989

Bu ülkede üç şey olmayacaksın: KADIN, ağaç ve hayvan

İnsan SSK'ya düşmeye görsün... Hastamızın özel rahatsızlığı ve bu konuda deneyimli, sürekli bu tür hastalara müdahale eden konusunun en iyi bölüm başkanı, başhekim ve Profesör için Göztepe Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi olayımız başladı. Öncesinde yatış işlemleri için günlerce gel gitler başladı... 07:30’da gel, git, 09:30’da gel, git,  14:00’de gel, git, 16:00’da gel, git,  yarın sabah gel denilen neden gidip, gelinmesi gerektiği açıklanmadan, sorduğunda “bekleyin” diye azarlanan bir sürece başladık... Yatış işlemleri için iki saatten fazla yatağına yatacağımız hastanın taburcu olmasını bekledik, bir saat yatağın çarşaflarının değişmesi beklendik. Hasta nerdeyse ameliyattan gelecekti halen yatağı hazır değildi... Daha yolun başında tükendik... Üç saat süren, hiç bir bilgi verilmeyen ameliyat sonrası hastayı getirecek hasta bakıcının vakit bulup getirmesi ile odasına hastamız geldi. Bu arada en az maaşı alan hasta bakıcılar en çok çalışanlar. Hastayı hazırlıyor, ameliyata götürüyor, ameliyattan getiriyor, yatağa koyuyor, yatağı hazırlıyor, çarşaflarla ilgileniyor, hemşirelerin istediklerini oradan buradan getiriyor, eczaneden ilaç alıyor, ameliyata gerekenleri yetiştiriyor, yerleri siliyor, tuvaletleri temizliyor, çöpleri boşaltıyor, yemek dağıtıyor. Hasta bakıcı  ameliyattan çıkan hastamızı yatağa koymak için ayakları ile yatağa basıp bizi de bir ucundan tutturup karga tulumba misali iç organlarına kadar temizlenmiş ciddi ameliyat geçirmiş hastayı yatağa beraber koyduk.

Tüm bunlar hayretle olurken bir de hastanın ayılması sırasında hemşire hastanın idrarını değiştireceksiniz demez mi o an tepem attı. Hemşireler yapmak istemedikleri işleri refakatçılara emir vererek yaptırmaya alışmışlar. Ne yazık ki çaresiz ve eğitimsiz hasta yakınları da yapmaları gerektiğini sanarak itirazsız, sessizce yapmaktalar. Doktora kadar süren sesli itirazlarım ve neden yapmayacağım açıklamalarım doğrultusunda idrar değişimini hemşire stajerleri yapmaya başladı. Refakatçlier, o zaman kan da alsınlar, tansiyon da ölçsünler. Uçağa bindiğimizde hostes içeriden seslenip gelin kahvelerinizi alın demiyor. Bu yetmezmiş gibi koridorun başından bağırıp hastanın üstünü değiştirin, yürütün gibi kabaca emir vermeye devam etti hemşire. Her yerinde sonda, serum bulunan, ameliyatlı, acı içinde, ellemekten korktuğumuz hastaya bizim müdahale etmemiz isteniyor. Bizler profesyonel refakatçi değiliz. Hastaya nasıl dokunmamız gerektiğini bilemeyiz. Elbette yine itiraz ve uyarılarım çerçevesinde gönderilen hasta bakıcılar tarafından bu işlem yapıldı.

Bu olumsuzlukları yaşarken gayet havasız, klimasız, boyasız, kırık-dökük odada, her yeri yırtılmış, açılmayan, içe gömülen,  kırık koltuklarda insancıl olmayan koşullarda refakatçı olarak hastanın yanında hasta taburcu olana kadar gece ve gündüz kalmamız istendi. İçler acısı durumumuz.

Hastanede hemşireler çok rahat Size, şu malzeme kalmadı gidin alın, hastaya püre gidin alın, hastaya çorba gidin alın, hastanede idrar için sürgü kalmamış gidin alın vs demekte. Hastaya durumu izlenerek özel koşuluna istinaden asla yemek verilmemekte. Eğer sabah, öğlen ve akşam hasta durumu elverip yemedi ise bir daha durumu müsait olduğunda yemek verilmemekte. Tüm bu olumsuzlukları yaşayan biri olarak sessiz kalmayıp itirazlarımı, Hastane Başhekimliği’ne giderek Hasta İtiraza şikayet dilekçe, Hemşireler Müdürü, Müdür yardımcısına, Teknik malzeme müdürlüğüne bir saate yakın anlatarak dile getirdim. Dinlediler, yardımcı olacaklarını, gerekli uyarıları yapacaklarını, kırık malzemeleri yenileriyle değiştireceklerini belirterek yanlarından ayrıldım.

Şu ana kadar bir şey yapılmadı... Bugün  dördüncü günümüz...Gece bu şekilde geçtikten sonra sabah tekrar Başhekimliğe giderek söylemem üzerine yarım saat sonra koltuk değişti... Biz bugün taburcu olacağız ama bizden sonra gelecek hasta refakatçilerine bir nebze yardımımız dokunduysa ne mutlu.

Sabahtan taburcu olunacağı söylenmesi üzere beklemeye başladık. Muhtemelen yatak bekleyen hastalar için çabuk yapılır derken nerdeeee olduğunu gördük. Akşama kadar geçen zamanda neden, niçin cevabını alamadan bekleyin, bekleyin denilerek akşamı ettik. Bu arada koridorda hastayı yürütürken yoğun bakımda yer olmadığı için beş gün ameliyat olmayı bekleyen hastanın hikayesini hayretle dinledim. Uzun bekleyiş anındaki kızgın sorgulamadan doktor gelip reçete yazmasını beklediğimizi anladım. Buradaki en büyük kopukluk doktor ile hemşire arasındaki iletişimsizlik. Hemşire doktora soramıyor, doktor ne zaman müsait olursa ya da hatırlarsa süreç hareketleniyor, akıyor. Bu arada da hemşire hastayı “bekleyin” diyerek başından uzaklaştırıyor. Hasta bekliyor, bekliyor... İki kere taburculuğumuz iptal oldu. Bir doktor tamam çıkabilirsiniz diyor, diğeri hayır diyerek iptal ediyor. Böyle bekleye bekleye akşam 16:00’da artık “biz gidiyoruz, siz işlemleri yaparsınız sonradan” dememiz üzerine geçen “gidemezsiniz”, “gideriz” tartışması sonrası 19:00’da taburcu olduk. Eczane kapanmadan ilaçları almaya gittiğimde daha taburcu olunmaması üzerine ilaçları borca aldık. Aradan birkaç gün geçtikten sonra eczaneye gittiğimde halen taburcu olunmadığını öğrenmem üzerine eczacının tek tek beyaz kağıda yazıp verdiği ilaçları yazdırmak için hastaneye tekrar gittim. Sekreterlik, jinekoloji arasında gidip gelerek, birkaç kişiye defalarca aynı konuyu anlata anlata doktorun işim var, bekleyin, bu benim işim değil demesi, nazını iki saat çekerek reçeteyi yazdırıp eczaneye şükür diyerek gittim... O da ne beyaz kağıda yazılan büyük harflerle iki ilacın ne ayıp ki doktor tarafından yanlış yazıldığını gördüm... O an lanet olsun diyerek ilaçların parasını ödeyip eczaneden ayrıldım. Tipik ne doğru yapılıyor ki diyen sıradan vatandaş gibi içimden sessizce söylenmekten başka bir şey ne yazık ki yapamadım.

İnsanlar evlerinden, işinden çıkarken kapıyı kilitleyip bulundukları statüyü ve insani davranışları orada bırakıp çıkmıyorlar. 

Dünyada en demokratik kavram, hastalıktır. Etnik köken, mezhep, cinsiyet, zengin-fakir ayırmaz, herkese eşit davranır, kimseye ayrıcalık tanımaz.

Bir işveren zorunlu olarak asgari ücretli bir işçiye yılda 5000 TL, sağlık hizmeti primini yirmi iş yılı boyunca ödeyip karşılığında aldığı sağlık hizmeti??????.

Sağlık hizmetinde lüks olmaz. İnsanlarımız parası olsa da olmasa da aynı hizmeti alabilmeli.

Sağlık personeli mutsuz, bıkkın... Nasıl sağlık hizmeti verecekler?

Doktor ve Başhekimlik’te sürekli bu tür şikayetleri alan çalışanlar ile yaptığın konuşma esnasında hastanenin en kötü şartlara sahip bölümünün Jinekoloji ve Kadın Hastalıkları olduğunu öğrendim. Ne yazık değil mi? Sizleri doğuran annelere, bütün hayatı boyunca gözü gibi baktığı evlatlarından gördüğü kıymet. Boşuna demiyorlar: Bu ülkede üç şey olmayacaksın: KADIN, ağaç ve hayvan...