238

Kastamonu Küre Dağları Milli Parkı, Ilgarini Mağarası, Valla Kanyonu

İstediğin şeyin emek bedeli ödenmeli…

Evde oturmaktan hamlanan vücudumuza iyi gelir düşüncesiyle, uzun zamandır pandemi süreciyle hasret kaldığımız adrenalin diyerek hep yapmak istediğim kanyon ve mağara gezisini macerayı seven ve sorgusuz, sualsiz katılan ailem ile en sonunda yaptım. Bizimkiler takılır bana “anne gene araya dağ-taş soktun”, “karım koskoca ….. gezisini dağ-taş gezisine çevirdin ya”. Gene de gelirler.. Öte yandan bu gezi çeyrek asırlık evliliğin yıldönümü hediyesi. Tabii günün sonunda da 22.000 adım güzel bir bonus oldu hepimize.

Kastamonu Küre Dağları Milli Parkı Karadeniz’in batısında Küre Dağları üzerinde bir millî park. Avrupa’nın 13'üncü, Türkiye’nin ise ilk Pan Park’ı (Avrupa’nın Seçkin Milli Parkları Ağı) olarak ilan edilmiş. Küre Dağları Milli Parkı içinde, 637 bitki türünden 33 tanesi, 132 memeli hayvan cinsinden 40 tanesi, 454 kuş türünden 129 tanesi nesli yok olma tehlikesi altında bulunduğundan, koruma altına alınmış. Küre Dağları Milli Parkı, Avrupa’da korunması gereken 100 Orman Sıcak Noktası içinde yer alıyor. (Sıcak Nokta, doğa korumacıların dünyada endemizm düzeyi yüksek ve aynı zamanda hızla habitat kaybına uğrayan alanları tarif etmek üzere kullandıkları terim)

Horma Kanyonu, Küre Dağları Milli Park alanı içinde ve Pınarbaşı’ndan Ilıca Şelalesine giden yol üzerinde şelaleye gelmeden önce, Milli Park kapısından içeri giriliyor. Daha sonra, yolu takip ederek Horma kanyonuna ulaşılıyor. Kanyon, Pınarbaşı ilçe merkezine 5 km uzaklıkta, Ilıca köyü yakınında.3 km uzunluğundaki yürüyüş yolunda ilerlerken, zaman zaman kanyonun tabanından 50-60 metre kadar yüksekliğe çıkılıyor. Bu bölümdeki ahşap yürüyüş yolu demir kazıklarla sabitlenmiş. Hayli zahmetli bir mühendislik harikası inanın. Horma Kanyonu yürüyüş yolu başlangıçta 630 metre rakımda iken, sonunda 450 metre rakıma iniliyor. Horma Kanyonu, 3 km. gidiş, 3 km. dönüş yolu, her ne kadar muhteşem bir doğa ile içiçe güzel anlar geçirmenizi sağlasa da, oldukça zor, sonuna kadar gitmek oldukça zahmetli ve yorucu idi.

Ilıca Şelalesi Horma Kanyonu’nun başlangıcını oluşturuyor. Horma Kanyonu’nu 3 km. yürüdükten sonra ulaşılıyor ama araba ile de gitmek mümkün, daha sonra patika yolda 15 dakikalık bir yürüyüş ile şelaleye ulaşılıyor. Hatta kanyonu geri dönmeye haliniz kalmadı ise 400 metre uzaktaki köyden 62 TL ödeyerek taksi ile de dönebilirsiniz. Ilıca Şelalesi’nde su yaklaşık 10 metre yüksekten dökülmekte ve bu suyun döküldüğü yerde doğal olarak bir havuz oluşmuş. Bu şelalenin en önemli özelliği de oluşan bu havuzun etrafının çok sayıda ağaç ve bitki örtüsü ile çevrili olması. Ilıca Şelalesinin bulunduğu rakım, 450 metre. Suyun sıcaklığı genelde 21 derece.

Valla Kanyonu, Horma Kanyonu’ndan 14 km, Pınarbaşı ilçe merkezine ise 26 km. uzaklıkta. Valla Kanyonu’na kadar giden yol oldukça bozuk, virajlı, engelli, yer yer çukur bir yol. Dolayısıyla 1 saat bu yolda geçiyor ama yol nefis bir orman ve köy manzarasına sahip olduğundan bu zorluğu katlanır hale getiriyor. Arabanızı park ettikten sonra kanyona kadar olan 1.5 km’lik (30 dakika sürüyor) mesafe ise, orman içi patika yol. Valla Kanyonu: dünyanın en derin 2’nci kanyonu. Yer yer derinliği 1000 metreyi bulur. Dünyanın en derin kanyonu, Amerika Grand Kanyon. O kanyonu da gezme şansım olduğu için mutluyum. Valla Kanyonu’nu profesyonel ekip olmadan, içini gezmek mümkün değil, izin alınması gerekiyor. Yerel rehberlerin belirttiğine göre, kanyona girdikten sonra geri dönüş mümkün değildir, çünkü derinlik nedeniyle yanlardan giriş ve çıkış mümkün olmaz, tırmanma imkanı da yoktur. Kanyonu, 5-6 kişilik ekip, 2 günde geçebilir. Geri dönüşü olmayan kanyonun, yüzde 60 bölümü göletlerden yüzerek geçiliyor. Kanyonun üçte ikilik bölümünü geçtikten sonra Karanlık vadi başlıyor ve burayı tek başına geçmenin kesinlikle olanaksız olduğu söyleniyor. Valla Kanyonu seyir terası (cam olan teras değil) metal üzerine ahşap terastır. Arabanızı otopark alanına park ettikten sonra, yaklaşık 1 km yürümek gerekiyor. Ardından 80 demir basamaklı merdivene tırmandığınızda, ahşap seyir terasına ulaşıyorsunuz. Yaklaşık 100 metre karelik bir alan, buradan 700-800 metre yükseklikten, Kastamonu dağ manzarasını izleyebilirsiniz.

Çatak Kanyonu Azdavay ilçe merkezine 7 km uzaklıkta. Çatak Kanyonu, dünyanın 4. en büyük kanyonu. Kanyon Çatak köprüsünün 1-2 km aşağısından başlıyor. Nalbantoğlu köyünde kesintiye uğruyor ve İnönü’ye kadar tekrar kesintisiz devam ediyor.Kanyonu yürüyerek geçmek isteyenler 7 kilometre alanı yüzerek veya bot ile geçebilirler. Girişte galoş veriliyor, ayakkabılara galoş geçiriliyor çünkü cam teras, eğer galoş giyilmez ise, kısa zamanda çizilir ve aşağıdaki manzarayı sadece boşluktan seyredebiliriz. Çatak Kanyonu’na 6 kilometresi araç ile 1 kilometresi dağ içindeki yürüyüş parkurundan ilerlenerek 900 metre yüksekliğe sahip gözetleme noktasına ulaşılmakta. Çatak Kanyonu yaklaşık 25 ton metal, 10 ton cam ağırlığı olan teras 60 tonluk ağırlığı ile boşluk üzerinde duruyor. Bu ağırlığı taşıması için arka tarafta 900 tonluk çelik ve beton inşa edilmiş. Çatak Kanyonu terasının kanyondan yüksekliği 450 metre. Terasın boyu 33 metre, genişliği 10 metre, aynı anda üstünde 250 kişi bulunabilir. Terasın boy uzunluğunun 15 metrelik bölümü kanyon üzerinde. Cam terasın hemen yanında, ahşap bir teras var, cam teras üzerindeki yakınlarınızın resmini, bu ahşap terastan çekebilirsiniz.

Geceyi iki saat uzaklıktaki Kastamonu’da geçirdik. Haliyle o kadar gezme sonunda acıktık. Kastamonu’da ne yenir diye araştırdığımızda en meşhur yiyeceğinin Kastamonu etli ekmeği olduğunu öğrendik. Kastamonu etli ekmeği, sac üstünde pişirilir. Patatesli, kıymalı, mantarlı, yoğurtlu, cevizli, ıspanaklı gibi çeşitleri yaygın olarak yapılıyor. Etli ekmek çoğu zaman Konya ile anılsa da ikisi çok farklı. Konya etli ekmeği kıymalı pide ile eşdeğerdedir. Kastamonu etli ekmeğinde ise hamur ince ince yuvarlak biçimde açılır, yarısına kıymalı soğanlı baharatlı karışım konulur, diğer yarısı üstüne kapatılır ve sac üstünde pişirilir. Diğer yenilen bölgeye has yemekler,Banduma. Hindi eti ile yapılan bir çeşit börek ve Mıklama Ispanaklı, etli, patatesli, mantarlı, çökelekli olarak yapılır. Afiyet olsun.

Ertesi sabah öğlene kadar Kastamonu’yu gezdik. Kastamonu evleri geleneksel Osmanlı aile tipine uygun biçimde, çok odalı olarak yapılmışlar. Çoğu kez üç kuşağın birlikte yaşadığı bu evlerde en az altı oda bulunmaktadır. Evlerin zemin katları odunluk, ahır ve dokumacılığın ağırlık kazanmasından ötürü de atölyelere ayrılmış. Arka bahçede ise fırın, kümesler ve kuyu bulunmakta. Üst katlar günlük yaşama ayrılmış, oturma ve yatak odaları burada sıralanmış. Odaların tümü geniş bir sofaya açılıyor. Odalar kare veya dikdörtgen planlı olup, ahşap tavanları oldukça yüksektir. Odalar içerisinde yüklükler, gusülhaneler ve ocaklar bulunmaktadır. Başoda denilen odada ocakların en büyüğü, diğerlerinde de daha küçük olanları bulunmakta. Mutfakta ise ısınma veya yemek pişirme amaçlı ayrı büyük bir ocak var.

Bu evlerden içi gezilen en meşhuru Liva Paşa Konağı. 1879-1881 yıllarında Mir Liva Sadık Paşa tarafından haremlik selamlıklı, bodrum artı üç katlı olarak yaptırılmış konak. Konağın içinde bulunan odalar (gelin odası, oturma odası, günlük odalar (kadın-erkek), misafir odası, başoda).

Kastamonu Evliyalar Şehri. Gezilebilecek bir sürü türbe var. İsmail Bey Külliyesi, Candaroğulları Beyliği döneminden günümüze kadar ulaşan tek külliye. Cami, Medrese, Türbe, Han, İmaret (Misafirhane) ile Hamam’dan oluşmakta. Temel kazısı yapılmaksızın inşa edildiğinden halk arasında “Temelsiz Cami” olarak da bilinir. Caminin içi çok sade olmasına rağmen mermer kapısı ve cami içindeki geometrik şekilleri dikkat çekici. Şimdi medrese 10 odalı küçük bir el sanatları çarşısı olmuş. İsmail Bey, külliyeyi inşa ettirirken, vefatına defnedilmek gayesiyle birde türbe inşa ettirmiştir. Ancak türbe İsmail Bey için yapılmasına rağmen kendisi Bulgaristan'da vefat etmiştir ve mezarı hala oradadır.Türbede İsmail Bey'in çocukları var. .

Öğleden sonra tekrar kanyonların olduğu yere giderek meşhur Ilgarini mağarası gezisini yapmak üzere yola çıktık. Valla kanyonundan 10 km uzaklıkta ama yol kotu, virajlı, ancak saatte 10 km hızla bir saatte varılıyor. Araç yyolu neredeyse patika yol kadar kötü. Yan yana iki araba geçemiyor. Zaten bu kadar zor bir yol olduğu için yol boyu başka hiçbir araba ile karşılamadık nitekim oraya gittiğimizde bir araba ve bir motosikletten başka kimse yoktu. Arabayı park edip, kayalık ve dik bir orman içi patika yoldan, yaya olarak 2,5 saat yürümek gerekiyor. Yolöncesi girişte ağaç üzerine çizilen renk ve işaretlerin anlamını öğrenmek gerek yoksa ormanda kaybolunur. Hatta cep telefonları bile çekmiyor. En iyisi yerel bir rehber ile gitmek. Yol hayli dik ve bazı yerler kaygan. Birkaç kere düştük. Sabah saatlerde gelin ki 2,5 saat gidiş, mola ve dönüş nerdeyse beş-altı saat harcanıyor. Biz rehber ile anlaştık yoksa kaybolup, durduk. Yanınıza fener ve su almayı unutmayın. Mağara içleri çok karanlık hiçbir şey göremezsiniz.

Zaten iki buçuk saat yürümenin süreceği patika yola girdiğinizde anlıyorsunuzki dikkatli olmazsanız ve tempolu yürüyüş yapacak kadar sağlıklı değilseniz yol sizin için çok tehlikeli olabilir. Patika yolun bazı kesimlerinde sağınızda solunuzda uçurumlar beliriyor, bazı yerlerinde kocaman kayanın üzerinden atlıyorsunuz, bazı yerlerinde balta girmemiş diye tabir edilecek sıklıkta bitkilerin arasından geçerek yolu buluyorsunuz ve sürekli tırmanıyorsunuz. Rehberimizin söylediğine göre zirve 1250 m rakıma sahipmiş.

Yürüyüş yolumuzdaki ilk durak Mantar Mağarası. Mantar Mağarası adını mağara girişinden yaklaşık 30 m. içeride bulunan dev bir mantarı andıran 4 m. yüksekliğindeki kalker kütlesinden almış. Mağaranın bulunduğu rakım 920 m. 120 metre keşfedilmiş uzunluğa sahip fosil karakterli bir mağara, girişinde 10 metrelik bir merdivenli iniş ile mağaraya giriyorsunuz. Dışarısı kaç derece olursa olsun mağaranın hiç değişmeyen 5 derece bir sıcaklığı var ve havası sizi hafifletiyor. Yaklaşık 30 metre kadar mağara içinde yürüdüğünüzde sizi mağaraya ismini veren dev bir mantarı andıran kayaç oluşum karşılıyor. Biraz daha ilerlediğinizde sağınızda ve solunuzda mükemmel manzara eşliğinde hapishane parmaklıklarını andıran oluşumlara ulaşıyorsunuz. Rehberimizin verdiği bilgiye göre mağarada hiç bilinen bir yaşam olmamış ama dokusu bir harika.

Ikinci durak Ejder Çukuru. Mantar mağarasına 500 m, Ilgarini Mağarasına uzaklığı 1 km. Çukurun genişliği 12 ile 15 m arasında değişmektedir. Ejderha Çukuru derinliği 385 m. Ejder Çukuru tam anlamıyla bir dip. Rehberimiz milyonlarca yıl önce belki bir su girdabının bulunduğu bu çukurun zamanla suyunun çekildiğini ve bu günkü halini aldığını söylüyor. Rehberimiz dediğine göre profesyonel dağcılar dibine kadar inmişler zaten o noktaya inebileceğimiz bir platform yok, ancak balkondan aşağıya bakabiliyorsunuz.

Ilgarini Mağarası, 510.100.000 km2 yüzölçümüne sahip. Dünyanın en büyük 4. mağarası. Mağara içinde ilerledikçe girişi gözden kayboluyor ve karanlıkta hayranlık uyandıran sarkıt-dikitler, insanların yaşadığı odaların kalıntıları, su kanalları, binlerce yıl önce burada yaşamış olan insanların yaktıkları şamdanların duvarlarda bıraktığı izler, mağara içinde çarpışan sıcak hava ve soğuk havadan oluşan buharın mağara tavanında suya dönüşmesi ve mükemmel berraklıkta doğal su kanallarından su sarnıcına yönelmesi ayrıntılarını hayranlıkla görüyorsunuz. Mağara içinde resim çekmek için iyi bir kamera varsa yanınıza alın zira bir yandan karanlıkta da cep telefonu fenerini kullanırken resim, bir yandan birinin ışık tutup resim çekmenize yardım etmesi, bir yandan rehberin ışığını kaybetmemek için emniyetli takiple düşmeden yürümek bir yandan da etrafın güzelliğini görüp, söylenenleri anlamak hayli yorucu ve bunaltıcı. Zaten cep telefonu ile karanlıkta çektiğiniz resimlerde çamur gibi çıkıyor. Ilgarini mağarasında birikinti halinde sular var. Bu sular içilebiliyor ve tabii biz de içtik. Mağaranın 2 galerisi var biri mağaraya girdikten sonra, diğer kısmı ise mağaranın girişine doğru geri dönünce.Mağaranın ortasında büyük genişliğe geliyorsunuz. Burası aşağıya doğru oyulmuş, sağlam temel taşları ile desteklenmiş. Buradan 250 metre kadar aşağı indikten sonra yukarı baktığınızda kocaman bir zikzak görüyorsunuz. Ilgarini mağarasında taştan örülmüş ve viraj şeklinde 40 kadar dönüş vardır. Aşağıdaki düzlükte Hıristiyanların, halen ayakta olan ibadethaneleri (şapel) sizi karşılıyor ve hemen sağında sıralı şekilde yan yana oyulmuş 10 tane kaya mezarı görüyorsunuz. Mezarların içinde burada yaşayan rahip ve keşişlerin kemiklerini görebiliyorsunuz. Mezarlar zaman içinde tahrip edilmiş. Kafa, kol ve bacak kemikleri çevreye atılmış. Bundan sonra yola devam etmek için, teknik ekipman gerekir. Yani, mağaranın ulaşılabilen uzunluğu 859 metre.

İşte Ilgarini Mağarası maceramız böylece son bulmuş oldu. Böyle bir maceraya kesinlikle profesyonel bir rehber ile yaşamanızı tavsiye ediyorum.

Gezi boyunca gülerek, eğlenerek tereddütsüz her maceraya yılmadan ortak olan aynı heyecanı yaşadığım, aileme ve rehberimiz Bayram Baki‘ye teşekkür etmek istiyorum. Geziyi yapmak isteyenler için; 0546 710 29 92 Milli Parklar Rehberi Bayram Baki…