581

Caddebostan - Erenköy Gezi Yazısı

Bugün akşam kızımızın on sekizinci yaş günü için ailece yemek yiyeceğiz. Onlarla buluşmadan önce biraz erken geldim. Aklımda kalan bazı yerleri onlar gelene kadar yürüyerek görmek istedim. Zaten mümkün olan her yere yürüyerek giderim. Yürümeyi seviyorum. Kendimi iyi bir yürüyüşçü sayarım. 

52 Ways to Walk kitabında yazar Annabel Streets yürüyüşün etkisini şöyle anlatıyor:

“En çok hareket etmemiz gereken zamanlar, içimizin sıkıldığı ve duygusal olarak yorulduğumuz zamanlardır. Çünkü keder ve stres vücutta iltihaba neden olur ve bağışıklığı zayıflatır. Stres ve toksinlere maruz kaldığımızda beynimiz glutamat adlı bir madde salgılar. Dolaşımda çok fazla glutamat olması ise kalp hastalığı, diyabet ve daha kısa yaşamla ilişkilidir.”

Birçok kişi yürüyüşün uzun olacağını düşünerek yürümeyi sevmez. Oysa araştırmalar kalp atışını hızlandıran tempolu 12 dakikalık bir yürüyüşün bile glutamat düzeyini yaklaşık yüzde 29 azaltabileceğini söylüyor.

Hareket hâlindeyken daha yaratıcı düşünmemizin nedeni de buna bağlı. Yürüdükçe zihnimizde yeni yollar açılıyor. Düşünceler, anılar ve duyular arasında bağlantılar kurabiliyoruz. Farklı deneyimleri bir araya getirip daha yaratıcı fikirler üretebiliyoruz. Sonuç 22.529 adım. 

Ben de şimdi Feneryolu Marmaray’dan başlayıp Çiftehavuzlar-Caddebostan- Erenköy’den Suadiye’de yemek yiyeceğimiz yere kadar aklımdaki bu yerleri yürüyerek geziyorum. Ve gördüklerimi size yürürken anlatıyorum. 

Not: Glutamat, beynimizde bulunan ve sinir hücrelerinin birbirine mesaj göndermesine yardımcı olan bir maddedir. Vücudumuz bunu kendisi üretir ve bazı yiyeceklerde de bulunur. 

Selamiçeşme - Çiftehavuzlar arasında yürürken, LifeMed’in arkasında saklı bir köşk gördüm. Araştırmama rağmen hakkında bir bilgiye ulaşamadım. 

Sermet Muhtar, çocukluk anılarında bu semtte Ahmet Eyüp Paşa, Ahmet Muhtar, Umum Müdürü Şevket Bey, Erkân-ı Harbiye Feriki Avni Paşa ve sözlük yazarı Şemseddin Sami Bey’in köşklerinin bulunduğunu anlatıyor.

Cemil Topuzlu Köşkü (Çiftehavuzlar Sahil Yolu’nda, sivri kuleli İpar Köşkü olarak da bilinir), Büyük Kulüp bahçesine bitişiktir. 1900 yılında inşa edilen köşk, Kadıköy ilçesindeki Çiftehavuzlar semtinde, denize 165 metre kıyısı olan 30 dönümlük bir arazinin içinde yer almaktadır. Cemil Topuzlu, köşkü dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury’ye yaptırmıştır; mimari açıdan yapıda Art Nouveau etkileri görülür. Topuzlu’nun anılarında Vallaury’nin adı geçerken, Vedat Tek’in de köşkün inşaatına yardımcı olduğu ve mimarları arasında yer aldığı belirtilir.

İlk inşa edildiğinde denize sıfır bir yalı olarak tasarlanan köşkün denizle bağlantısı, sonraki yıllarda dolgu çalışmaları ve yürüyüş yolları nedeniyle kesilmiştir. Yapıda 20 oda, 4 salon ve 18 banyo bulunmakta olup, iç mekân malzemelerinin çoğu Fransa’dan getirilmiştir.

Cemil Topuzlu, köşkte uzun süre yaşamayı arzu etse de burada uzun süre ikamet edememiştir. 1931 yılında köşk, Hayri İpar’a satılmış ve o tarihten sonra İpar Köşkü olarak anılmaya başlamıştır. 1980 yılında köşk, Cevher Özden (Banker Kastelli) tarafından satın alınmış, etrafına apartmanlar yaptırılmış ve köşk zamanla denizle olan bağlantısını tamamen kaybetmiştir. 1997 yılında ise Şadan Kalkavan ve Mehmet Nazif Günal tarafından satın alınan köşk, günümüzde metruk hâlde olup restore edilmeyi beklemektedir.

Hacı Bekir Köşkü, Çiftehavuzlar’da, Büyük Kulüp (Cercle d’Orient) bahçesinde yer almaktadır.

Bu önemli köşk ve bahçe, yıllar önce Hacı Bekir’in oğlu Muhiddin Bey’e aitti. Deniz tarafında bir kayıkhane, kayıkhanenin üstünde ise selamlık bulunmaktaydı. Dr. Ekdal, eserle ilgili anılarında Muhiddin Bey ve eşi Reski Melek Hanım’dan da bahseder. Reski Hanım, Fenerbahçe Kulübü’nün kurucularından olup, I. Dünya Savaşı sırasında Fukara Perver Cemiyeti’nin başkanlığını yürütmüş, çeşitli gazetelere röportajlar vermiş ve hayır işlerine büyük önem vermiştir.

1935 yılında Hacı Bekir Köşkü, dönemin ünlü tüccarlarından Uncu Akif Bey’e satılmış; iki yıl sonra ise Celal Bayar’ın oğlu Refii Bey tarafından satın alınmıştır. Refii Bey, köşkü önce Büyük Kulüp’e kiraya vermiş, ardından kulübe devretmiştir. O tarihten bu yana köşk, günümüzde Büyük Kulüp olarak bilinen kuruluşun bünyesinde yer almaktadır.

Büyük Kulüp sınırları içinde ayrıca iki adet zarif çeşme bulunmaktadır: biri havuz başına inen yolun sağında, diğeri tenis kortlarının karşısında. Suları hâlâ akmakta olan bu çeşmeler, 20. yüzyıl başında, Hacı Bekir Köşkü’nün inşa edildiği yıllarda Reski Melek Hanım tarafından yaptırılmıştır.

Caddebostan Abdüllatif Suphi Paşa Köşkü, Cemil Topuzlu Caddesi’nin görkemli köşklerinden biri. Mimarı ve tarihi bilinmiyor. 

Suphi Paşa, Caddebostan’daki bu muhteşem köşkü yazlık olarak yaptırmış; kışlarıysa Fatih Horhor’da bulunan Taş Konak’ta (bugün Tıp Tarih Enstitüsü olarak kullanılan) geçiriyormuş. Abdüllatif Suphi Paşa, Sultan II. Abdülhamit döneminde maarif, maliye, ticaret bakanlıklarında görev yapan bir şahsiyetmiş. Ticaret Lisesi ve Sanayi Nefise Mektebi (güzel sanatlar okulu) kurulmasında öncülük yapmış. Arapça, Farsça, Fransızca, Rumca bilen Paşa; devletteki görevlerinin yanı sıra, bir yandan tarihle ilgilenmiş, değerli bir para koleksiyonuna sahipmiş. Ayrıca kendisi Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi’nin babası ve ilk Türk romanının yazarı Samipaşazade Sezai’nin de erkek kardeşidir.

Tevhide Hanim Köskü, 1906 yılında Sarıca Ailesi’ne mensup Başmabeynci Ragıp Sarıca Paşa’nın kızı Tevhide Hanım için yaptırdığı köşk, Sirkeci Garı, Germanya Han (Sirkeci Deutsche Orient Bank), Rumeli Han’ı yapan Alman mimar August Carl Friedrich Jasmund tarafından inşa ettirilmiştir.

18 dönümlük arazi içinde, ahşap kaplama, 4 katlı ve 10 odalı kâgir köşkün mermerleri İtalya’dan, iç döşeme parkeleri Avusturya’dan getirtilmiş. Kornişleri, konsolları, ahşap dikmeli balkonları, kemerli pencereleri ile dönemin yöresel sivil mimarlık anlayışının özelliklerini taşır. 

Ragıp Paşa’nın vefatı sonrası kızları Tevhide, Nahide ve Ayşe 1936 yılına kadar bu evde yaşamışlar.

Theron Damon adında bir ABD vatandaşı tarafından satın alınan bir Osmanlı köşkü olan Theron Damon Köşkü, benim çok sevdiğim ama şimdi kapanan Zanzibar’ın Köşkü. Caddebostan sahilde. Köşkün ilk sahibi bilinmiyor ve ikinci sahibi Theron Damon’mus.

Ahşap köşkün geniş saçakları, giyotin pencereleri, ahşap kepenkleri tam bir sayfiye köşkü. 

Theron Damon Köşkü’nde yazları Üsküdar Amerikan Koleji öğrencileri kamp yaparmış. Köşkün büyük bahçesinin bir kısmında da şimdi bir okul bulunuyor.

Bostancı’dan Caddebostan’a yürürken Caddebostan Sahili’nin heybetli, muazzam, gizemli Ragıp Paşa Köşkü’ bulunuyor. Caddebostan’da yasamış, sahilinde yürümüş, çimlerine yayılmış biri olarak, bu yapıyı ‘’Perili Köşk’’ olarak tanırım. Ben Caddebostan sahilinde ne zaman yürüyüşe çıksam ona bakıp içinde nasıl hayatların olduğunu düşünmeden duramam.

Köşkün sahibi Ragıp Pasa iki metreye yakın uzun boylu, yapılı bir paşaymış. Uzun yıllar Sultan Abdülhamit’in mabeyinciliğini (Osmanlı Devleti'nde padişahların dışarıyla olan ilişkilerine bakan, buyruklarını ilgili kimselere bildiren, bazı kişilerin dileklerini kendisine ileten görevli) yapmış. 27 dönümlük arazisinin içine Sirkeci Garı’nın da mimarı olan August Jasmund’a kendisi ve ailesi için iki köşk bir de selamlık binası olarak bu köşkü inşa ettirmiş. Köşkün tavanlarının gerçek altından eritilerek işlenen altın varaklarla bezeli olduğu söylenir. Her iki köşkün de mermerleri İtalya’dan, döşeme parkeleri ise Viyana’dan getirilmiş.

Köşkün saat kulesi oldukça göz alıcı. 

Ragıp Paşa 1920’de aniden bu köşkte hayata veda ettiğinde köşk farklı kişilerin mülkiyetine geçiyor. Bir dönem kat kat kiraya verilen köşkte Vehbi Koç ve Abidin Dino’nun da yaşadığı biliniyor.

Köşk alacakları yüzünden icradan satışa çıkarmış ve kıymetli mülk olduğu için 234 milyon TL değer biçilmiş.

Yıllardır içinde kimsenin yaşamadığı bu görkemli yapının restore edilerek eski günlerine geri dönmesini diliyorum.

Bağdat Caddesi üzerinde, Selamiçeşme - Çiftehavuzlar arasında, LifeMed’in arkasında adeta saklı kalan bir nokta var; 1985’ten beri oralarda yaşamama rağmen, bir apartmanın orada olabileceğini bir kez bile tahmin edememiştim. İşte orada, Zeynep Apartmanı cephesinde bir seramik pano bulunuyor.

Güzel Sokak ve Gülden Sokak kesişiminde yer alan Ark Apartmanı’nın seramik panosunu göremedim; apartman kentsel dönüşüm sürecindeydi. Ancak Şehrin Panoları’ndan aldığım arşiv fotoğrafları ve bilgiler, panonun tasarımında yer alan “S” işaretinin Sadıkoğlu İnşaat tarafından sipariş edildiğini gösteriyor.

Apartmanlaşmanın hız kazandığı 1980–2000 yılları arasında, Sadıkoğlu’nun Kadıköy’de inşa ettiği birçok apartmanda İlgi Adalan’ın seramik panolarına rastlamak mümkün. Başta Kadıköy olmak üzere İstanbul genelinde sayısız seramik pano tasarlayan İlgi Adalan, Türk Seramik Sanat Tarihi’nin en önemli sanatçılarından biridir.

Kavaklı Sokak’ta, Semiha Şakir Okulu’nun karşısında, Aliye Apartmanı’nın zemin katında yer alan seramik pano, sanatçı Cevdet Altuğ’a aittir. Panonun üzerinde sanatçının imzası ve 1977 tarihi bulunmaktadır. Cevdet Altuğ, 1947 yılında Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdikten sonra, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde çalışmıştır. Daha sonra çalışmalarını Eczacıbaşı’nın Kartal’daki atölyesinde sürdürmüştür.

Operatör Cemil Topuzlu Caddesi üzerinde, Öziş Apartmanı’nın girişinde, seramik sanatçısı Müfide Çalık’a ait, 1983 tarihli ve imzalı bir pano bulunmaktadır. Ne var ki, apartmanın konumu öyle gizli ki, cadde üzerinden geçerken bu panoyu fark etmek neredeyse imkânsızdır. Ulaşmak için başka bir apartmanın otoparkından geçmek gerekir. Kısacası, bir yüzyıl daha bu güzel eserden habersiz geçilebilir.

Caddebostan’ın eski adı “Cadı Bostanı”ymış. II. Abdülhamit döneminde, sonradan piyade ferikliğine ve paşalığa yükselecek olan Cemal Bey, buralarda ucuz topraklar satın almış; çünkü o yıllarda bölge oldukça boşmuş ve arazinin pek değeri yokmuş. Cemal Bey, daha sonra Cemal Paşa olunca, burada havuzlu bir köşk yaptırmış. Çiftehavuzlar semtinin adı da işte bu köşkten ve köşkün havuzlarından geliyormuş.

Mehtap Sokak, İlhan Bey Apartmanı’nın girişinde yer alan pano ise cam duvardan oluşmaktadır.

Irmak okullarının hemen yanında gözüme çarpan bir bina oldu: 70’lerden kalma Sahil Apartmanı. Kentsel dönüşüme girmesine ramak kaldı. Arşivime eklemeden geçmek olmazdı. Özellikle seramik panosundaki kuş figürleri ve binaya karakter kazandıran balkonları insanın aklında kalıyor.

1977’de mimar Selahattin Oruk tarafından tasarlanıp inşa edilen apartmanın güzel bir sürprizi daha var: Sadece ön cephesi değil, arka cephesi de seramik panolar düşünülmüş. Panolar Beril Anılanmert’e ait. Çoğu binada arka cephe kimse görmez diye konulmaz ama burada tam tersi. İşte bu gibi detaylar, insanı durup biraz daha bakmaya zorluyor.

Caddebostan’da Vezir Sokak No:10’daki aparman girişinde bulunan bu pano, geometrik motifleri ve kuş figürleriyle dikkat çeken Kadriye Ezel’e ait bir çalışma.

Artık yürürken gözlerim yere değil, yukarılara takılıyor. Apartmanların cephelerinde, yıllardır belki de kimsenin fark etmediği mozaik, seramik ve rölyef panoları inceliyorum. Şehrin kalabalığında, tabelaların ve beton yüzeylerin arasında sıkışmış bu sanat eserleri, sanki geçmişin sessiz tanıkları gibi orada duruyor. Kim yapmış, ne anlatmak istemiş, neden tam da o binanın cephesine yerleştirilmiş? Bilmiyorum. Ama her biri, şehrin kimliğine gizlenmiş küçük birer ipucu gibi… Ve ben, adımlarımı rastgele atarken bile onların izini sürmekten kendimi alamıyorum.

Kentsel dönüşüm ne yazık ki kentin hafızasının çok önemli bir parçasını oluşturan bu apartmanların yok olmasına neden oluyor. Apartmanların cephelerinde yer alan sanat eserleri de yıkım sürecinde sökülüyor, zarar görüyor, yok ediliyor.

İstanbul, Kadıköy, Caddebostan Mah., Bağdat Cad., No: 261’de sadece ön cephede yapının simetrik cephe düzenine vurgu yapacak şekilde tam orta aksa Sanatçı: İlgi Adalan tarafından yapılmış. 

Bu eserlerin korunması; çağdaş seramik ve mozaik sanatının günümüze kadar devam eden tarihsel sürecinin kesintisiz ve doğru olarak aktarımına ve bir anlamda kent belleğinin korunmasına büyük bir katkı sağlayacaktır.

Cadı Bostanı, yani bugünkü Caddebostan, hareketlenmeye başlayınca, buraya başkaları da yazlık konaklar yaptırmaya başlamış. Bunlardan biri Horoz Ali Paşa’ymış. Rivayete göre Ali Paşa, askerlerine sözlerini Namık Kemal’in yazdığı bir marşı söyletince, Sultan Abdülhamid’in emriyle, büyük emekle yaptırdığı konağında ev hapsine alınmış. Söylentilere göre o konağın bulunduğu yer, günümüzde plajın olduğu alandır.

Gülistan Sokak, Veli Güneysu Apartmanı’nın girişindeki seramik pano ise 1991 yılında inşa edilmiştir.

Kadirağa Sokak’ta Güneysu Apartmanı denmiş ama bu apartman o sokakta değil. Gülistan Sokak’taki Güneysu Apartmanı yeni kentsel dönüşüme girmiş. Alpaslan Taci’nin seramik panosunu az farkla kaçırdım. Umarım apartman tamamlanınca yerine yeniden konulur.

Gidip bulamadığım eserler:

Mehtap Sokak, Birlik Apartmanı: Dış kapı çevresine yerleştirilmiş anonim seramik kaplama.

Haldun Taner Sokak No:15, Erdişli Apartmanı: Ön cephede beş adet madalyon ve asansörün dışını kaplayan seramik panolar bulunmaktadır. Panolar, seramik sanatçısı Türkan Güner’e aittir; üzerinde “Türkan” imzası ve 197? tarihi görülmektedir. Maalesef kentsel dönüşüm kapsamında 2023 Şubat ayında yapı yıkılmıştır.

Caddebostan, Plaj Yolu Sokak, Sembol Apartmanı: Burada Mustafa Tunçalp’in modüler seramik pano eseri yer alıyordu. 1941 Diyarbakır doğumlu Tunçalp, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu Seramik Bölümü mezunudur. Bauhaus ekolüyle yetişmiş, Prof. Hakkı İzzet ve Hakkı Karayiğitoğlu gibi çağdaş seramik hocalarından eğitim almıştır. Ayrıca Çanakkale Seramik Sanat Atölyesi’ni kurmuştur.

Kadirağa Sokak, Evren Apartmanı: Giriş kapısı üstü ve zemin kat merdiven boşluğunda seramik panolar bulunuyordu. Panolar üzerinde “Banu” imzası ve 1980 tarihi okunmaktadır.

Şekerciler Apartmanı: Kentsel dönüşüme giren yapı nedeniyle kapı üstü girişteki seramik pano maalesef yok olmuştur.

Mehtap Sokak No:32, Başaran Apartmanı: Giriş kapısındaki pano, kentsel dönüşüm nedeniyle 2023 yılında yıkılmıştır. Panoda kahverengi, beyaz, bej, siyah, krem, turkuaz ve turuncu renkler hakimdir; daire ve dikdörtgen formlardan oluşmaktadır. Maalesef özgün eser ve özgün yapı artık mevcut değildir.

Mehtap Sokak No:3, İlhan Bey Apartmanı: Ön dış cephedeki İlgi Adalan eserleri de kentsel dönüşüm nedeniyle yok olmuştur.

Bu eserler, kentsel dönüşüm sebebiyle günümüze ulaşamamıştır.

Ancak sevindirici bir gelişme de yaşandı: Kadıköy’de kamusal alanda bulunan seramik panolar, Kadıköy Belediyesi Meclis Kararı ile 2024 yılında koruma altına alındı. Artık kentsel dönüşüm kapsamında yıkılacak yapılardaki sanat eserleri, yeni yapılarda da hafızalarımızda korunacak ve gelecek nesillere aktarılacaktır.

Caddebostan, Kadirağa Sokak No:5’te yer alan Ümit Apartmanı’nın girişinde bulunan seramik pano, sanatçısı bilinmemekle birlikte seramik karolar üzerine yapılmış sır süslemeleriyle tasarlanmıştır.

Sarıgül Sokak No:26’da bulunan Burak Apartmanı’ndaki seramik pano, uzun yıllar hem sanatsal üretim hem de endüstriyel çalışmalar yapacağı Çanakkale Seramik Fabrikası’nda, ayrıca Almanya’daki Adolf Kunst Keramik Fabrikası ve Yıldız Porselen Fabrikası’nda çalışan Tunçalp’e aittir. Akademi yıllarında soyut kuş formlarıyla başlayan üretimi, 62 yıllık sanat hayatı boyunca çeşitli soyut figürlere dönüşerek devam etmiştir. Çanakkale Seramik’te birçok yapıya büyük boyutlu modüler panolar tasarlayarak teknoloji ve sanatı birleştirmiştir. Tunçalp, eserlerinde kültürel öğeleri soyut bir yaklaşımla ele alarak özgün tasarımlar yaratmıştır.

Prof. Mustafa Reşit Belgesay Sokak’taki Kuyucu Apartmanı’nda yer alan ressam, tiyatrocu ve seramik sanatçısı İlgi Adalan, başta Kadıköy olmak üzere Türkiye’nin farklı noktalarına kazandırdığı sayısız seramik panodan biridir. Seramiği adeta bir tuval gibi kullanan sanatçı, Akademi’de Cemal Tollu ve Halil Dikmen atölyelerinde aldığı resim eğitiminin etkilerini panolarına taşır. Kendi üretimini, “Eserlerimi soyut dışavurumcu bir tarzda oluşturuyorum. Geometrik formlara düşkün olduğumu söyleyebilirim.” sözleriyle tanımlar. Adalan, panolarında çok renkli kompozisyonlar kurarken, heykel çalışmalarında çoğunlukla siyah ve beyaz sırları tercih eder.

Yetişemediğim bir başka eser ise, Erdoğan Ersel tasarımı olan ve Baharın başlangıcını anlatan Gorbon eseri; Tanzimat Sokak’taki 6 numaralı Kural Apartmanı’nın girişindeymiş.

Caddebostan, İskele Sokak’ta yer alan Fatih Apartmanı’nda yetişen İlgi Adalan, ünlü D Grubu ressamları Cemal Tollu ve Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun atölyesinde sanatını geliştirdi. Resim kökenli bir sanatçı olarak, seramiklerinde organik motifleri üç boyutlu olarak soyutlayarak kendine özgü bir soyut dışavurumcu üslup ortaya koydu. Her bir eseri hem doğadan hem de sanatçının iç dünyasından gelen bir ritim ve enerjiyle izleyiciye ulaşır. İlgi Adalan’ın eserleri, izleyenlerde hem görsel bir coşku hem de düşündürücü bir duygusal derinlik uyandırır.

Dedemin, babaannemin, halamın ve amcamın cenazelerinin kaldırıldığı, mevlütlerin okunduğu Galip Paşa Cami, 1453 Erenköy, Bağdat Caddesi’nde köklü bir tarih taşıyor. Sultan II. Abdülhamid Han döneminde, 1899 yılında valilik ve nazırlık yapmış olan Galip Paşa tarafından yaptırılan bu cami, sadece bir ibadet yeri değil; ailemin anılarının ve dualarının sessiz tanığıdır. Zaman içinde, 1985 yılında Hacı Süleyman Tarman tarafından eklenen bölümle cami, geçmişin izlerini koruyarak bugüne taşınmıştır. Her adımda geçmişin nefesini hissettiğim bu mekân, benim için hem manevi bir yer hem de ailemin hatıralarının yaşamaya devam ettiği bir köşedir.

Nihat Kızıltan Sokak No:12’deki Karani Apartmanı’ndaki seramik pano, Sadıkoğlu İnşaat siparişi ile İlgi Adalan tarafından yapılmıştır.

Nihat Kızıltan Sokak No:14’teki Eser Apartmanı’nda yer alan ve sanatçısı Sermin olan pano, apartmanın kentsel dönüşüme girmesi nedeniyle artık yerinde değildir.

Kuleli Yalı (Erenköy Mihran Efendi Köşkü), Noter Sokak üzerinde, denize yakın bir konumda yer alıyor. Mihran Efendi Köşkü, Erenköy’de deniz kıyısına yakın bir noktada inşa edilmiş iki katlı, kuleli bir ahşap köşktür. Verandalı, gölgelikli, kırma çatılı ve açık balkonlu yapısı ile çevresindeki diğer köşklerden oldukça farklıdır. Köşke adını veren ilk sahibi Kayserili matbaacı Mihran Efendi, matbaacılık ve gazetecilikle uğraşmıştır.

Mihran Efendi’nin sahibi olduğu gazete, Sabah Gazetesi, son Meclis-i Mebusan döneminde İttihat ve Terakki yönetimine karşı sert muhalefet yürüten Peyam Gazetesi ile birleşti. Peyam-ı Sabah adını alan gazetenin yönetimini de Boris Johnson’ın dedesi Ali Kemal üstlendi. Millî Mücadele döneminde sert muhalefet yapan gazetenin başyazarı linç edilirken, Mihran Efendi yurt dışına kaçtı.

Yapı, son dönemlerinde Doktor Neşet Osman Bey tarafından satın alındı ve restore edildi. Günümüzde doktorun aile mirasçıları tarafından konut olarak kullanılmaktadır.

Kemal Tahir’in bir zamanlar Suadiye’de yaşadığı yer: Alan Sokak No:8 D:2’de oturuyormuş.

İlber Ortaylı, yalnız kalmayı bilmenin ve tek başına vakit geçirmenin; düşünce derinliği, yaratıcılık ve kişisel gelişim için önemli olduğunu söyler. Hatta gezerken bile kafanın boşalması için yalnızlığın faydalı olduğunu anlatır. Başkalarıyla sürekli dip dibe gezmenin gözlem yeteneğini körelttiğini de özellikle vurgular.

Bir başka değerli İstanbul tarihçisi Sermet Muhtar Alus Erenköy’ü şöyle anlatır:

“Boğaziçi’nde su kıyılarında ve ahşap olanlarına yalı denirdi. İstanbul’un sayfiye semtlerinde, bahçeler içinde ve yine ahşap olanlarına köşk; şehirde, ayrı harem ve selamlık daireleri bulunan ve çoğu kâgir olanlarına ise konak denirdi.”

O dönem vezir ve devlet ricâlinin sayfiyelerinin çoğu Erenköy ve çevresindeydi. Evkaf Nâzırı Galip Paşa, Divan-ı Muhasebat Reisi Zühtü Bey, maliye muhasebecisi Ziya Bey, Beytülmal Müdürü Hüsnü Efendi, Ticaret ve Nafia Nâzırı Zihni Paşa… Daha gerilerde ise Maliye Nâzırı Reşad Paşa, Maliye Serveznedarı Halid Bey, Masraf Nâzırı Hasan Paşa ve Gazi Edhem Paşa’nın köşkleri bulunurdu.

Köyün ecnebileri de vardı. Şarap tüccarı Alman Ekerlin, yine Alman Herter… Bunların daha zengini ise İçerenköy’de yaşayan Thomson Biraderlerdi.

Nasıl ki boğaz da Sarıyer, Üsküdar, Beykoz ve Beşiktaş’ta yalı bolluğu varsa, Kadıköy Moda, Erenköy, Göztepe, Caddebostan’da da köşk bolluğu var.

Kadıköy ilçesinin 21 mahallesi var. 

Bunlardan birisi Erenköy. 

Erenköy’ün Osmanlı yönetimine geçmesi, Orhan Gazi’nin 1326 ile 1359 yılları arasında yapmış olduğu padişahlık dönemine kadar gider.

Orhan Gazi’nin yanında dönemin önemli dervişlerinden Geyikli Baba bulunurmuş. Erenköy’ün Osmanlı yönetimine geçmesiyle birlikte Geyikli Baba’nın müritlerinden Eren Baba, Gözcü Baba, Ali Gazi, Kartal Baba ve Sarı Gazi gibi erenlerin öncülüğünde; Erenköy, Göztepe ve Merdivenköy’de yerleşim başlamış. Eren Baba’nın Erenköy istasyonu çevresindeki türbesi de zaman içinde yok olmuş. 

Sultan Abdülaziz ve Sultan II. Abdülhamid dönemlerinde Erenköy’de sadece bağlar ve bağ evleri varmış. 

Buranın havasının ve doğasının güzel olmasından dolayı dönemin bürokrat ve elit tabakası bu bölgeyi yazlık ve sayfiye yeri olarak kullanmaya başlamış.

Zamanla burası zarif ve görkemli köşkler ve konaklarla dolmuş. Galip Pasa ve Zihni Pasa, ilki Bağdat Caddesi, ikincisi iç tarafta olmak üzere, kendi adlarını taşıyan camiler yaptırmışlar. Sahrayıcedit Camii de aynı donem eseridir. Cemile Sultan, Kabasakal Mehmed Pasa, Ali Pasa, Memduh Paşa buraya yazlık yaptıranlar arasındadır. Cumhuriyet döneminde de Kazım Karabekir ile Fevzi Çakmak Erenköy’e yerleşenlerdir. 

Bu köşklerden biri olan Arif Hikmet Pasa Köşkü’nü Ethem Efendi Caddesi’nden çıkarken, görmeden geçmek mümkün değil. Erenköy’ün en güzel köşklerinden biri.

Köşk, Sultan Abdülhamid’in tahtan indirildiğine dair meclis kararını ve fetvayı kendisine bildiren 5 kişilik heyette yer alan bir dönemin Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa tarafından 1900 yılında İtalyan bir mimara yaptırılmış.

Arif Paşa, köşkünün inşasında kullanılan keresteleri Romanya’dan getirtmiş ancak kendisi köşkte fazla yaşayamamış.

Paşa'nın ölümünden sonra Hacı Tevfik Pazarcı'ya satılmış ve köşk Müfit Pazarcı köşkü olarak anılmış. 

Köşk kagir (tuğladan) bir zemin üzerine ahşap ve Cihannümalı (evlerde etrafı seyredebilmek için çatıların üstüne yapılan taraça veya oda, kule) olarak inşa edilmiş.

Marmaray’dan çıkışta Hatboyu Sokak ile Telli Kavak Sokağı’nın kesişiminde bulunan Zihni Paşa Cami’yi 1900–1904 yılları arasında Mustafa Zihni Paşa, Sultan II. Abdülhamid döneminde Ticaret ve Ziraat Nazırı olarak görev yaparken yaptırmış. Cami, ünlü mimar Vedat Tek tarafından tasarlanmış. İç yazılar ise hattat Sami Efendi tarafından yazılmış. Avlusunda çeşme ve Mustafa Zihni Paşa ile ailesine ait mezarlar bulunmaktadır. Tek minareli ve tek şerefeli olan bu cami, “Erenköy İstasyon Cami” olarak da bilinmektedir.

Erenköy Yesari Asım Arsoy Sokak’ta yer alan Sarı Köşk, 19. yüzyıla ait zarif bir sivil mimarlık örneği olarak dikkat çekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Miras Kültür Varlıkları Envanteri’nde kayıtlı olan bu köşk, şehrin hızla değişen dokusuna karşı dimdik ayakta durmaya çalışıyor.

Erenköy İstasyon Çeşmesi, 1920’lerin başında, ismi bilinmeyen bir anne tarafından yaptırılmış. Neoklasik üslupta inşa edilen bu zarif çeşme, anne iki çocuğu Fâhir ve Fâtıma’yı erken yaşta kaybettiği için özel olarak tasarlanmış: iki musluklu ve karanfil kabartmalarıyla çocuklarının anısını yaşatıyor.

Erenköy’de dolaşırken, şehrin içinde saklı kalmış ne kadar çok köşk olduğunu görmek insanı hayrete düşürüyor. 

Erenköy İstasyon caddesi üzerinde bulunan Behçet Bey Köşkü ve müştemilatı. 20.yy başına ait bir eser. Köşk restore edilmiş, müştemilatın restorasyonuna başlanacak gibi görünüyor.

Erenköy Nimet Ekşioğlu Sokak’ta yer alan Fırat Köşkü, mahalledeki diğer tarihi köşkler gibi geçmişin zarif izlerini taşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Varlıkları Envanteri’nde kayıtlı olan bu köşk, yapım tarihi ve mimari detaylarıyla ilgili net bilgiler sınırlı olsa da varlığı bile bölgenin 19. ve 20. yüzyıl sivil mimarlık dokusunu gözler önüne seriyor. Mahalledeki köşklerin çoğuyla birlikte, Fırat Köşkü de Erenköy’ün tarihî atmosferine küçük ama anlamlı bir katkı sunuyor.

Erenköy’deki bir diğer dikkat çekici yapı, İstasyon Caddesi üzerinde yer alan Zihni Paşa’nın av köşkü. Zihnipaşa Camii’nin banisi olan Zihni Paşa tarafından yaptırılan bu köşkün zemin katı taş, üst katı ise ahşap olarak inşa edilmiş. Zamanla hasar gören ahşap kat günümüze ulaşamamış ve zemin katın üstü çatıyla kapatılarak tek kat hâline getirilmiş. Bugün köşk, Zihnipaşa Camii’nin imamlarının lojmanı olarak kullanılıyor; yanındaki bina ise kız Kur’an kursu binası olarak hizmet veriyor.

Erenköy’ün birbirinden güzel köşkleri kendilerini dört koldan kuşatan yüksek apartmanların arasındaki vaziyeti pek hazin.

Şemsettin Günaltay Caddesi üzerindeki tarihi köşk

Ethem Efendi Caddesindeki Konak ve arkasındaki site bahçesindeki köşk

Ethem Efendi Caddesi No:87’deki bir başka tarihi köşk

Erenköy Yesari Asim sokakta özel bir okul olan Sokullu Mehmet Pasa Konağı.

Şemsettin Günaltay Caddesi’nden Sultan Sokağı’na saptığımda önüme Erenköy Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi’nin bahçesinde bulunan Ziya Pasa Köşkü çıktı. 

Ziya Paşa tam adıyla Abdülhamid Ziyâeddin Tanzimat devri devlet ve fikir adamı, gazeteci ve şairdir. Osmanlı İmparatorluğu’nda 19. yüzyılın en önemli devlet adamlarından birisidir ve Tanzimat edebiyatının en fazla eser veren yazarlarındandır. Şinasi ve Namık Kemal ile birlikte “Batılılaşma” kavramını ilk defa ortaya atan Osmanlı aydınları arasında yer alır.

Sultan Abdülaziz döneminde Avrupa’ya kaçarak Jön Türkler’e katılmış. Çıkardığı gazete aracılığıyla devrin hükûmetini eleştirmiş. Yurda döndükten sonra vali olarak hizmet vermiş ve görev yeri olan Adana’da vefat etmiş.

Erenköy’ün heykellerinin oldukça etkileyici hikâyeleri var. İlk bakışta yalnızca kamusal alanı süsleyen sanat eserleri gibi görünseler de her biri semtin geçmişine, insanlarına ve yaşanmış anılarına dair izler taşıyor.

Sinan Ercan Caddesi Kuşluk Parkı önünde bulunan heykel bu parkın arkasında bulunan Ziverbey köşkünde İşkence gören ve işkencede yaşamını yitirenlerin anısına konulmuş. Kamuoyunda Ziverbey Köşkü olarak bilinen ve tarih sayfalarına kara bir leke olarak düşen Zihni Paşa Köşkünde 12 Mart 1971 askeri darbesi döneminde işkence edilerek hayati organlarını kaybeden, sakat bırakılan ve Öldürülen yurttaşların anısına, Kadıköy Belediyesi tarafından heykeltraş Rahmi Aksungur’a yaptırılmıştır.

Diğer heykel ise Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi olarak bilinen hastanenin bahçesindeki “Umuda Dokunuş” adlı heykel.

Dönemin hastane yönetimi, akıl ve ruh sağlığı hastanelerine bir sembol kazandırmayı hedeflemiş ve bu süreçte Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni model almış. Heykel, 2008 yılında sade bir törenle açılmış. Üç figürden oluşan bu eser, farklı düzeylerdeki psikiyatrik sorunlardan muzdarip bireyleri tasvir ediyor. Figürlerin ucundan tutarak çektikleri örtü ise umut ve tedaviyi sembolize ediyor.

Bayar Caddesi üzerinde bulunan Tüccarbaşı Böcekli Cami, 1913 yılında parasını ipek böcekçiliğinden kazanan Fatma Zehra adında bir kadının bağışladığı arazi ve para ile yapılmış. 2019 yılında ibadete açılmış. Tek minaresi ve tek şerefesi olan bu caminin, avlusunda şadırvan ve Fatma Zehra Hanım’ın mezarı bulunmaktadır.

Döküm çeşmelerden bir tanesini Göztepe Tütüncü Mehmet Efendi sokağında görmüştüm. Bu da Tüccarbaşı Böcekli Camii’nin tam karsısındaki Sinan Sokağı’nın hemen başında. Osmanlı Tarzı çeşme mimarisinin aksine batı üslubunda döküm olarak yapılmış.

Kayışdağı Suyu Çeşmesi (Fahrettin Kerim Gökay Cad. – Atatürk Cad. – Şemsettin Günaltay Cad. kesişimi Sahrayı Cedit Camii önü) İstanbul’un Kayışdağı suyunun yerleşim içindeki çıkış noktalarından birinde yer alan tarihî bir çeşme. Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemlerinde İstanbul’un birçok semtinde olduğu gibi burada da mahalle sakinlerine temiz yeraltı / kaynak suyu sağlamak için bu tür çeşmeler inşa edilmiş. Kayışdağı çevresi, Şile’ye kadar uzanan su yollarının, derin kuyuların ve su kaynaklarının bulunduğu bir bölge olduğundan, bu çeşmenin de geleneksel olarak Kayışdağı kökenli su getirmek üzere tasarlanmış.

Şemsettin Günaltay Caddesi ile Yelkenli Değirmen Sokak’ın kesişiminde yer alan Sahrayı Cedit Camii, 1875 yılında inşa edilmiş ve cami duvarındaki yazıya göre Sirkeci–Edirnekapı demiryolu yapımı sırasında yol güzergahında kalmaması için Cankurtaran semtinden buraya taşınmış. 

Tek minaresi ve tek şerefesi olan bu caminin, avlusunda şadırvan ve çeşme bulunmaktadır.

Sinan Ercan Caddesi ile Şakacı Sokak’ın kesişiminde yer alan Kazasker Camii, diğer adıyla Şeyhülislam Kasidecizade Süleyman Sırrı Efendi Camii, 1902 yılında Sultan II. Abdülhamid döneminde kazaskerlik görevinde bulunan Kasidecizade Kazasker Süleyman Sırrı Efendi tarafından yaptırılmıştır. Tek minareli ve tek şerefeli olan cami, sade fakat zarif mimarisiyle semtin tarihî dokusuna katkıda bulunur. Avlusunda yer alan küçük hazirede caminin banisi Süleyman Sırrı Efendi ile oğlu Ahmet Talat Kasidecioğlu’nun mezarları bulunmakta.

Erenköy Kozyatağı’nda Sinan Ercan Caddesi’ne cepheli Ahmet Reşat Paşa Köşkü, semtin günümüze kadar ulaşan en görkemli tarihî konaklarından biridir. Köşk, Ahmet Reşat Paşa tarafından Abdülhamit II döneminde yaptırılmış; inşasına 1886 yılında başlanmış ve tamamlanması yaklaşık 14 yıl sürmüştür. Yaklaşık 140 yıllık geçmişe sahip olan yapı, haremlik ve selamlık bölümleriyle Osmanlı konak mimarisinin önemli örneklerinden biri olarak ayakta kalmayı başarmış. Köşkün mimarı olarak Ketebehu Mehmet Efendi gösterilir ve yapının tamamlanmasının ardından burada dönemin mülki, askerî ve sivil devlet erkânının katıldığı görkemli bir kabul töreni düzenlendiği anlatılır.

Altı yıl boyunca Osmanlı’da Maliye Nazırlığı görevini yürütmüş olan Ahmet Reşat Paşa, Batı maliyesi üzerine eğitim almış ilk Osmanlı maliyecilerinden biri olarak da bilinir. İki bölüm halinde inşa edilen köşkün iç mekânında bulunan bazı tavan süslemeleri ve resimlerin bizzat Ahmet Reşat Paşa tarafından yapıldığı söyleniyor. 

Paşa’nın genç yaşta hastalık nedeniyle hayatını kaybeden kızı Suat Hanım’ın acısı ise bölgede yaptırdığı Suadiye Camii ile hatıra hâline gelmiş; camiye kızının anısına “Suadiye” adını vermiş. 

Erenköy-Kozyatağı semti ile özellikle Sinan Ercan Caddesi boyunca yoğunlaşan tarihi köşk dokusu, İstanbul’da bu ölçekte korunabilmiş nadir örneklerden biri olarak öne çıkıyor. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başına tarihlenen bu zarif yapılar, günümüzde titizlikle restore edilerek farklı işlevlerle yaşamaya devam ediyor; kimi kültürel mekân, kimi ofis ya da konut olarak yeniden kente kazandırılmış durumda.

Bu şekilde restore edilmiş ve işyeri olarak kullanılan bu köşkler hem bulunduğu yerin tarihsel kimliğini yansıtması hem de geçirdiği dönüşümle bugünün kent yaşamına uyum sağlaması açısından özel yere sahipler.

Erenköy Kabasakal Mehmet Pasa Harem ve Selamlık Köşkü ve Gezeryan Köşkü 

Erenköy Şemsettin Günaltay Caddesi ile Tüccarbaşı Sokağın kesiştiği yapı adasında üç ayrı binadan oluşan köşk Kabasakal Mehmet Paşa tarafından inşa edilmiş. 

Kabasakal Mehmet Paşa Sultan II. Abdülhamit döneminde baş hafiye olarak görev yapmış, iri yarı bir şahısmış. Göğsüne kadar gelen sakallarından dolayı kabasakal ünvanını almış.

Kabasakal Mehmet Paşa yazları Erenköy’de, Şemsettin Günaltay Caddesi’ndeki evinde otururmuş. Üç katlı ahşap konak ve yan sokağa bakan selamlık binası çok özenli yapılmış. Havuzlar ve kameriyeler bahçesinde mevcutmuş. Meşrutiyetin ilanından ve Sultan Hamid’in tahtan indirilmesinden sonra, Mehmed Paşa asılarak idam edilmiş. 

Şimdilerde Kabasakal Mehmet Paşa tarafından yapılmış olan köşk yapılarından harem olan yapı anaokulu olarak kullanılıyor. Paşanın idamından sonra köşk satılmış. Bu köşkün tüm inşaat malzemeleri Avrupa’dan ithal edilmişti. Bu ithalatı yapan Ermeni tüccar Tomik Gezeryan bu malzemeleri ithal etmişti. Köşkü de Gezeryan satın almış.

Karaköy’de büyük bir mağazası olan, her türlü bahçe malzemesi ve aletleri Avrupa’dan ithal eden Tomik Gezeryan, çok namlı bir tüccarmış. Halk arasında “Keseryan” olarak bilinir ve çividen kazma küreğe kadar her cins demir malzemeyi satarmış. Kış aylarında Şişli’de otururmuş. Mehmet Paşa’nın köşkünü aldıktan sonra yaz aylarında Erenköy’de oturmaya başlamış. 

Hareketli bir hayatın hüküm sürdüğü Gezeryan’ın evinde, İngiliz mürebbiyeler çocuklara ders verir, kendilerine tahsis edilen dairelerde yaşarlarmış. Erenköy’deki köşkün selamlığı yazları hiç eksik olmayan misafirlere açılır, geniş bahçe son derce bakımlı tutulurmuş. Varlık vergisine kadar ailenin bu yaşantısı devam etmiş. Ancak varlık vergisinden sonra ticari hayatları sarsılınca aile Erenköy’deki bu köşkü satmak zorunda kalmış.

Her iki köşkün arasındaki kısım etrafı çevrilmiş, ne olacağı meçhul olarak duruyor.

Gezeryan’ın kız kardeşi ise yaz aylarında asıl konak ile selamlık arasına sonradan yapılan ve ana konaktan biraz daha küçük olan binada kalıyormuş. Selamlık kısmı şimdilerde oldukça gizemli bir özel konut.

Kadıköy Erenköy’de, tren istasyonunun hemen yanında yer alan Zürafalı Köşk, diğer adıyla Kazım Karabekir Köşkü, Kurtuluş Savaşı’nın önemli isimlerinden Kazım Karabekir Paşa’nın 1930–1938 yılları arasında ikamet ettiği köşkü. Köşkün “Zürafalı” ismi, bahçesinde eskiden gerçek boyutlu bir zürafa heykeli bulunmasından geliyor; bu detay, Sunay Akın’ın hikâyelerinde de sıkça anlatılıyor. Sultan II. Abdülhamid döneminde Maarif Nazırı Münif Tahir Paşa tarafından üç katlı ve 20 odalı olarak yaptırılan köşk, I. Dünya Savaşı sırasında hastane olarak kullanılmış, ardından Kazım Karabekir Paşa tarafından satın alınmış ve ailesiyle yaşamış. Ne yazık ki köşk günümüze orijinal hâliyle ulaşmamış; yerine yapılan iki kagir yapıdan biri, bugün Kazım Karabekir’in anısına oluşturulmuş müze olarak hizmet veriyor.

Bir zamanlar zarafeti ve mimarisiyle dikkat çeken Erenköy köşklerinin birçoğu bugün okul öncesi yuvalara dönüşmüş durumda. Bu köşkler, geçmişin estetik mirasını korurken yeni nesillerin ilk eğitim adımlarına da ev sahipliği yapıyor; böylece Erenköy’ün tarihi yapıları, çocuk sesleriyle dolu canlı mekânlara dönüşerek yaşamaya devam ediyor.

Açelya sokakta bulunan Şemsettin Günaltay Köşkü

Yesari Asim Arsoy sokakta bulunan tarihi Yalçınkaya Köşkü 

23 Nisan sokağında bulunan Kuşluk Parkı karsısındaki köşk. 

Telli Kavak sokaktaki köşk

Erenköy Sultan sokağı üzerinde yer alan Mühürdar Fuat Paşa Köşkü, 20. yüzyıl başlarında inşa edilmiş zarif bir sivil mimarlık örneği olarak dikkat çekiyor. 1986 yılında Zuhal Yüksel Tansev tarafından Kadıköy Belediyesi’ne bağışlanan köşk, günümüzde bahçesinde küçük bir kafe bulunan, kültürel ve sosyal etkinliklere açık bir mekân olarak yaşamını sürdürüyor. Yapının mimari detayları hakkında bilgi olmasa da bölgedeki diğer köşklerle birlikte Erenköy’ün tarihî dokusuna anlamlı bir katkı sağlıyor.

Apartman seramikleri mimarlığın yalnızca duvarlara değil, zamanın içine işlenen bir kültür izi. 

İlgi Adalan, 1990’lı yıllardan 2000’lere kadar Sadıkoğlu İnşaat’ın apartmanları için özel seramik panolar tasarlamış; bu panolardan biri de Dilruba Sokağı’ndaki İhsan Kavukçuoğlu Apartmanı’nda görülebilir. Hem görsel bir zenginlik sunan hem de dönemin mimarlık anlayışını yansıtan bu seramikler, Erenköy’ün modern sivil mimarlık dokusuna ayrı bir karakter katıyor.

Kentlerin belleğini taşıyan seramik panolar, sokakların ve apartmanların tarihini gözler önüne seren sessiz anlatıcılardır. Nurettin Ali Berkol Sokak’ta yer alan Oğuz Apartmanı’nın girişine yerleştirilmiş seramik pano da bu geleneğin güzel bir örneğini oluşturuyor.

Erenköy’ün tarihî yapı zenginliğinin bir parçası olan Eczacıbaşı Köşkü, İstanbul’un Kadıköy ilçesindeki Ethem Efendi Caddesi üzerinde yer alır ve 19. yüzyılda Dr. Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu köşk, yalnızca bir konut değil; kendi bahçesinde çeşitli ağaçların yetiştirilip incelendiği, adeta bir arboratoryum gibi işlev gören özel bir mekân olarak tasarlanmıştır. Dr. Ali Paşa, yöreye en uygun ağaç türünü belirlemek için burada uzun yıllar araştırmalar yapmış ve sonunda Erenköy iklimi için çam türlerinin en uygun ağaçlar olduğuna karar vermiştir- bu seçim, çevredeki diğer köşk bahçelerine de ilham kaynağı olmuştur. Köşk, 1956 yılında restore edilmiş ve zamanla arsasına apartmanlar yapılmış olsa da bugün hâlâ ayakta durmakta ve bir firma tarafından kullanılmaktadır. Yapının mülkiyeti Eczacıbaşı ailesine aittir; köşk, semtin sivil mimarlık mirasını yaşatan önemli bir iz olarak varlığını sürdürmektedir.

Kaşaneler Sokağı’nda yer alan Yusuf Paşa Köşkü, iki katlı, zarif bir sivil mimarlık örneği olarak dikkat çeker. Birinci katı Marsilya tuğlasından inşa edilmiş bu köşkün ikinci katı ahşap olup, iki geniş salon ve sekiz odadan oluşur. Dönemine göre ileri sayılabilecek bir ısıtma sistemiyle- bakır borularla taban ısıtmasıyla- donatılmıştır. Bahçesi bağlıktı ve bodrum katında, çeşitli şarapların saklandığı büyük bir şarap mahzeni bulunuyordu. 1890 yılında bir Fransız tüccar tarafından, dönemin Avrupa mimari anlayışını yansıtarak Fransız stilinde yaptırılan bu köşk, Bağdat Valisi olan Yusuf Paşa’nın hizmetine sunulmuş; Paşa, kızlarını eğitim süreleri boyunca burada bırakmıştır. Tarihî atmosferi, özgün mimari detayları ve hikâyesiyle Yusuf Paşa Köşkü, Erenköy’ün kültürel belleğinde önemli bir yer tutuyor.

Arkadaşımın davetiyle sonunda uzun zamandır merak ettiğim apartmanının bahçesindeki o güzel köşke gelme fırsatını buldum. Bahçenin sakinliği ve köşkün huzurlu atmosferi, şehrin telaşından kısa bir mola vermemi sağlamış oldu. 

Erenköy’de Ethem Efendi Caddesi üzerinde yer alan Dilman Towers sitesinin bahçesinde görülen tarihi yapı, büyük ihtimalle Avukat Kani Nazım Dilman Köşkü olarak bilinen yapının kalıntılarından biri.

19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarında Mehmet Ali Paşa ailesine ait büyük bir köşk arazisinin parçasıymış. Bu arazide ana köşk ve selamlık bölümleri bulunan geniş bir koru bulunuyormuş.

2000’lerde bölgede yoğun yapılaşma yaşandı ve aynı korunun içine yaklaşık 12 dönümlük arazi üzerine iki yüksek konut kulesi olan Dilman Towers inşa edildi. Bu süreçte eski köşk arazisinin büyük kısmı yapılaşsa da selamlık yapısı bahçede korunarak bırakıldı.

Sitenin bahçesinin yanındaki tarihi yapı, Mehmet Ali Paşa Köşkü’nün selamlık bölümünden geriye kalan tek yapılardan biri. 20. yüzyıl ortalarında bu yapı, Avukat Kani Nazım Dilman tarafından kullanıldığı için “Dilman Köşkü” olarak da bilinmiş.

Köşk, 1963 yapımı “Bir’e On Vardı” filminde hem dış mekân hem de iç mekân çekimleri için kullanılmış. Dilman’ın ölümünden sonra köşk bir süre sanat evi olarak işlev görmüş, daha sonra “Ethem Efendi 36” adlı restoran olarak işletilmiş ve uzun süre gastronomi mekânı olarak faaliyet göstermiştir.

Erenköy’ün gizli kalmış özel şahıs köşkleri de semtin dikkat çekici ama çoğu zaman gözden kaçan miraslarından. Kimi hâlâ özenle korunup bakımlı bir şekilde ayakta dururken, kimi ise zamanın etkisiyle sessizce terk edilmiş hâlde varlığını sürdürmeye çalışıyor. Bu köşkler, Erenköy’ün geçmişine dair hem zarif hem de biraz hüzünlü izler taşıyor.

Şerafettin sokakta bulunan Hüseyin Paşa Köşkü

Tellikavak sokak. No:14 bulunan köşk

Nurettin Berkol sokak No:29 de bulunan köşk

Erenköy’de zamanla yok olan köşkler de semtin dönüşümünün en çarpıcı izlerinden biridir. Bir dönem bahçeleri, zarif mimarileri ve geniş yaşam alanlarıyla Erenköy’ün karakterini şekillendiren bu köşklerin birçoğu, yıllar içinde yerini apartmanlara bırakmıştır. Bugün geriye ise yalnızca eski fotoğraflar, anılar ve semtin hafızasında yaşayan hikâyeler kalmıştır.

Kazım Karabekir sokağı ile Mehmet Ertem Alp sokak kesişiminde bulunan şimdi terk edilmiş harap sarı köşk

Gazi Edhem Paşa (1844-1909) Kozyatağı’ndaki köşkünün büyük arazisine bugün PTT Hastanesi kurulmuş.

Bu gezimde de mekanların tarihleri, eserlerin anlamı, sokakların, binaların mimari özellikleri, yerel halkın hikayeleri, yaşam tarzları ve lezzet durakları tavsiyeleri için okuduğum, yararlandığım kaynaklar:

İstanbul Gezi Rehberi_ Murat Belge

Strolling Through İstanbul_ Hilary Summer-Boyd & John Freely

Bizans Konstantinopolis’i Sehrin Surlari_ Alexander Van Millingen

Istanbul’un Tarihsel Topografyası_ Wolfgang Muller - Wiener

İstanbul’un Bizans Anıtları_ John Freely - Ahmet S. Çakmak

Haritalarla Gezi Rehberi_ IBB 

Sokak Sanatları İstanbul_ IBB

İstanbul Nasıl Gezilir_ Haldun Hürel

İstanbul Şehrin Sırları_ Faruk Pekin

Yitip Giden İstanbul_ Önder Kaya

İmparatorluktan Cumhuriyete Azınlıklar_ Önder Kaya

İstanbul’dan Sayfalar_ İlber Ortaylı

Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek_ İlber Ortaylı

Taşların Dilinden İstanbul_ Sami Bayraktar

İstanbul’un Sahipleri_ Reşat Ekrem Koçu

İstanbul_ Edmondo De Amicis

Mimar Sinan’ın İstanbul’daki Eserleri_ Aptullah Kuran

İstanbul’un Yabancı ve Levanten Mimarları_ Cengiz Can

Osmanlı Mezar Taşlarının Sırları_ Fatih Çavuş

İstanbul Kazan Ben Kepçe_ Sermet Muhtar Alus

Eski İstanbul’da Yalılar, Köşkler, Konaklar_ Sermet Muhtar Alus

İstanbul’un İlkleri_ Süleyman Göncüoğlu

Köşe Bucak İstanbul_ Osman Cemal Kaygılı

Türkiye’nin Tarihi Eserleri.com

Tarihi yarimada .net

Kültür Envanteri

Tarihi_ İstanbul

Aziz.Istanbul

Hydrohistory

Istanbul_camileri

Istanbulcamileri.1453

AVM yerine CAMİ kültürü

Hakan Güler

Aware İstanbul

Dumyamdaki Bazi Seyler

Gezmekanistanbul

Seyir.Defterinden

Sehrin Panolari

Wikipedia

The Magger

Her Umut Bir Ortak Arar

İstanbul’u böylesine güzel anlattıkları için teşekkür ederim. 

Tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir; içinde yer aldıklarım hariç. Bazı mekanlarda ‘Fotoğraf çekmek yasaktır’ ya da mekân girilmesi yasaktır ya da kapalı ya da restorasyonda gibi engeliyle karşılaşsam da gezginlerin kamuya açık sayfalarından yaptıkları paylaşımlar sayesinde bu yerleri ekleyebiliyorum. Onların paylaşımları sayesinde, erişemediğimiz birçok tarihi mekâna uzaktan da olsa tanıklık edebiliyoruz. Bu değerli paylaşımlarını bizlerle buluşturdukları için kendilerine teşekkür ederim. 

İnternet kaynaklı bazı fotoğrafları, bilgileri uzun zaman önce isimsiz kaydetmişim arşivlerime, o yüzden kaynak belirtemediğim sahiplerinden de özür diliyorum. Emeğe saygı önemli

Tavsiye ettiğim yerlerle bir iş birliğim veya reklamım yoktur.