391

Karantinada Cumalıkızık-Mudanya-Trilye ve Gölyazı

Long weekend yapalım, Kastamonu Küre Dağları milli parka gidelim kanyonları, vadileri, şelaleleri gezelim derken pandemi kısıtlamaları yüzünden short weekende kaldık. Tekrar karantinaya girmeden bir nefes daha alalım diyerek arabamızı 

İstanbul – Cumalıkızık (155 Km) / Cumalıkızık – Mudanya (47 Km) / Mudanya – Trilye (12 Km )  / Trilye – Gölyazı (40 Km ) /Gölyazı - İstanbul (170 Km) çevirdik.

İlk durak, Osmanlılar’ın Bursa’da ilk yerleştikleri bölgelerden olan, Uludağ’ın kuzeyindeki dik etekler ile vadiler arasında kalan “ KIZIK “ köylerinden 700 yıllık tarihe sahip Cumalıkızık. 2014’te UNESCO Dünya Miras Listesi‘ne kabul edilmiş.

Cumalıkızık yaklaşık 1300’lü yıllarınca kızıklar tarafından kurulmuş bir yerleşim yeri (bugün gördüğümüz yapılar aşağı yukarı 150 yıllık). Kızık, konar göçer Oğuz Türkleri‘ne verilen isim. Cumalıkızık, Bursa ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşuna tanıklık etmiş, bir Dünya Savaşı, bir de Kurtuluş Savaşı geçirmiş 700 yıllık Osmanlı köyü.

Köyde koruma ve yenileme çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev var. Bunlardan 176 tanesi tescilli, 180 ev ise halen kullanımda. Moloz taş, kerpiç ve ağaçtan yapılan evler 2-3 kattan fazla değil. Pencereleri cumbalı, kapı tokmakları ve kulpları dövme demirden.  Evlerin dış renkleri ağırlıklı olarak çivit mavisi, sarı, beyaz ve mor renklerde. Evlerin bulunduğu sokaklar taş döşeme, dar ve kaldırımsız. Hiçbir evin manzarası diğer evin manzarasına ve gün ışığına engel olmamakta. Bu evlerin en ünlüleri Konuk Evi, Sanat Evi, Çoban Evi, Etnografya Müzesi…

Cumalıkızık’ın bu kadar bilinmesine neden olan dizi Kınalı Kar. Bulanlar Konağı da dizinin çekildiği yer.

Cumalıkızık otobüs durağının olduğu meydanda birçok tezgah var. Burası Cumalıkızık’ın pazar yeri. Köyün yerlileri elleriyle yaptıkları reçelleri, gözlemeleri, erişteleri satıyorlar. Ayrıca burası kahvaltı mekanları ile ünlü. Aç gidip, sıcak soba etrafında serpme kahvaltı yapmadan dönmeyiniz.

Buranın en ilginç ve en dar aralığı Cin Aralığı… Geçit sokağın başından belli olmuyor. Cin Aralığı'nın genişliği 60 cm. Kurtuluş savaşında İşgalcilerin kovaladıkları askerler bu sokağa girince bir anda ortadan kayboldukları için onları cinler mi kaçırdı söyleminden buraya Cin Aralığı denmiş.

Köyün meydanında karşınıza Cumalıkızık Cami çıkıyor. Selçuklu mimarisi etkisiyle yapılmış yaklaşık 300 yıllık bir cami. Ahşap revağı, direkleri, başlıkları Osmanlı mimarisinden izler taşıyor. Osmanlı döneminde bir tarafı mescit bir tarafı medrese olarak kullanılmış. Kubbesi olmayan caminin doğu cephesindeki çift merdivenin altındaki tonozlu nişin içinde de Zekiye Hatun Çeşmesi yer alıyor.

Cumalıkızık Camii’nin tam yanında moloz taşla örülmüş Cumalıkızık Hamamı var.  1983 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü onarmış. Hamamın ılıklık, sıcaklık, su deposu ve tıraşlık gibi bölümlerinin orijinal olduğu ama diğer bölümlerinin sonradan eklenmiş.

Cumalıkızık sokaklarını ortasında eğimli döşenmiş taşlardan sürekli su akıyor. Uludağ’dan eriyen buzlar buraya su olarak akıyor. Hem köyün yaz aylarında serin kalmasına yardımcı oluyor hem de bu akan suların toplanmasıyla köy halkı tarlalarını sulayabiliyor.

Küpeli Ev, UNESCO Derneği Proje Uygulama Evi. Cumalıkızık’ı koruma yaşatma projelerinin hepsi bu evde yürütülüyor. Yaklaşık 350 yaşında olan evin adı evin her yerinde olan küpe çiçeğinden gelmiş. Eskiden bu köyde yaşayan insanların kullandığı eşyaları ve o zamanlardaki ev düzenini görebilirsiniz. Evdeki tüm eşyalar Bursa’dan toplanmış. 2010 yılında restore edilip müze haline gelmiş. Giriş ücretı 5TL.

Cumalıkızık gezimizden sonra Bursa’nın en iyi korunmuş ilçelerinden Mudanya’ya doğru yola çıktık. Bursa’nın bu güzel ilçesi Bursa’ya yaklaşık 20 km mesafede. Bu sahil kasabasının tarihinin MÖ 7. yüzyıla kadar aslında İyonlular’a kadar uzanıyor. Bizans Döneminde, Haçlı Seferleri’nin yapıldığı sırada, Montania adıyla kurulan son şehir. Daha sonra, 12. yüzyılın başlarında Mudanya, Osmanlı topraklarına dahil oluyor. Kurtuluş Savaşı döneminde İngilizler’in işgal etmeyi denediği Mudanya, daha sonra Yunanlılar tarafından işgal edilse de, savaşın sonunda Türk topraklarında kalıyor. Birbirinden güzel evler denize paralel uzanan sokaklarında bulunmakta ve hemen hepsi denize bakmakta.

19. yy inşa edilen Mudanya Mütareke Evi Müzesi, Mudanya merkezdeki Halitpaşa Mahallesi’nde. Türk - Yunan savaşına son veren ateşkes anlaşmasının yapıldığı yalı.  Kurtuluş Savaşı’nı bitiren yer. Mudanya Mütarekesi; Türk Kurtuluş Savaşı’nın mütarekeyle taçlanması ve Mustafa Kemal başkanlığındaki Ankara Hükümeti’nin Türk Milletinin tek temsilcisi olarak kabul edilmesi itibariyle Türk Kurtuluş Savaşı açısından bir hayli önemlidir. Müze pazartesi günleri hariç haftanın her günü 5 TL ücret ile ziyaret edebiliniyor.

Mudanya’nın en gezilesi yerlerinden birisi Halitpaşa Mahallesi. Rum mahallesi ya da Girit Mahallesi. Eski tahta konaklar, minik kafeler, el işi tezgahları, rengarenk sokakları var. Mahalle İtalyan mühendis Piçiretu tarafından planlanmış. Lozan sonrası mübadele zamanı Rumlar buradan göçünce, yerine Girit’ten gelen Türkler yerleşmiş. Restore edilmiş ve edilmeyi bekleyen harika konaklar var.

Son dönem Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri de Mudanya Kent Müzesi olan Tahir Paşa Konağı. 18. Yüzyıl Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biri olan Tahir Paşa Konağı’dır. Mudanya Merkez’de Şükrü Çavuş Mahallesinde yer alan bu tarihi konak, iki katlı olup ikinci katındaki odayı süsleyen ve Lale devrinden kalan motif ve süslemeler görülmeye değer.

Bizans İmparatoru Konstantin döneminde yapılmış Kumkaya Kilisesi'ne uğramadan olmaz.

Buradan Mudanya’ nın yazlık yerlerinden ve kiliseleriyle ünlü ve birçok yerli diziye ev sahipliği yapmış Trilye‘ye varıyoruz. Tirilye = Trilye = Zeytinbağı… Bu üç isim de aynı yer için kullanılıyor. Kafanız karışmasın.

Bir rivayeye göre de, İznik Konsülü sırasında Hristiyanlığa freski sokmaya kalktıkları için afaroz edilen 3 rahip buraya sürgün edilmiş ve buraya da 3 rahip anlamına gelen Trilye adı verilmiş.

Trilye’nin adı 1909’da süikaste kurban giden Mahmut Şevket Paşa’nın anısına Mahmut Şevket Paşa olarak değiştirilmiş ama halk Tirilye demeye devam etmiş. Bunun üzerine 1963 yılında “Zeytinbağı” olarak ismi tekrar değiştirilmiş. Bu isim de benimsenmeyince 2011’de tekrar Tirilye olmuş. Tirilye bucağı, Mudanya ilçesinin batısında ve Marmara Denizi kıyısındadır. Genelde 2 – 3 katlı, ahşap veya taş 150 – 200 yıllık geleneksel evler Osmanlı – Rum sentezi olan bir yer.

Tirilye’nin en ikonik binası olan 4 katlı Taş Mektep, Neo Klasik tarzda Kıbrıs Eski Cumhurbaşkanı Makarios’un da eğitim aldığı okul 1909‘da yapılmış. 1839 Tanzimat Fermanı sonrası batı tarzı düzenlemeler yapmaya yönelen Osmanlı Devleti’nin eğitim alanındaki reformlarının hala ayakta olan örneği. Trilye metropoliti Chrisostomos tarafından yaptırılan okul, mübadele sonrası 1924 yılında Kazım Karabekir tarafından öksüzler evi olarak tekrardan kullanıma açılmış 1928’de de ilkokul olarak kullanılmaya devam edilmiş. 1988’de bina çatısındaki ve cephesindeki sorunlar nedeniyle çürüğe alınarak tamamen boşaltılmış. Şimdi yeniden restore ediliyor.

Eski ismi Hagios Stephanos olan, 7. yüzyıl Bizans’ından kalma eski kilise. 1560’de kiliseye minare ve mihrap eklenerek ismi Fatih Camisi olmuş. Camiinin hemen yanına da Yavuz Selim tarafından Avlulu Hamam yaptırılmış. Tirilye limana tepeden baktığınızda dikkat çeken yapılardan çünkü her ne kadar camiye çevrilmiş olsa da bütünlüğü bozulmamış.

Dündar Evi, aslında Yuannes Kilisesi adında bir 19. yüzyıl kilisesi. Duvarlarında taştan oyma Bizans işlemeleri var. Mübadele sonrası özel mülk olan yerlerden. O dönemde Giritli bir ailenin yaşadığı bina, daha sonra burayı bir apart otel haline dönüştürmek isteyen bir iş adamına satılmış. Ancak bürokrasi yüzünden işler umduğu gibi gitmeyince o da vazgeçip satılığa çıkarmış. Bugün burası kullanılmadığı için biraz atıl bir durumda. 

İnce, uzunyapılı ve bir tabutu andıran Tabut Ev'e girenlerin bir hafta içinde açıklanamayan sebeplerle ortadan kaybolmasından ötürü yeraltından güçlerce yönetildiğine inanılıyor! Yerliler sadece ince uzun tipinden ötürü böyle bir isim koymuşlar. Mülkün sahipleri buraya “yamaç mimarisine uygun güverte şeklindeki ev” denmesini tercih ediyor. İki sokağın arasına sıkışmış, 200 yıllık eğlenceli bir yapı.

Trilye güzel mimarisi ve Deli Kızın Evi ya da halkın dediği Perili Ev... Tabuttan çıkan periler bu eve geçiyor. 1890 yılında yapıldığı sanılan bu eve eski olduğu için yaklaşılmaması, insanların başına tuğla kiremit düşebileceği yazıyordu camlarına iliştirilmiş kağıtlarda.

13. yüzyıldan kalma yapılardan olan Kemerli Kilise (Başmelekler Kilisesi) ‘nin ya da Panagia Pontobasilissa Kilisesi. Dört büyük meleği tasvir eden fresklere sahip. Tarihte duvarlarına resim yapılan ilk kilise olarak geçiyor. Yunan haçı şeklinde tasarlanmış olan kilisenin, Hz. Meryem’e adandığı biliniyor. Hristiyan aleminde büyük önem taşıyan kilise günümüzde İstanbul Fener Rum Patrikhanesi’nin Bursa Metropolitliğine atadığı Elpidophoros Lambriniadis tarafından satın alınmış Restorasyondan sonra kilise olarak hizmet vermeye devam edecek.

Mübadele sonrası öksüzler evi olan Taş Mektep öğrencilerinin yemekhanesi olarak kullanılan Aziz Vasil Kilisesi sonraki dönemlerde de sinema ve düğün salonu olarak kullanılmış. 2009’da restorasyonu tamamlandıktan sonra da kültür merkezine dönüştürülmüş.

Tarih boyu buraların barbunu öyle meşhurmuş ki, Trilye ismi barbunun Rumcası olan “trigliya”dan alıyor. Güzel mezeleri arasında kapak saganaggi ve tereyağında kızartırmış rum peynirini denemenizi tavsiye ederim.

Gezimizin son durağı olan Uluabat Gölü üzerindeki bir adaya kurulmuş olan Gölyazı Köyü. Gölyazı, Uluabat Gölü üzerinde yüzen minik bir ada!! Aslına incecik bir köprü ile ana karaya bağlı bir yarımada. Burası bir zamanlar Apollon Krallığı‘nın başkentiymiş. Daha sonra Bizans, sonra Osmanlı. Mübadeleye kadar sakin sessiz bir Rum balıkçı köyüymüş. O zamanlar Uluabat’ın adı Apollont, Gölyazı’nınki de Apolyont imiş…

Günümüzde sit alanı olarak koruma altına alınan Gölyazı’nda tüm kıyı şeridi yaklaşık 1.5 km.

Mitolojik dönem var ise tabii efsanesi de var. Efsaneye göre yıllar önce Odryes Çayı Bandırma’dan denize dökülürmüş. Bu çayın bulunduğu yerde Melde Krallığı, bugünkü Ulubat Gölü’nün bulunduğu yerde Apollonia Krallığı varmış. Melde Kralı bir gün Apollonia Kralı‘nın kızını oğluna ister. Ancak Apollonia Kralı’nın kızı bu evliliğe razı değildir. Apollonia Kralı da kızını korumak için bir tepe üzerine saray yaptırır ve kızını buraya saklar. Bu duruma çok kızan Melde Kralı intikam ateşi ile yanıp tutuşur. Odryes Çayı’nın yolunu değiştirerek tüm Apollonia’nın sular altın kalmasına neden olur. Prensesin kaldığı saray da sularla çevrili bir ada olarak kalır.

Uluabat Gölü’nde 11 küçüklü, büyüklü ada var. Bunlardan yakın olan birkaçına balıkçıların tekneleri ile gidebiliyorsunuz. Sandalcılar 15-20 dakikalık tur boyunca hem sizi yarımada etrafında gezdiriyor hem de bölgenin tarihine dair bilgiler veriyor.

Son senelerde dizi ve filmler de yer alması Gölyazı’yı tanınır yaptı. Özellikle Haluk Bilgiler’in Şahsiyet dizisi, Güneşi Beklerken dizisi ve ünlü sinemacı Derviş Zaim’in Balık filmi Gölyazı’da gerçekleştirilmiş yapımlardan. Manuş Baba’nın Dönersen Islık Çal klibini de unutmayalım.

Ağlayan Çınar Gölyazı’nın simgesi. Tam tamına 747 yaşında! Ağlayan Çınar’a ismini Mehmet Okatan vermiş, ağacın altında da kendisinin şu dizeleri bir tabelada yazılı: “Tarihin verdiği yorgunlukla yan yatmış ulu bir çınar… Lakin, yaşamaktan umudunu kesmemiş, uzanmış öylesine bağrı yanık, yaprakları hüzün, içi kan ağlarcasına, savaşlara, acılara, kara sevdalara tercüman olurcasına ardında sevgi bahçesi, açamayan gonca bir gül, önünde, oluk oluk gözyaşlarının eseri koca bir göl.” Ağlayan Çınar’a ağlayan yakıştırılmasının yapılmasının arkasındaki asıl neden, yüzyıllar içinde gittikçe yan yatan ağacın gövdesinin bir bölümünden zamanla doğal kaynak suyunun yüzeye çıktığı bir oluk oluşması, o oluktan akan suyun da ağacın altında minik bir havuz oluşturması. Ağacın gölgesi tek başına bir çay bahçesini gölgede bırakırcasına büyük. Ağaç Gölyazı’yı karaya bağlayan köprünün hemen başında. Bir de köylülerin kendi anlattıkları hikayesi var tabii... O zamanlar birbirlerine deli gibi aşık olan Mehmet ile Eleni ayrılmak zorunda kalır. Mehmet sevgilisinin peşinden gider ama Eleni’nin abisi biz artık düşanız gelme der. Mehmet ısrar edince abisi onu hançer darbeleri yaralar. Mehmet son bir güç ile Eleni ile her zaman gizlice buluştukları çınar ağacına gider. Bu durumu öğrenen Eleni de ailesinin yanından kaçıp çınara geldiğinde Mehmet’in öldüğünü görünce sevgilisinin yanında intihar eder. Efsane bu ya, çınar da o günden bugüne ağlarmış.

Aziz Panteleimon Kilisesi 19. yüzyıl Anadolu Rum Ortodoks miraslarından birisi. Mübadele yıllarına kadar aktif bir şekilde ibadet yeri olan kilise, mübadele sonrası da bakımsızlık, yangınlar ve başka amaçlarla kullanılmaktan zarar gören yerlerden biri. Şimdi restore edilerek kültür evi konumunda.

Şu meşhur karpostallarda olan adayı yol ile bağlayan yukardan görüntü için Gölyazı ve Uluabat Gölü’nü yukarıdan gören Zambak Tepesi ‘ne çıkın. Yarımadanın karaya bağlandığı noktanın karşısındaki tepeye, 10 dakikalık bir yürüyüşle ulaşabiliyorsunuz. Zambak Tepe’nin ismi de bölgede mübadele öncesi yaşayan Rumlara ait mezar başına zambak dikme geleneğinden geliyormuş. Eskiden bu tepe bir Rum mezarlığı olduğundan ismi de Zambak Tepe olarak süregelmiş. Antik dönemde bu tepede bir de amfi-tiyatro varmış. Kalıntıdan sadece tabela görebiliyorsunuz.

31 Aralık’a kadar evimize kapanırken herkese sağlıklı bol gezmeli günlerimize tekrar kavuşmak dileğimle... 

Einstein'a sormuşlar;

Dünyada yaşam nasıldır?
"Üst sınıf yaşar, orta sınıf şikayet eder, alt sınıf ise şükreder."
Ya inanç durumu? 

"Üst sınıf paraya, orta sınıf lidere, alt sınıf da Tanrıya tapar." demiş.
Dünyanın özetini bundan daha iyi anlatan bir anekdot.