2063

Bulgaristan | Sunny Beach, Nessebar, Burgas

Bayram tatili için Halkidiki, Sunny Beach ve Datça arasında gidip geldik ve öyle bir yer düşünün ki, denizi Kabak Koyu, gecesi Bodrum, gündüzü Marmaris, eğlencesi ise Ibiza diyerek Bulgaristan Sunny Beach’a karar kıldık.

Sunny Beach Burgas, İstanbul’dan 3 saatlik mesefade. Dereköy sınır kapısından çıkış yapılıyor. Bu sefer biz kendi arabamız ile gitmedik çünkü arabaya yapılan sigortadaki hassas noktalardan dolayı Bulgar Konsolosluğu aradığımızda gördük ki yabancı plakalı arabaları otel otoparkında bıraksanız bile çalınıyor ve bulanamıyor olduğu. Hatta Bursa milletveklili yarım saatliğine otelde yukarı çıkıp üstünü değiştirene kadar arabası çalınmış. Hay Allah desek de kendimizi bu bölgeyi görmekten alamadık gene. Allaha emanet deyip otobüs ile yolculuğa başladık. Yol, sınır kontrolleri dahil toplam 6 saat kadar sürdü. Yolun Türkiye kısmı İğneada yolu olduğu için ağaçlık, ormanlık gittikçe manzara daha da güzelleşmeye başlıyor. Sınırı geçtikten sonra ise yol enfes bir hale dönüşüyor. Yol, bir şerit gidiş, bir şerit geliş, toplam sadece iki şeritli. Ama yolun her iki tarafı ağaçlarla dolu.

İner inmez beş yıldız statüsündeki otelimize Victoria Palace Beach Hotel and Spa’ya yerleştik... Burası 500 odalı, hemen sahilin önünde, spa, yüzme havuzu olan yörenin en büyük bir oteli. Restaurant ve yemekler oldukça başarılı... Hatta mutfağında Michelin yıldızlı şef olduğu söyleniyor. Çalışanlar oldukça güleryüzlü ve müşteri odaklı. Otelin otoparkı var ama biz malum sebeplerden dolayı arabayı getirmedik.

Yerleştikten sonra etrafı tanımaya ve tabii ki yemek yenilecek mekenların keşfine başladık. İlk gözümüze kestirdiğimiz meken Hawai Restaurant and Bar Sunny Beach... Burası oldukça popüler, her akşam önünde sıra olan, bu yörenin en başarılı ve eğlenceli mekanı. Ortam gayet güzel, porsiyonlar büyük, garsonlar kibar... Atıştırmalık olarak masaya Bryndza, taze inek, koyun, keçi, bazen manda sütü ile hazırlanan turşu peyniri gelmekte. Bitmiş peynir tuzlu suda saklanıp, kullanımdan önce doğrudan çıkarılmakta... Bryndza, atıştırmalık hem de sebze salatalarının yanında sunulmakta.

Size biraz Bulgaristan’a has lezzetlerden bahsetmek istiyorum;

Kamenitza Bulgaristan'ın en çok tüketilen birasıdır, iki buçuk litrelik olanları da mevcuttur. Tadına doyum olmayan bu birayı Bulgaristan'a gidip de içmeyen neredeyse yoktur.

Mastika Mezesiz tüketilmesi zor olan, alkol oranı yüksek, yerel 47 derece bir votka mı rakı mı bilemedim. Alışkın olmayanı fena çarpıyor.

Boza Tüm bozalardan farklı olarak ekşi değil de tatlı olan bu boza lıkır lıkır içilebilen tatda.

Kulaç pişiden çok farkı olmayan bir hamur işi

Akıtma Krepe benzerlik gösteren; fakat krepten farklı olarak mayayla yapılan hamur işi

Baniçka İnce hamurun içine peynir koyularak yapılan börek.

Kifla Yumuşacık hamuru, içindeki koyu kıvamlı marmelatıyla özellikle kahvaltıların vazgeçilmezi.

Donut bizim İzmir lokmanın halka gibi olanı ve üzerine şekerli çilek sosu dökülmüş hali...

Ertesi gün denize girmek için sahile koştuk. Nessebar’ın sahili olarak bilinen Sunny Beach, ülkenin en çok bilinen tatil bölgesi. Burgaz’ın da en güzel yeri. Sahil yolunda Pomorie ve Nessebar’ı takip ederek Sunny Beach’a ulaşılıyor. 8 kilometre uzunluğunda altın kum sahili var. Deniz tamamen kum ve ılık. Karadeniz olduğu için dalgalı ve sığ. Ister havlunuzu atarak isterseniz şezlong ve şemsiye kiralayarak tüm gün sahilde geçirebilirsiniz. Şemsiye 9 Leva, şezlong 9 Leva. (,17TL). Yalnız tabii ki burası Karadeniz. Karadeniz’in dalgaları meşhurdur. “Karadeniz denizdir, kah uslu kah delidir.'' Denizler içinde en deli, en şiddetli, en hırçın dalgalar Karadeniz’dir.

Arena Club House bu akşam deneyelim dedik. Burada

Paella, Beef Kavurma (Bulgar yemeği), Shopska Salad (salatalık, domates, kırmızı biber, zeytin ve soğan üzerine rendelenmiş beyaz peynir) yedik... Mekanda canlı müzik yapan bayan sesi oldukça iyiydi.

Yemek sonrası biraz müzik, ve dans ile geceye devam dedik... Her yerde Tribute showlar var... İçecek çok ucuz ve genellikle kokteylerde 1 alana ikinci bedava şeklinde satış yapıyorlar.

Bugün akşam üzeri denizden sonra hem gezmeye hem de geceyi geçirmeye Nessebar’a gittik. Nessebar’a Sunny Beach de 4 km mesafede. Her 15 dakikada bir kalkan otobüse kişi başı 1.30 Leva ödeyerek gidiliyor.

UNESCO listesinde bulunanNessebar adeta Amasra’yı andırıyor. 300 metrelik yapay olan bir yol minik adayı karaya bağlamaktadır.

Nessebar’ın tarihi Milattan Önce 600 yıllarına kadar dayanıyor. Kentte 13. ve 19. yüzyıllardan kalma birçok kilise, kale ve tarihi yapıtlar bulunmaktadır. Kentte neredeyse yeni bina yok. Yani tarihi yapıtlar korunmakta ve günümüze kadar ulaştırılmış.

Roma ve Bizans döneminden kalma tarihi eserler, Osmanlı evleri, Arnavut kaldırımlı şirin sokakları ve birçok deniz manzaralı lokantaları ile Bulgaristan sahillerinin en gözde turistik merkezlerinden birisi...

18 ve 19. yüzyıllarda inşa edilen ahşap evler Bulgaristan mimari stilini yansıtması açısından, çok iyi korunarak günümüze ulaşmışlar. Ahşap evler, Karadeniz tipi evler şeklindeler.

Hristos Pantokrator Kilisesi XIII-XIV yüzyılda inşa edilmiş. Kilise mimarisi ile en etkileyici ve en iyi korunmuş Ortaçağ kiliselerinden birisi. Kilise 16 x 6.90 metre. Aynı zamanda 2 giriş kapısı bulunmaktadır. Kilisenin tepesindeki çam odası olan kilise yarım daire şekilde 8 adet pencere yer alır. Kilisenin duvarlarında yer alan işlemelerin bir kısmı halen görülebilmekte.

Saint Sofia (Hagia Sofia) Kilisenin 5 veya 6. yüzyılın başlarında inşa edildiği düşünülmekte. Kilisenin şu anki görünümü 9. yüzyıldan sonrasına ait. Kilise 26 metre uzunluk ve 13 m bir genişliğe sahip. Günümüze kadar sadece kilisenin duvaları ve sutünları ulaşmış. 1257 yılında Venedikliler tarafından yağmalanmış olan kilisedeki Aziz Theodore ait olan emanetler Venedik’te “San Salvatore” kilisesine götürülerek saklanmıştır.

Saint Paraskevi Kilisesi Bulgaristan Çarı Ivan Alexander (1331-1371) zamanında yapıldığı düşünülmekte. Ama tarihçilerin büyük bir kısmı kilisenin 10. yüzyılda yapıldığını sonradan Ivan Alexander tarafından büyük bir onarım yapılmış olabiliceğini savunuyor. Kilise bugün sanat galerisi olarak ziyarete açık. Kilisenin içerinde yer alan eserlerin bir çoğunlu Sofia’daki Arkeoloji Müzesi’nde görebilmek mümkün. Küçük bir bölümünü ise Nessebar’daki sergilenmekte.

Nessebar Arkeoloji Müzesi'nde Antik, Ortaçağ ve Rönesans dönemine ait arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan objeler sergilenmekte.

Etnoğrafya Müzesi - Moskoyani Evi: Zengin bir Yunan tüccar tarafından 1840 yılında inşa edilmiş. İki katlıdır. Binasın ikinci katı ahşaptan yapılmış. Evin ortasında yıldızlarla süslü ahşap tavan dikkat çekmekte. Evin ikinci katında yatak odaları, yer almaktadır. Odalarda Makedon ve Trakya kültürlerine ait dokuma masa örtüleri, kilim ve minderler ile birlikte yuvarlak masa ve üç ayaklı sandalyeler sergilenmektedir.

Bizans Hamamı St John Baptist Kilisesinun kuzeyinde, yarımadanın kuzey kıyısında, alt bölümdedir. Hamam kompleksi antre, merkezi salon, yüzme havuzu gibi yerlerden oluşmakta. Bunların dışında kalan bölümü ise, toprak altında gömülü, yani henüz kazı yapılmamış. Hamam bölümüne yeraltındaki bir geçit ile su verildiği anlaşılıyor.

Nessebar antik Trakya kent kalıntılarına da sahip. Şehirde hem Osmanlı Türklerini hem de Haçlıları geri püskürtmesi ile ünlü surlar da bulunuyor.

Nessebar’ın mimarisi çok eskilere dayanmaktadır, özellikle Osmanlı eserlerine çok sayıda rastlamak mümkün.

Bir şehri en iyi keşfetmenin, hissetmenin yolu sokaklarında yürümektir. Nessebar sokakları sizi içine geçiyor. Kafanızı çevirdiğiniz yer köşe başında 18 ve 19. yüzyıllarda inşa edilen ahşap evleri görmeniz mümkün. Bulgaristan mimarisini yansıtan bu evler çok iyi korunarak günümüze kadar ulaşmış. Aslında bu tarz evleri Bulgaristan’ın birçok şehrinde görmeniz mümkün. Bunlardan biri olan Plovdiv ile ilgili resim ve yazımı Araba ile Balkanlar Turu 2 ‘de okuyabilirsiniz.

Tabii gezdikten sonra sıra yemeğe geldi... Burada denize bakan bir sürü küçük ama keyifli balık restaurantları mevcut. Biz bu akşam Restaurant Honolulu Nessebar’ı seçtik.

Szopska salad

Dovlecei Greecesti (lamb cheese with bluberry)

Mussels with rice

Tata (small fish)

Barbun

bu akşamki lezziz menumuz oldu. Afiyet olsun.

Sunny Beach ve Nessebar’da tatmak istediğimiz ilk şey kocaman dondurmaları. Tat ve çeşit olarak tamamen diğer dondurmalardan farklı. Burada dondurmalar tartılarak verilmekte. Dondurma konileri (kornetler) çok sert ve içerisine dondurma girince yumuşuyor. 350 gramlık bir dondurmayı biz yaklaşık olarak yarım saatte bitirdik.

Ertesi gün tüm gün denizden sonra akşam Chanove restaurant Sunny beach geleneksel Bulgarian yemek için geldik... SaladShopska ve Moussaka in Pot (Musakka’ yı birçoğumuz bir Yunan yemeğini düşünüyor. Burada Musakka, patlıcan, kıyılmış et, patates ve yumurta krema dolumu ile hazırlanır. Malzemeler tabaka halinde döşenir ve aynı anda yavaş bir ateşte pişirilir, çanak içinde servis ediliyor)

Parlenka with Sunflower Seed

denedik ama sofraya gelen porsiyonları görünce dalga geçiyorlar sandım. Tepem attı. Dört gündür burdayım ilk defa kazıklandık. Yöneticiyi çağırıp şikayet etmeme rağmen başka ülkede başka lisanda bir yere varmak mümkün olmadı tabii ki. Bir daha gelmessiniz dendi ama zaten ben bir daha ne zaman geleceğim ki???☹ Ama yazdıklarımı okuyup başka gelebilecek olanları ne yapacaklar bakalım???

Altı gün deniz, güneş, müzik ve yemekten sonra dönüş yoluna sıra geldi. Otobüs garına giderek kişi başına 6 Leva’ya Sunny Beach’den Burgas’a gece 23:30’daki otobüsümüz için gittik. Ama önce gara gelerek bavulumuzu 2 Leva’ya emanate verip tüm gün Burgas şehirini gezmeye çıktık.

Burgas, Karadeniz’in güneyinde yer alıyor. Nüfusu 230 bin. Bu da ülkenin en kalabalık 4. şehri yapıyor onu. Osmanlı döneminden başlayarak Karadeniz’de oldukça fazla önem kazanan Burgas limanı sayesinde şehir zenginleşmeye ve gelişmeye başlamış. Burgas’ının tarihi sadece 100 yıl eski. Bu nedenle oldukça iyi düzenlenmiş bir kent planına sahip.

Bavulumuzu bıraktığımız otogarın hemen yanında Avrupa'nın en güzel tren garlarından biri de 1903 yılında inşa edilen Burgas Tren Garı var.

Yolun karşısına geçip Largo (Alexandrovska Caddesi) Alexandrovska, Burgas’ın en popüler, en kalabalık ve en büyük caddesine girdik. Trafiğe kapalı ve günün her saatinde yoğun olan cadde üzerinde çok sayıda alışveriş mağazası, restoran, fast-food dükkanı ve cafe bulunuyor.

Burgaz’ın tartşmasız en önemli sembollerinden biri 20. yüzyılın başlarında Bogoridi Caddesi ile Alexandrovska Caddesi’nin kesiştiği köşede bulunan bu küçük saat. Saat yıllardır Burgazlılar için buluşma ve toplantı yeri olarak kullanılmaktadır.

Burgaz şehrinde başlangıç noktası olarak tercih edilen “Hub” olarak bilinen, “pusula” şehrin mimari merkezidir. Alexandrovska Caddesi üzerinde bulunan ve bronzdan yapılmış pusula Burgaz bölgesinde “sıfır” noktası olarak kabul edilmektedir. Sanatsal bir güzellik arzetmektedir ki, kabartma görüntüleri olan, şık bir dekoratif tabak gibidir. Bu ilginç eser heykeltıraş Radostin Damaskov tarafından yapılmıştır.

Alexandrovska Caddesi, Troykata Meydanı ile son buluyor. Bu meydan 19. yüzyıl sonlarında planlanarak uzun yıllar pazar yeri olarakkullanılmış. 1934 yılında, 3 aydınlatma direği dikilerek meydana “Troykata (Troika)” adı verilmiş. Troika kelimesi “3 atın çektiği araba (üçlü ittifak)” anlamına gelmekte. Bu meydan siyaset, spor, müzik vb. alanlarda kullanılmakta.

Meydanın tam ortasında 18 m. yüksekliğinde “Sovyet Askeri” heykeli bulunuyor. İsim olarak “Alyosha” adı verilen heykel, II. Dünya Savaşı sırasında Burgas’a yardıma gelen Sovyet Ordusu onuruna yapılmış. 1953 yılında dikilen heykelin alt kısmında “şehre gelen orduyu halkın sevgiyle karşılaması” temalı bir kesit anlatılıyor. Ancak kimi Burgas’lı bu heykel için “Geçmişini Unutma” diyor. Kimisi ise “Geçmişini Unut” diyerek yıkılmasını istiyor. 1953 yılında yapılan Alyoşa Anıtı Burgas’taki en ünlü Sovyet Ordu anıtıdır. Sol eli havada olan bir Sovyet askerini canlandıran anıtın yüksekliği 18 metredir ve oldukça etkileyicidir.

Methodius Katedrali, İtalyan mimar Rikardo Toskani tarafından, 1897-1907 yılları arasında yapılmıştır. Duvar resimlerinde, Aziz Cyrill ve Methodius’un resimleri tasvir edilmiştir. Kilise, 1979 yılında, Bulgar Devleti tarafından, ulusal öneme sahip kültür, mimari ve yapısal anıt olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Alexandrovska Caddesi’nin çok yakınında şehrin koruyucu azizi Aziz Nikolay’a adanmış bir tak bulunuyor. Şehir merkezinde, yine şehrin sembollerinden olan bir sanat objesi. Pusulanın yakınlarındadır. Sanatçı İvan Bahchevanov tarafından tasarlanmış. Metal ve taştan yapılmış bu eserde: Burgaz bölgesinin kutsal azizi Nikolay’ın: ikonografik görüntüsü, bir alçak kabartma ile sembolize edilmiş. Azizin kabartma yüzü doğu tarafına bakmaktadır. Bu yüzden, günün ilk güneş ışıkları, Azizin yüzünde parıldamaktadır. Bu eserin altındaki bölümden geçerseniz: hastalıklardan korunacağınız ve yeni enerji alacağınız, vücudunuzun yenileneceği rivayet edilmektedir.

Aleksandrovska Caddesi gibi onu tam ortasından dik kesen Aleko Bogoridi Caddesi şehrin canlı ve hareketli olan bölgesinde. Şehrin tarihi dokusunu çok iyi korunmuş. Güzel tarihi binalar, kafe, restoran, barlar ve mağazalar var. Ama tabii dünya markaları beklemeyin. Daha çok butikler var.

Tabii ki acıktık. Opexa restaurant Burgas’ı seçtik. Burgas chips with young potatoes muhteşemdi... Üşenmemişler patatesleri chips gibi ince ince doğrayıp kızartmış ve üzerine yağ ve baharat ile servis ediyorlar... Burgas da restaurant ve kafeler de enterasan şekilde tuvaletler alaturka...

Yemeğimizi yedikten sonra gezmeye devam ederken gözümüze bahçesinde Hrant Dink adına anıt dikilmiş Armenian Church Saint Cross (Burgas Kutsal Haç Ermeni Kilisesi) çarptı. Burası 19. yüzyılın ortalarından itibaren bir Bulgar Kültür Mirası Anıtı olarak listelenmiş bir Ermeni Ortodoks Kilisesi.

Yürümeye devam… Largo bölgesindeki Gramafon heykeli şehrin sembollerinden birisi. Eser, sanatçı Rusi Stoyanov tarafından tasarlanmış. Anıtın boyu, yaklaşık 2 metre ve oldukça heybetli. Gramafonun çevresinde kolunu çevirmek için çabalayan çocuklar görebilirsiniz. Burgaz şehrinin yaşlıları dikkatle gramafon kolu çevrildiğinde, gramafonun içinden sizi seven kişinin ismini duyabileceğinizi söylüyorlar.

Sea Garden 800 bin metrekare gibi oldukça geniş bir alanı kaplayan ve denize paralel şekilde kurulmuş bir park. 1910 yılında planlanmış ve günümüze kadar yavaş yavaş genişletilen Sea Garden park içerisinde çok sayıda egzotik bitki, ağaç, spor aleti, ülkenin kahramanlarını onurlandırmak için yapılmış heykel, çeşme, anıt, cafe ve restoran bulunuyor.

Burgas limanı şehir ekonomisinin en önemli gelir kaynağını oluşturuyor. Zaten ülkenin en büyük limanı burada. Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olan Lukoil’in Balkan coğrafyasındaki operasyonları ise Burgas’tan yürütülüyormuş. Deniz turizmi, endüstri ve ticaret alanındaki gelişmişliğinden dolayı Burgas’ta işsizlik ülkenin en düşük oranıymış (%4.3). Ancak bu yanıltmasın. Bulgaristan’ın ekonomisi kötü olduğu için yoksulluk oranı bir hayli fazla…

Burgas İskelesi, Burgaz’ın en favori yerlerinden biridir. Merkez plajı üzerinde bulunan ve 1936 yılında inşa edilmiş. Buradan baktığınızda, tüm limanı ve kenti görebilirsiniz. Burada bulunan bir küçük platformda atlayanları, balık tutanları ve yüzenleri görürsünüz, aynı zamanda romantizm içinde özel bir nokta konumunda. Burgaslılar “Haydi biraz yürüyelim” dediklerinde nereden başlarlarsa başlasınlar o yürüyüş mutlaka bu iskelede son buluyor. 300 metre uzunluğundaki iskelede ayrıca her yıl Aziz Jordan (6 Ocak) ve Aziz Nikolay’ı (6 Aralık) anma etkinlikleri düzenleniyor. Jordan gününde gelenek olarak birpiskopos iskeleye çıkarak denize bir haç fırlatır, dalgıçlar ise soyunarak eksi derecelerdeki denize dalıp haçı bulmaya çalışıyorlar. İlk bulanın yıl boyunca sağlık ve refaha kavuşacağına inanılıyor. Nikolay gününde ise denizciler sabahın erken saatlerinde yelkenlerini açarak denize çelenk bırakıyorlar.Bu iskele için “Burgas’a gelip iskeleyi görmemek, Roma’ya gidip papayı görmemeye benzer” denilmekte.

Burgas’da altı adet plaj var en büyüğü Central Beach. Bu plaj neredeyse 2 km. kumsalı ile, şehrin merkez plajı ve gerek Burgazlılar ve gerekse turistler tarafından tercih edilmektedir. Plaj, Seaside Park alanındadır ve bu yüzden şehrin en yeşil ve keyifli yerlerinden birisidir. Plajda duş ve soyunma odaları bulunur. Ayrıca yine plaj bölgesinde futbol, voleybol, plaj tenisi için spor tesisleri buluyor. North Beach de Seaside Park boyunca uzanan, dinlenme, spor ve eğlence merkezi. Plajın uzunluğu yaklaşık 1700 metredir ve genişliği ortalama 38 metredir. Sahilde bulunan kumluk alan her gün temizlenmektedir. Plaj alanında gündüz ve akşamları faaliyet gösteren çok sayıda balıkçı restaurantı, barlar ve publar bulunmaktadır.

Sea Garden boylu boyunca yürümemizin sebebi Sand Sculptures’a Burgas Gezilecek Yerler listesinin olmazsa olmazına gitmek. 8yıldır düzenleniyor. 1 Temmuz-15 Eylül arasında onlarca değişik ülkeden gelen kum heykeltraşları o sapsarı harika kumlara enfes ve devasa kum heykeller yapıyor. Hem yapılışlarını izlemek hem de sanatçıların bu birbirinden eğlenceli dev kum heykellerini görmek unutulmaz bir keyif. Yetiştin 3 Leva, Çocuk 1,50 Leva ödeyerek bu kumdan yapılmış devasa heykelleri gezebilirsiniz.

Tam burada iken bir de Sea Garden içinde Horse Riding rastladık. Buradaki engelli atlama yarışmasına bir çok Türk de katılmaktaydı, hatta Alper jokey ve atı çok iyi şekilde yarışı tamamladı... Gururlandık.

Ve artık gece yemeğine sıra geldi. Akşam yemeğimizi oldukça popüler mekan Happy’de (20 dakika sıra bekledik) yedik... Burası karışık konsept yemek sunmakta...Yalnız ilginç olan Burgas bölgesinde Yunan yemekleri çok popüler ve her yerde var ki burada da Yunan menüsü vardı... Biz de fırsat bilip greek salad, beef saganaki ve bizim çok sevdiğimiz Trokafteri whipped cheese with spicy pepper ve gavros (hamsi) yedik. Yolunuz düşerse tavsiye ederim...

Ve bu geziyi, bayramı da bitirdik. Hayat yiyince, gezince, gülünce, paylaşınca güzel! Damağımı şenlendirecek yemekler, ufkumu genişletecek yollar, birlikte paylaşacağım, gülebileceğim insanların peşindeyim... Eve dönüş zamanı… Yok ya gözüm arkada kalmadı…