138

Harman Ayı: Ağustos

Yılın en sıcak ayı, "eyvah yanacak ortalık" dediğimiz “Ağustos” geldi, yanıyoruz.

Oysaki, Temmuz'dan kalan sıcakların toprakta kalan ısısı ve deniz suyunun en sıcak olduğu yedinci ayın sonbahara evrildiği köprüsüdür Ağustos.

Boşuna “Dünyanın döngüsü Ağustos” dememişler ona. Bizim coğrafyamızda eskiler, “Harman ayı” diye ad vermişler Ağustos'a. Dönüp dünyaya bakınca, tarihçesi yine Roma'ya dayanıyor, Gregoryen Takvimine göre, Ağustos adını Augustus'tan almıştır.

Augustus, Roma İmparatorluğu'nun ilk imparatorudur. Ağustos adının İngilizce karşılığı olan "August", bir rivayete göre, Roma İmparatoru Caesar Augustus’a ithafendir. Bir rivayete göre, Augustus da, tıpkı Julius Caesar’ın ayı Temmuz gibi (Julius’dan kaynaklanan July: Temmuz) kendi ayının da 31 gün çekmesini istediği için Ağustos ayında 31 gün vardır. Augustus, Cleopatra’nın öldüğü zamana denk geldiği için, bu ayın, takvimde bulunduğu yere yerleştirilmesini istemiştir. Augustus kendi soyunu Roma’nın mitolojik kurucuları olan Remulus ve Romus üzerinden tanrılara bağlamaktadır. Bu nedenle tanrısal soydan geldiğini iddia eden Augustus bu durumu her fırsatta kullanmaktadır. Aslında Mart ayı ile başlayan Roma takviminde altıncı sırada yer alan ve adı “Sextilis” olan Ağustos, Şubattan bir gün çalıp, Cleopatra'nın öldüğü zamana denk getirilmiş ve böylece Julius Caesar'ın ayı Temmuzun arkasına geçivermiş...

Yarısı yaz, yarısı kış olarak kabul edilen Ağustos tarihte bilirkişiler tarafından “Dünyanın döngüsü” olarak sorumluluğuna uygun ağır bir cümleyle tanımlanmış. Kolay iş mi, yazın izlerini sileceksin, kışın gelişini hissettiren güz kokusunu alıp doğaya serpecek, insanlar ve gayri canlılara kışın haberini vereceksin.

İlk onbeş gün sıcak havaları sükunetle sönümler, yavaş yavaş ilk baharda gelenleri yolculayan, yeni mevsimlere zemin hazırlayan olgun ve anaç bir aydır Ağustos. Rüzgar Tanrıları son nefesine kadar üflese de sıcaklar alev alev üstümüze gelir ilk günler. Son kavurucu sıcaklar, eskilerin “Eyyam-ı Bahur”u nefeslerimizi kesmeden Ağustos'un geldiğini anlayamayız. Temmuz'un son günleri Ağustos'un kucağına kaynayan kazanı bırakıp “sen söndürürsün komşu” der ve gider...

Bu arada Ağustos'un kendine özgü alev alev esen fırtınaları vardır, ilk gün; Hurma zamanı fırtınası kopar. Hani nerde demeyin, ayın yedisine kadar insanı kurutur.

5 Ağustos'ta arılar bal tutmaya başlar. Anca sıra gelmiştir bal yapmaya, çünkü bütün yaz çiçeklerin polenlerini, sporlarını taşıyıp durdular doğanın dört bir yanına ki; çoğalıp, olgunlaşıp öz yapsınlar ballara.

12 Ağustos pamuk toplama zamanı, eski zamanlardaki şenlikli pamuk tarlaları yok artık ne yazık ki, eski “Cullahlar” ve “Çerçiler”in güneyde son hasadı kadar hareketli olmasa da, Ekim ayına kadar, güneşi seven pamuğun toplanma zamanı. Her şeye rağmen bereketli olsun...

18 Ağustos olgunlaşmış “yemişler”in toplanma zamanı. En sevdiğim “incir” zamanı, ballı incirler toplansın, kurutulmaya bırakılsın. Sonraki ay, arkadaşı Zeytin'in hasadı var, incir'e teşekkürler, zararlı ne varsa yapraklarıyla toplayıp güzel zeytin meyvelerinin olgunlaşmasını sağladığı için.

24 Ağustos son sıcak rüzgar, sam yeli ya da keşişleme ile Ağustos yazı uğurlayıp, güz'ün hüzünlü kokusunu yayar etrafa. Güneş daha çabuk batmaya, akşamları biraz serin olmaya, erken inen gün sonbahar kokmaya başlar. Yeşil doğa, usul usul renk değiştirmeye, gökyüzünde kırmızı iz bırakan güneş daha romantik batmaya başlar.

İşte döngünün en hüzünlü günleri; 26-27 Ağustos. Baharda kucak açtığımız göçmen kuşlar Leylekler'i güneye uğurlama zamanı. Ala serin coğrafyalardan, kışı hafif geçiren ılıman güneye yol alma zamanı. Gözünüz gök yüzünde olsun, kışın tatil yapılmaz diye bir kaide yok. “Leyleği havada gördüm” deme zamanı.

Son üç gün anaç Ağustos, bütün olgunluğuyla doğadaki tüm canlıları sonbahar kapısından içeri hafifçe sokar. Bunu bize son 3 gün yaşayacağımız “Mihrican fırtınası” ile sağlar. Neden bu fırtınanın adı Mihrican derseniz; Farsça'da Mihrigan son bahar demektir de o yüzden arkadaşlar. Doğa gurup vaktinin rengini almaya başlar yakında, geceleri kollarımızı ısıran serin rüzgarlar, tatil bitti diye düşündüren soğumaya başlamış deniz suyu, burnumuza gelen kuruttuğumuz nane kokusu ve yazdan hazırladığımız kışlık nimetler gözümüzde değer kazanmaya, gelecek kış aylarının hayalleri kurulmaya başlanır...

Sarı yaz, ya da son yaz Eylülde buluşmak üzere…