derenin üzerinde bir zamanlar Mimar Sinan’ın yaptığı köprü de varmış. Fakat zaman, su ve doğa birleşince köprü epey yıpranmış; daha sonra tadilat ile şimdiki halini almış.
Bir zamanlar semtin kadınlarının çamaşır yıkadığı Çamaşırcı deresi, bugün Bostancı Gösteri Merkezi’nden başlayıp E5 Bostancı Köprüsü’ne kadar uzanan hattın altında kalmış durumda. Şimdi dere yatağının üstünde yükselen, on katı aşan binalar görmek mümkün.
Kısacası, cami ve bitişiğindeki eski mektep, zamanın içinden akıp bugüne uyum sağlayan, eski camili medreseli külliyelerin modern hayata adapte olmuş iki sakin tanığı gibi duruyor.
1778’de, Sultan I. Abdülhamit Han zamanında bir Vakıf Mektebi olarak yapılan bu bina, aslında epey yolculuk geçirmiş bir yapı. Yıllar sonra, 1915’te Mimar Kemalettin Bey çıkmış sahneye ve binayı dönemin gözde akımı olan I. Ulusal Mimarlık anlayışına göre adeta baştan yaratmış.
Bir dönem vakıfların bünyesinde kalan yapı, sonra bir bakmışız Bostancı İlkokulu olmuş. 1974’e geldiğimizde ise şimdiki kimliğine kavuşmuş: Bostancı Halk Eğitim Merkezi. Yani anlayacağın, tarih boyunca sürekli değişerek bugüne gelen, hikâyesi bol bir bina.
Bulunduğu caddenin adı Vukela Caddesi. Bu ismin arkasında da oldukça ilginç bir dönem hikâyesi var. Şehrin işgal yıllarında, bazı vekiller ve dönemin saygın isimleri İçerenköy’deki Thomson Çiftliği’ne adeta kapatılmış. Sonra bu kişilere, bugünkü cadde boyunca taş döşetilerek bir yol yaptırılmış. İşte o nedenle, bu cadde onların unvanına gönderme yapılarak “Vukela Caddesi” adını almış.
Hakkında bilgi bulamadığım Bostancı Kevser Sok. No:11’deki tarihi köşk.
İçinde belki de misafir salonunun tavanında Rızapaşa Yokuşu'ndaki Yahudi Bohor'un 40 mumlu, pırıl pırıl avizesi; Beyoğlu'nda Japon mağazasını işleten Nakamura’nın ipek paravanaları köşelerde; Devrin namlı topiçeri Narlıyan'a, Hasan Basri'ye, Kadıköylü Yorgancı Kâmil Efendi'ye yaptırılmış Hereke kumaşından perdeler, kanepeler, koltuklar; mobilyacı Psalti’nin ayna konsolları, yerde Acem halisi; Isparta, Kayseri seccadeleri.
Gerçek caddeliler bilir ki en güzel sergi ara sokaklardır…
1831 yılında, Sultan II. Mahmud döneminde yapılan Bostancıbaşı Derbendi Menzil Namazgahı Kıbletaşı ve II. Mahmud Han Çeşmesi bölgenin tarihine tanıklık eden önemli yapılardan biri.
1982’de çevrede yapılan düzenlemeler sırasında, eskiden otobüs durağı ile Polis Karakolu arasındaki küçük meydanda duran çeşme, bulunduğu yerden sökülerek bugünkü yerine, yol kenarına taşınmış.
Namazgahın asıl yeri tam olarak belli değil. Kıble taşı ise II. Mahmut Çeşmesi’nin yanında. Üzerinde ayetinden başka bir kandil resini bulunmaktadır.
Mermerden yapılmış ve namazgâhlı bir menzil çeşmesi olan bu yapı, üzerinde Sultan Mahmud’un “adlî” unvanını taşıyan tuğrayla da dikkat çekiyor. Şehir içi çeşmelerden biraz farklı bir tasarıma sahip: Ortada ana çeşme yer alırken, sağda tek lüleli, solda ise üç lüleli bölümler bulunuyor ve uzun yalaklarıyla zamanında hayvanların su içmesi için de kullanılıyormuş. Eskiden üç teknesi varken, günümüze ne yazık ki yalnızca biri ulaşabilmiş.
Oramiral Celal Eyicioğlu Sokak, Uğur Apartmanı No:4, Bostancı’daki gibi panolar, sanatı mahalleye, sokağa ve günlük yaşama taşıyor. Seramik sanatının mirasını yaşatırken sanatçıları destekliyor ve herkesin katılabileceği, erişilebilir üretim alanları sunuyor. Bu panolar, kamusal alanda sanatın gücünü görünür kılıyor, yenilikçi fikirlerin gelişmesine fırsat yaratıyor. Sanatın sadece izlenen değil, birlikte üretilebilen bir değer olduğuna inanıyor ve sanayi kültürüyle sanatın kesiştiği bu özel hafıza mekânını, yaratıcı endüstrilerin buluşma noktası hâline getiriyor.
Dönüş yolunda Bostancı’da, Bostan Tüccarı, Yazmacı Tahir ve Kasadar Sokakların çevrelediği, yaklaşık 500 yıllık bir manastır, 118 yaşında bir köşk, 13 dönümlük bir arazi üzerine inşa edilmiş, bodrum katı hariç iki tam katlı, dik çatılı, Alman mimarisine uygun taş bina Edouard Huguenin tarafından yaptırılmış olan Bağdat demiryolunun genel müdürü İsviçreli Huguenin’in evi Tamara Köşkü (Huguen’in Yazlığı) bakmadan geçmek istemedim.
Huguenin Bostancı’da yaptırdığı evin arsasını aldığı zaman, burada 350 yıllık, Cizvit rahiplerine ait manastırın harap olmuş ve sadece birkaç yatak odasından başka bir şeyi kalmamış binası varmış. Rahipler gitmiş, manastırın faaliyeti durmuş. Binanın ve arazinin sahibi bir Ermeni’ymiş. Huguenin araziyi ve harap manastırı bu Ermeni’den satın alarak 1903’te kendi evini yaptırmış. O yıllarda Kadıköy’de elektrik ve şebeke suyu olmadığı için evin altına bir sarnıç yapılmış, bahçesine de bir jeneratör konmuş. Beyoğlu’nun eğlence hayatında önemli bir yeri olan Huguenin buraya Haydarpaşa garı arasında motorla gidip gelirmiş.
Haydarpaşa Garı’nın ilk Genel Müdürü Mösyö Huguenin. 1908 ile 1917 yılları arasında görev yapmış. Sultan Abdülhamit kendisine paşa unvanını vermiş. I. Dünya Savaşı’ndan sonra da Almanya’ya dönmüş. Ayrılırken köşkü Gürcistanlı Borkar ve eşi Madam Tamara’ya satar. Yapının Tamara Köşkü adıyla tanınmasının sebebi de budur.
Bu gezimde de mekanların tarihleri, eserlerin anlamı, sokakların, binaların mimari özellikleri, yerel halkın hikayeleri, yaşam tarzları ve lezzet durakları tavsiyeleri için okuduğum, yararlandığım kaynaklar:
İstanbul Gezi Rehberi_ Murat Belge
Strolling Through İstanbul_ Hilary Summer-Boyd & John Freely
Bizans Konstantinopolis’i Sehrin Surlari_ Alexander Van Millingen
Istanbul’un Tarihsel Topografyası_ Wolfgang Muller - Wiener
İstanbul’un Bizans Anıtları_ John Freely - Ahmet S. Çakmak
Haritalarla Gezi Rehberi_ IBB
Sokak Sanatları İstanbul_ IBB
İstanbul Nasıl Gezilir_ Haldun Hürel
Istanbul Sehrin Sirlari_ Faruk Pekin
Yitip Giden Istanbul_ Onder Kaya
Imparatorluktan Cumhuriyete Azinliklar_ Onder Kaya
Istanbul’dan Sayfalar_ Iber Ortayli
Osmanli’yi Yeniden Kesfetmek_Ilber Ortayli
Taşların Dilinden İstanbul_ Sami Bayraktar
Istanbul’un Sahipleri_ Resad Ekrem Koçu
Istanbul_ Edmondo De Amicis
Mimar Sinan’in Istanbul’daki Eserleri_ Aptullah Kuran
Istanbul’un Yabanci ve Levanten Mimarlari_ Cengiz Can
Osmanli Mezar Taslarinin Sirlari_ Fatih Cavus
İstanbul Kazan Ben Kepçe_ Sermet Muhtar Alus
Eski İstanbul’da Yalılar, Köşkler, Konaklar_ Sermet Muhtar Alus
İstanbul’un İlk’leri_ Süleyman Göncüoğlu
Köşe Bucak İstanbul_ Osman Cemal Kaygılı
Turkiyenin Tarihi Eserleri .com
Tarihi yarimada .net
Kültür Envanteri
Tarihi_Istanbul
Aziz.Istanbul
Hydrohistory
Istanbul_camileri
Istanbulcamileri.1453
AVM yerine CAMİ kültürü
Hakan Güler
Aware İstanbul
Dumyamdaki Bazi Seyler
Gezmekanistanbul
Seyir.Defterinden
Sehrin Panolari
Wikipedia
The Magger
Her Umut Bir Ortak Arar
İstanbul’u böylesine güzel anlattıkları için teşekkür ederim.
Tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir; içinde yer aldıklarım hariç. Bazı mekanlarda ‘Fotoğraf çekmek yasaktır’ ya da mekân girilmesi yasaktır ya da kapalı ya da restorasyonda gibi engeliyle karşılaşsam da gezginlerin kamuya açık sayfalarından yaptıkları paylaşımlar sayesinde bu yerleri ekleyebiliyorum. Onların paylaşımları sayesinde, erişemediğimiz birçok tarihi mekâna uzaktan da olsa tanıklık edebiliyoruz. Bu değerli paylaşımlarını bizlerle buluşturdukları için kendilerine teşekkür ederim.
İnternet kaynaklı bazı fotoğrafları, bilgileri uzun zaman önce isimsiz kaydetmişim arşivlerime, o yüzden kaynak belirtemediğim sahiplerinden de özür diliyorum. Emeğe saygı önemli.
Tavsiye ettiğim yerlerle bir işbirliğim veya reklamım yoktur.

















































