1505

Bebekle Orta Avrupa Gezisi

Ekim 2008 senesinde Derin altı aylık iken kendimize hep söylediğimiz yabancılar nasıl geziyor, biz de onlar gibi olacağız diyerek iki aylıktan başlayarak, ilk yurtdışı gezimize  bebeğimizle beraber çıktık. O günden beri dünyanın her yerini beraber geziyoruz. Çünkü biz çocuğun bize yük olduğunu, hatırlamaz düşüncesini ve başbaşa kalmak fikrinden ziyade ona yeni yerler göstermek, deneyim kazandırmak ve birlikte keyif almaktan yanayız. Çocuğumuzun bize sorun, angarya, dert çıkaracağını düşünmüyor  tam tersi bizimle gezmeyi öğrenmeyi, anılarını, yaşanmışlıklarını beynin arka kısmında biriktirmesini ve dünya çocuğu olmasını isityoruz ki bizce de başardık.  Gece istasyonlarda konaklamadan, günlerce araba yolculuklarına, 2000 metrelere tırmanmaktan, dağlardan atlamaya, balonlarla gezmekten, nehrilerde rafting yapmaya, her türlü yemekleri tatmaktan böcek yemelere kadar her deneyimleri korkusuzca yapan bir insan olmasının mutluluğu keyifle izlemekteyiz. 

Uçakla ve tur ile yaptığımız bu yolculukta havaalanından inip, tur otobüsüne bindiğimiz an etrafın ilk tepkisi “eyvah bebek”, “sürekli ağlayıp, bize tatili zehir edecek”, “bırakacak kimseniz yok muydu?” şeklindeydi. Ancak tur bitiminde ise yolculuk boyuncaki sessizliği, gruba uyumu ile herkesin “inanın hiç çocuk olduğunu hissetmedik” tebrikleri ile karşılaştık.  Bugün bile turdan karşılaştığımız kişiler “Derin biz senin bebekliğini biliyoruz, sen ne güzel gezen, bakan, mutlu bir çocuktun. Seninle Orta Avrupa’yı, dört ülkeyi dolaştık.” 

Uçaktan ilk indiğimiz şehir Viyana oldu. Viyana gezilecek yerler bakımından Orta Avrupa’nın en zengin şehri. Avusturya‘nın başkenti ve en büyük şehri olan Viyana‘da birbirinden güzel saraylar, müze ve sanat galerileri, cadde ve meydanlar ile kiliseler yer alıyor. Yüzyıllar boyu Habsburg Hanedanlığı‘na ev sahipliği yapan Viyana’da görülecek en önemli eserlerin birçoğu bu döneme ait yapılardan oluşuyor.

Viyana’da yapılacak şeylerin listesini Sizlere topladım... Buyrun…

1. Müze ve sarayları gezin;

Hofburg İmparatorluk Sarayı Viyana gezilecek yerler listenizin ilk sırasına 13. yüzyılda bir Orta Çağ kalesi olarak inşa edilen ‌Hofburg Sarayı’nı yazabilirsiniz. ‌Marie Antoinette’nin doğum yeri olan saray, uzun yıllar boyunca ‌Habsburg Hanedanı tarafından kışlık konut olarak kullanılmış. Yapı, zaman içerisinde tahta geçen hükümdarların istekleri doğrultusunda yeni bölümler eklenerek genişletilmiş. Günümüzde resmi konut ve çalışma ofisi olarak cumhurbaşkanına tahsis edilen sarayın üç bölümü müze haline getirilerek ziyarete açılmış. ‌Stephan dairelerinde faaliyet gösteren Sisi Müzesi, hayatı boyunca bazı davranışlarıyla yanlış anlamalara yol açan Kraliçe Elizabeth’in şahsi eşyalarına ev sahipliği yapıyor. Kraliyet Daireleri‘nde ise ‌Habsburg Hanedanı üyeleri tarafından kullanılan mobilya ve dekoratif eşyalar sergileniyor. Saray içerisinde ziyaret edebileceğiniz son bölümde ise kültürel ve tarihi öneme sahip gümüş eşya koleksiyonunu inceleyebilirsiniz.

Aziz Stefan Katedrali Osmanlı kuşatmaları sırasında yerel halkın sığınak olarak kullandığı Aziz ‌Stefan Katedrali, 1147'deinşa edilmiş. Katedralin günümüzde Avusturya’nın en güzel Gotik yapısı olarak gösterilmesini sağlayan ayrıntılarsa 1304-1433 yılları arasındaki yenileme çalışmaları sırasında eklenmiş. Etrafı kentin önemli alışveriş caddeleri ile çevrili dini yapının içerisinde altın ve değerli taşlardan, ayin metinlerinden ve kitaplardan oluşan bir koleksiyon sergileniyor.

Katedral aynı zamanda güney tarafındaki kulesi vasıtasıyla ziyaretçilerine enfes kent manzarasının tadını çıkarma fırsatı veriyor. 136,44 metrelik yüksekliğe sahip kulede yer alan ve “Türk Çanı” adıyla tanınan çan ilk olarak, Osmanlı ordusunun ardında bıraktığı metaller eritilerek yapılmış. ‌II. Dünya Savaşı sırasında 22,5 ton ağırlığındaki çan zarar görünce ‌Sankt ‌Florian kentinde benzer boyutlarda yeni bir tane daha yaptırılmış.

Schönbrunn Sarayı ve Bahçeleri Habsburg Hanedanı döneminde yazlık konut olarak kullanılan ‌Schönbrunn Sarayı‘nın bulunduğu alana, 17. yüzyılın sonunda İmparator I. Leopold’un emri doğrultusunda oğlu Prens ‌Joseph için bir av köşkü inşa edilmiş. Babasının ölümünün ardından tahta geçen İmparator I. ‌‌Joseph, Mimar ‌Johann ‌Bernhard ‌Fischer ‌von Erlach’ın tasarımını yaptığı köşkün eşi ile oturabileceği bir imparatorluk konutuna dönüşmesi için genişletme çalışmaları başlatmış. Sarayın iç kısmını görmek isteyen ziyaretçilere biri 22, diğeriyse 44 odayı kapsayan 2 farklı tur seçeneği sunuluyor.

Saraya ilginin yüksek olmasını sağlayan bahçeleri ise 1779 yılında halkın ziyaretine açılmış. Barok stilde tasarlanan yeşil alanların oluşturulması için ilk çalışmalar, 1569 yılında İmparator ‌II. ‌Maximilian zamanında başlatılmış. Bahçelerin genişletilmesini ise Kraliçe ‌Theresa sağlamış. Birçok çeşme ve heykelle süslü bahçeleri gezerken hayvanat bahçesine, Neptün Çeşmesi’ne ve labirente zaman ayırmanızı tavsiye ederim.

Belvedere Sarayı Barok stildeki eserleri ile tanınan ünlü Mimar ‌Johann ‌Lucas ‌von Hildebrandt’ın imzasını taşıyan ‌Belvedere Sarayı, yazlık konut olarak Prens ‌Eugene için inşa edilmiş. Alp stilinde tasarlanmış, inanılmaz güzellikteki bahçelerle çevrili saray kompleksi, Aşağı ve Yukarı ‌Belvedere adıyla anılan iki binadan oluşuyor. 1712-1716 yılları arasında Aşağı ‌Belvedere’in, 1717’den 1723’e kadarki süreçte ise Yukarı ‌Belvedere’in yapım çalışmaları gerçekleştirilmiş.

Günümüzde her iki yapı da sergiler için kullanılıyor. Aşağı ‌Belvedere ağırlıklı olarak geçici sergilere ev sahipliği yapıyor. Gösteriş için inşa edilen Yukarı ‌Belvedere‘deki kalıcı sergi ise Ortaçağ’dan günümüze çeşitli sanatçıların yarattıkları tablolardan oluşuyor. Yapı grubunda ayrıca ahır ve kış bahçesi de ziyarete açık tutuluyor.

Karl Kilisesi Kentteki en büyük yapılardan biri olan ‌Karl Kilisesi, İmparator ‌VI. ‌Charles tarafından veba salgınından etkilenen halkın bir an önce iyileşmesi umuduyla kentin koruyucu azizi adına inşa ettirilmiş. 1716’da başlayan yapım süreci 1737 yılında tamamlanan kiliseyi ‌Johann ‌Bernhard ‌Fischer tasarlamış. Ancak 1723 yılında vefat edince inşaatı tamamlama sorumluluğunu oğlu ‌Joseph ‌Emanuel ‌Fischer üstlenmiş. Sadakate ve cesarete vurgu yapan kuleleri Roma zafer kolonlarını andıracak şekilde tasarlanan dini yapının iç kısmına görkem katan heykel ve duvar kabartmalar, ‌Daniel ‌Gran ile ‌Martino Altomonte’nin imzasını taşıyor. Kiliseyi ziyaret ettiğinizde, asansör yardımıyla 32,5 metrelik platforma çıkarak bu çalışmaları daha etkileyici bir açıdan görme imkânına sahip olabilirsiniz.

Avusturya Parlamento Binası Parlamento ve Ulusal Tiyatro ile aynı alanı paylaşan Viyana Belediye Binası, 1872-1883 yılları arasında eski yapının yerine ‌Neo-Gotik tarzda inşa edilmiş. Şehrin en etkileyici binaları arasında başı çeken ‌Neues Rathaus’un tasarımını ‌Friedrich ‌von ‌Schmidt üstlenmiş. 2.804 metrekarelik alana sahip iç avlusu Avrupa’nın en büyüklerinden biri olarak değerlendirilen yapının görünümüne ihtişam katan kulesi ise 97,9 metre yüksekliğinde.

Viyana Şehir Kütüphanesi‘ne de ev sahipliği yapan belediye binasının önünde ve içerisindeki balo salonunda her yıl Mayıs ayında Life ‌Ball isimli etkinlik düzenleniyor. Kasım ayının başında ise ön tarafındaki alana etkileyici bir Noel pazarı kuruluyor.

Akademie der Bildenden Künste Wien

St. Peter Kilisesi

Museums Quartier Sanat tutkunu gezginler için Viyana gezilecek yerler listelerinin vazgeçilmezi konumundaki yerlerden bir diğeriyse, Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında yer alan ‌Museumsquartier.

60 bin metrekarelik alanı kaplayan bölgedeki eski kraliyet ahırları, 1998-2001 yılları arasında yenileme çalışmalarına alınarak kültürel tesislerin faaliyet gösterebilecekleri hale getirilmiş. Bu çalışmalar sırasında 150 milyon ‌Euro harcanmış ve dünyanın 8. en büyük kültürel alanı ortaya çıkmış.

Bölgede; Modern Sanat, ‌Leopold, ‌ZOOM ‌‌Kindermuseum, ‌Tanzsquartier, ‌Q21, ‌Architekurzentrum ‌‌Wien, ‌Monochrom, ‌Modepalast ve ‌Kunsthalle ‌Wien adlı kültürel tesisler bulunuyor.

Modern Sanat Müzesi, alanında Avrupa’nın en çağdaşı sayılıyor. Leopold‘da ise Egon ‌Schiele ve ‌Gustav Klimt’in birçok çalışmasını inceleyebilirsiniz. Tanzsquartier‘de dans ağırlıklı etkinlikler düzenlenirken, ‌ZOOM ‌Kindermuseum 12 yaşından küçük bireylere müze kültürünü aşılamayı amaçlıyor.

Sıra dışı görünümü nedeniyle Gaudi’nin eserlerine benzetilen ‌Hundertwasser Evi, Sanatçı ‌Freidensreich ‌Hundertwasser ile Mimar ‌Joseph Krawina’nın ortak çalışması sonucu ortaya çıkmış. Ekspresyonist mimarinin tüm özelliklerini yansıtan yapının bünyesinde 53 daire, 4 dükkân ve 16 özel teras bulunuyor. Yapıya özgün görünüm kazandırmak için terasların tümünün zemini toprakla kaplanarak toplam 250 adet ağaç ve çalı dikilmiş. Apartmanda yaşayan aileler olduğundan içerisine girip gezmek mümkün değil. Ancak altındaki hediyelik eşya dükkânına girip aynı havayı soluma fırsatı yakalayabilirsiniz. İlgi çekici yapının bol bol fotoğrafını çektikten sonra eğer zamanınız varsa aynı kişilerin eseri olan ‌Kunst ‌Haus ‌Wien’i de ziyaret etmenizi öneririm.

2. Opera’ya gidin; 

Viyana Devlet Opera Salonu. Viyana’da opera izlemek oldukça hesaplı. Biletler performanslar başlamadan yaklaşık 1.5 saat önce satışa sunuluyor. Dünya çapında bir operayı başka nerede 3-4€’a izleyebilirsiniz? Klasik müzikten hoşlanan gezginler için adeta bir mabet niteliğindeki Opera Binası, İmparator ‌Franz ‌Joseph’in emri doğrultusunda 1861-1869 yılları arasında inşa edilmiş. Şehrin simgelerinden biri olan yapıda Avusturya Ulusal Operası yıl boyunca 19. yüzyıl eserleri ağırlıklı olmak üzere Barok’tan 21 yüzyıla kadar geniş bir ‌repertuarla müzikseverlerin karşısına çıkıyor. II. Dünya Savaşı sırasında ağır hasar alan ve ‌Neo-Rönesans stilinde yeniden inşa edilen yapıda en yoğun ilgiyi Büyük Merdiven, ‌Schwind Fuayesi ve Çay Salonu çekiyor.

3. Şinitzel yiyin! 

Viyana’da şinitzel deniline akla gelen ilk yer Figlmüller. 1905 yılından beri hizmet vermekte. ikinci onerimde Plauchatta Gasthaus Zur Oper adlı restoran... Ucuncu onerim de Lügeck...????????

4. Doğal parkların tadını çıkarın… 

Dünyanın En Eski Hayvanat Bahçesini Ziyaret Edin-1752 yılında kurulan Tiergarten, dünyanın en eski hayvanat bahçesi olma özelliğine sahip.

5. Kafelerde lezzet peşinden koşun!

UNESCO “Viyana kahvelerini tarih ve mekanın tüketildiği ama sadece kahvenin fatura edildiği yerlerdir” diyerek Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ne eklemiş. Sacher Cafe’yi önerebilirim. Daniel Moser’de Kahve icmeden gecmeyin. Viyana ve pasta dediğinizde çoğu insanın aklına ilk Sachertorte gelir. Kayısı reçeli tabakası ve bitter çikolata kaplaması ile çikolatalı bir kek olan Sachertorte, 1800’lü yıllardan bu yana Viyana’da oldukça meşhur. Bir diger oneri de Demel’de Apfelstrudel- elmali Tatlısı, İnce bir hamura sarılmış ve üzeri pudra şekeri ile tatlandırılmış pastanın içi tamamen pişmiş elmadan meydana geliyor. Bir baska oneri Gröissback’de Krapfen Yemek, bildiginiz donut’ın üç dört katı büyüklüğünde olan, yumuşacık, içinden marmelat ve türevi tatların fışkırdığı çörekler. Oneriler bitmedi... Café Landtmann’da Mont Blanc Yemeyi atlamayin????

6. Ringroad’da yürüyün. 

Viyana’nın merkezi ve ana turistik mekanlardan biri olan Ring Caddesi, Innere Stadt bölgesini çevreler. Bu cadde boyunca yürüdüğünüzde; Viyana Opera Evi, Hofburg Sarayı, Parlamento, Rathaus, Müze Mahallesi, Burgtheater ve Viyana Üniversitesi’ni de görebilirsiniz.

Kentteki en popüler alışveriş bölgelerinden biri olan Graben Caddesi, Stephansplatz ile Palais Equitable arasında uzanıyor. Aziz Stefan Katedrali’ne yakın konumdaki cadde üzerindeki yapıların büyük çoğunluğu 17. ve 18. yüzyıllarda inşa edilmiş. Araç trafiğine kapalı caddede seçkin markalara ait mağazalarda alışveriş yapabilir, restoran ve kafelerde yerel mutfağın en özel lezzetlerinin tadına bakabilir, gurme süpermarketlerde taze çiftlik ürünleri bulabilirsiniz. Caddede ilerlerken görebileceğiniz eserlerin başında ise Veba Sütunu geliyor. Eser, 1679 yılında yaşanan salgın sırasında şehri terk eden İmparator I. Leopold’un isteği ile hazırlanmış. Hükümdarın şehre geri döndüğü yıl, Johann Frühwirth ahşaptan geçici bir sütun inşa etmiş. Mermer sütunun inşa süreci ise Matthias Rauchmiller tarafından 1683’te başlatılmış. Ancak Rauchmiller’ın ölümünün ardından projeyi tamamlamak Paul Strudel’e kalmış.

1693 yılında tamamlanabilen ve üzeri kutsal üçlemeyi, melekleri, imparatoru tasvir eden figürlerle bezeli eserde Tobias Kracker, Johann Bendel gibi isimlerin de imzası bulunuyor.

7. Almdudler’in Tadına Bakın.

Almdudler, üzüm ve elma suyundan yapılan, Avusturya’nın yerel bir içeceğidir. Sıklıkla “Avusturya’nın ulusal içeceği” olarak anılan Almdudler, ülkede koladan sonra en popüler ikinci içecektir. Almdudler’i dilerseniz şekerli, şekersiz ya da köpüklü olarak tercih edebilirsiniz. İçinde bira bulunan versiyonları da bulunuyor.

8. Hundertwasserhaus’ı Görün. 

Tasarımını binanın adını taşıyan sanatçı Friedensreich’dan almıştır.

9. Dünyanın En Eski Hayvanat Bahçesini Ziyaret Edin. 

1752 yılında kurulan Tiergarten, dünyanın en eski hayvanat bahçesi olma özelliğine sahip. Sconbrunn Sarayı’nda yer alan Tiergarten, yapıldığı dönemden kalma birkaç orijinal binaya sahiptir. Tiergarten’de, nesli tükenmekte olan dev bie Panda’dan zürafaya, deniz aslanına kadar sayısız hayvan yer alıyor.

10. Mozart Müzesi ve Sigmund Freud Müzesi’ni Ziyareti edin.

Mozart’ın Figaro eserini yazdığı ve ailesiyle birlikte toplamda 3 sene yaşadığı evi.

Freud’un uzun süre yaşadığı evi ve muayenehanesi burası. Freud öldükten sonra kızı tarafından müzeye çevrilmiş.

11. Naschmarkt’da lokal lezzetleri deneyin!

Viyana’nın yiyecek, içecek ve giysi pazarı. Pazartesi-Cumartesi günleri arasında açık olan pazarda restoranlarda bulunuyor. Kartofellpuffer, Potato Chips, Kestane ve tabii ki Hot Dog. Her memlekette olduğu gibi Viyana’da da birçok sokak lezzeti mevcut. Ama bunlardan en öne çıkanı kesinlikle Kartofellpuffer. Tam Türkçe karşılığını bilmiyorum ama yuvarlak bir patates diliminin fırınlanıp tuz ve sarımsakla lezzetlendirildiğini düşünün.

12. İspanyol Binicilik okulunu ziyaret edin.

Habsburg Hanedanlığı’nın önemli miraslarından İspanyol Binicilik Okulu. Spanish Riding School’da Lipizzaner atlarının eğitimleri, süslemeleri hatta düzenli olarak ziyaretçilere sundukları gösteriler mutlaka görmeniz gereken keyifli bir aktivite.

Otobüsle devam eden yolculuğumuzun ikinci durağı da Budapeşte. Burası Danube Nehrinin ikiye ayırdığı ve üç ayrı şehrin birleşiminden meydana gelen, Barok ve gotik mimarinin hâkim olduğu, tarihi merkezi Buda, yüksek bir tepeden, çoğu on dokuzuncu yüzyıldan kalma Pest bölgesine bakan, gelişmiş toplu taşıması, gezilecek yerlerinin birbirine yakın olması, şehrin mimari dokusu  ile en güzel orta avrupa şehirlerinden biri.

Bu harika baba kız pozu Kahramanlar Meydanından. Bu kendinden gelen doğal gülücük beraber yapılan gezinin en güzel ifadesi değil mi?...

Kahramanlar Meydanı (Hősök Tere) da UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak koruma altına alınmış. Güzel Sanatlar Müzesi ve Sanat Sarayı’na ev sahipliği yapan meydanın en meşhur yeri ise 1900’da yapılan ve Macaristan’ın 1000. yılını temsil eden Milenyum Anıtı.

Macar prens Árpád ve onun 6 savaşçısını betimleyen bronz atlı heykeller oldukça ilgi çekici. Meydanın ortasında 36 metrelik sütunun ucunda Cebrail betimlenmiş. Meydanı yarım ay gibi çevreleyen alanda da Macar yöneticilerinin heykelleri sergileniyor. Milenyum Anıtı önünde de Meçhul Asker için bir anıt duruyor.

Yine yapılacak şeyleri listelersek;

En Harika Şehir Manzarası İçin– Balıkçılar Burcu... Şehre Tepeden Bakın – Kale Tepesi...

Tuna NehriKenarında Yürüyün...

Zincirli Köprüyü Yürüyerek Geçin...

Parlamento Binasına Hem Karşıdan Hem İçeriden Bakın...

Tuna Nehri’ndeki Ayakkabılar Anıtına Uğrayın...

Macaristan Devlet Opera Binası’nı gezin...

AndrássyBulvarı’nda Keyifle Dolaşın & Azıcık Alışveriş Yapın.,,

Buda Kale’sine Giden Fünikülere Keyif İçin Binin...

Buda Kalesi İçindeki MüzelerdeYarım Gün Geçirin..,

Kahramanlar Meydanında 360 Derece Döne Döne Gezin...

Efsanevi Gulaş’ı Tadin.. Langos(Pişi) ve Macar Sosisi (Kocaman bir sucuk) yiyin...

Gül Baba Tübesini Ziyaret Edin...

Budapeşte Büyük Sinagogunu (Dohany Caddesi Sinagogu) ziyaret edin...

Gellert Tepesine Tırmanın, Ödülünüz Manzara Olsun...

Şehrin En Kısa Köprüsü Özgürlük KöprüsüÜzerinde Yürüyün...

FilmdekiBüyük #BudapeşteHotel’ini Ziyaret Edin.,,

Aziz Stephen Bazilikasını Ziyaret Edin...

Palinka için. -Palinka, shot olarak tüketiliyor, armutlu, elmalı, muzlu diye uzayıp giden birçok çeşidi var-...

Üç gün kaldığımız şehrin detaylı gezilecek yerleri arasında; Vörösmarty Meydanı (Vörösmarty tér), Budapeşte gezisiiçin en iyi başlangıç noktası.Meydandan Budapeşte’nin hemen her yerine kolaylıkla ulaşılabiliyorsunuz. İsmini vatansever Macar şair Mihály Vörösmarty’den almış. Vörösmarty tér’inorta yerinde 1908’de dikilen Vörösmarty anıtı var. Anıtta şair dışında çiftçi ve kızı, geleneksel Macar elbiseli halk, bir öğrenci, karısı ile genç oğluyla bir işçi betimlenmiş.

St. Stephen Bazilikası (Szent István Bazilika) Budapeşte’nin en büyük kilisesi. 50 yıldan uzun süren inşası 1800’lerde tamamlandı. Görkemli kilisenin orijinal tasarımı mimar Jozsef Hild’e ait, olsa daMacaristan’ın en ünlü mimarlarından Budapeşte Operasının da mimarı Miklos Ybl’in tasarımı ile bitirildi. 96 metre yüksekliğindeki etkileyici merkez kubbesi Macar Parlamentosu’nun kendisi kadar yüksek.

Budapeşte’nin en meşhur ikonu Zincir Köprü (Szechenyi Lanchid) 19. yüzyılda,TunaNehri üzerinde, Buda ve Pest’i birleştirmek için yapılmış. O yıllarda iki ayrı şehirden meydana gelen Budapeşte için bu köprü hayati bir anlam taşıyordu. Avrupa’nın en uzun asma köprüsü, şimdiyse bizim gibi turist kalabalıklarını ağırlıyor.Buda ile Pest yakalarını birleştiren, şehrin en güzel köprüsünü koruyan görkemli iki aslan heykelinin önünde fotoğraf çekmeden olmaz.

Şehrin en havalı caddesi Andrássy út. Geçmişi 1876’ya kadar uzanan hem araçların hem de yayaların kullandığı cadde, sahip olduğu tarihi özellikleri, mimarisi ve güzel binalarıyla UNESCO Dünya Mirası listesinde. Royal Opera House, Pest Broadway, Franz Liszt Square, Academy of Music, Oktogon, House of Terror, University of Fine Art Binası,Zoltán Kodály Memorial Museum veFerenc Hopp East-Asian Art Museum Budapeşte’de bu ünlü cadde boyunca görülecek yerler arasında.

Andrássy út aynı zamanda popüler bir alışveriş yeri. Çok sayıda ünlü markanın butik mağazaları, mükemmel kafe ve restoranlarıyla da oldukça gösterişli bir yer. Erzsébet Meydanı’ndan Milenyum Anıtı’na kadar uzayan 2,4 kilometrelik caddeyi Vörösmarty tér – Deák Ferenc tér – Erzsébet tér – Andrássy Avenue – Budapest Opera – Budapest’s Broadway – Oktogon – Kodály körönd – Heroes’ Square – City Park – Vörösmarty tér kadar yürümek gerekir.

Zengin ve ünlü Budapeştelilerin paralarını cömertçe harcadıkları sokak Vaci Utca, Budapeşte’de görebileceğinizen kalabalık yer aynı zamanda. Vaci Macar dilinde aslında sokak anlamına geliyor, yani Utca Sokağı burası. Şehrin en meşhur alışveriş sokağı Vaci Utca, Vörösmarty Meydanı’ndan başlayıp Büyük Market’te kadar uzayan sokak18.yy’da yapılmış ancak sokak üzerinde bulunan büyük binaların çoğu 19. ve 20. yüzyılın başlarında inşa edilmiş.

Bu sadece yayalara ayrılmış bölüm bir çokcafe, restoran, otel ve dükkanlarıyla capcanlı bir yer.

Budapeşte‘nin en popüler alışveriş noktalarından biri Büyük Market (Central Market Hall) şehirdeki kapalı mekanların en büyüğü. İçerisinde taze meyve ve sebzeden, tekstil ve hediyelik eşyalara kadar çok geniş yelpazede ürün sunuluyor.

1800’lerin sonunda Macaristan’ın kuruluşu adına yapılan yerlerden birisi olan Balıkçı Tabyası (Halászbástya), ülkeyi kuran yedi kavimi temsil eden yedi kuleye sahip. Kale Tepesi’nde (Castle Hill) bulunan Tabya, hem Danube’nin hem de şehrin en güzel görülebildiği noktalardan biri.

700 yıldan uzun süredir ayakta olan Matthias Kilisesi (Mátyás-Templom), Franz Joseph ile eşi Elizabeth’in taç giyme törenlerinin yapıldığı kilise olmasıyla ünlü. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun 1867’de kurulması açısından da oldukça önemli bir yere sahip.

Trinity Meydanı Buda’nın Kale bölgesinin adeta kalbini oluşturuyor. Tam göbeğinde büyük bir sütun olmasına rağmen meydanın asıl görülecek yeri Buda’nın en önemli yerlerinden biri olan Matthias Kilisesi. Kilisenin tam karşısında ise eski Buda Belediye Binası bulunuyor.

Meydana ismini veren sütun 1710-1713 arasında Philipp Ungleich tarafından Barok tarzında yapılmış. Sütunun yapılma amacı ise o yıllarda salgın olan Veba’nın sona ermesi ve onları bir sonraki salgınlardan koruyacağı yönünde bir inanıştı. Tepesinde bulunan heykel Kutsal üçlüyü (baba, oğul, kutsal ruh) temsil ediyor.

Aynı zamanda Kraliyet Sarayı olarak da bilinen ve şehrin Buda tarafındaki tepede yer alan görkemli Buda Kalesi (Budavári Palota), Avusturya-Macar İmparatorluğu döneminde pek çok seremoniye ev sahipliği yapan tarihi bir yer. Günümüzde Budapeşte Tarih Müzesi, Macar Ulusal Galerisi ve Ulusal Szechenyi Kütüphanesi’ne ev sahipliği yapıyor.

Danube Nehrinin yanıbaşındaki tepede tüm ihtişamıyla yükselen ve ziyaretçilerine Budapeşte’nin panaromik bir görüntüsünü sunan Gellert Tepesi’ne çıkılmadan olmaz. Ben buraya tam 3 defa çıktım. Gellert Tepesinde bulunan Kale Avusturyalı Habsburgs tarafından 1850 ile 1854 arasında Macar Kurtuluş Savaşına sonra şehri daha iyi kontrol edebilmek için yapılmış.

1947’de dikilen Özgürlük Anıtı aslında Sovyet güçlerinin şehri Nazi işgalinden kurtarmasının bir simgesi olarak biliniyor. Komünizmin yok olmasından sonra normalde tam heykelin önünde duran bir Sovyet askeri heykeli şehrin dışında bulunan Memento Park’a taşınmış.

Üçüncü şehrimiz Slovakya’nın başkenti olan Bratislava.  Farklı bir kültüre tanıklık etmek için birebir. Yalnızca bir saatlik uzaklıkta olan Bratislava, Viyana’nın elli kilometre doğusunda bulunuyor. Tuna Nehri kıyısında yer alan kent, parlamentosu, devlet binaları, üniversiteleri, müzeleri ve tiyatrolarıyla siyasi ekonomik ve kültürel bir merkez. Şehrin gezilecek yerlerinin neredeyse tamamını barındıran tarihi kent merkezi, yerel lezzetlerin tadına bakılabilen kafeleri ve restoranları ile gezginlerin yoğun ilgi gösterdikleri bir yer. Araç trafiğine kapalı olan bölgenin sokaklarında yürürken şehrin ünlü insan tasviri heykellerini görülebilinir. Bir zamanlar şehri çevreleyen surlardan geriye kalan dört kapıdan birisi olan St Micheal Gate, kulesi ile birlikte 51 metre yüksekliğinde. Zemininde dünyanın önemli şehirlerine olan uzaklığı belirten bir levhanın olduğu kapının alt kısmında Christian Diorve Swarovski gibi ünlü markaların mağazaları ve restoranlar bulunuyor. Ayrıca 6. kattaki balkona çıkıp, kenti ve çevresini seyredebilirsiniz. Bratislava Kalesi (Bratislava Castle), Küçük Karpatlar’ın uzantısı olan kayalık bir tepenin üzerine 9. yüzyılda inşa edilmiş. 1811 yılında çıkan yangında büyük zarar gören kale, 2. Dünya Savaşı bittikten sonra aslına uygun olarak yeniden inşa edilmiş. Mükemmel konumu sayesinde şehri ve Tuna Nehri’ni kuşbakışı gören askeri yapının üst kısımlarından, hava açıkken, Avusturya ve Macaristan’ın kente yakın bölgelerini görmek mümkün. Kalenin Bratislava gezilecek yerler listelerinde yer bulmasının bir diğer nedeni de günümüzde Tarih ve Arkeoloji Müzesi olarak kullanılması. Tarihi şehir merkezinin batısında yer alan St. Martin Katedrali (St. Martin’s Cathedral), uzun süren inşa sürecinin ardından 1452 yılında ibadete açılmış. Kentin en büyük dini yapısı konumundaki katedral kralların taç giyme törenlerine ev sahipliği yapmış. Çevresinde farklı mimari stile sahip şapellerin bulunduğu yapının 16 metre yüksekliğindeki kulesinin tepesinde Aziz Stephen’ın tacının kopyası duruyor.

Son durağımız Prag.  Eski ve yeni kent merkezi olarak ikiye ayrılıyor. Burayı gezmeye başladığınızda kendinizi Ortaçağda gibi hissediyorsunuz. Şehir savaşlarda yıkım görmediğinden aynen eski Ortaçağ havasını koruyor. Eski şehir Unesco Kültür Mirası listesinde bulunuyor. Şehrin ortasından Vıltava Nehri geçiyor. Otelimiz 2. Bölgede bulunuyor. Prag şehri 20 bölgeye ayrılmış. 1. Bölge şehrin en merkezi yeri ve 4. Bölgeye kadar merkez kabul ediliyor.

Prag'da gezilecek yerlerin ilk sırasında Eski Tarihi Meydan’da bulunan Astronomik Saat yer alıyor. Ayın, Güneş’in hareketlerini ve burçları gösteriyor. 14.yüzyılda yapılmış. Bu saat yapıldıktan sonra yapan ustanın gözleri benzerini yapamasın diye kör edilmiş. Saatin sağında ve solunda 4 adet kukla var. Bunların hepsinin hayata dair temsil ettiği bir özelliği var. Bu kuklaların üstünde 12 havari kuklası geçit yapıyor. 4 adet kukla neyi temsil ediyor?

Solda elinde ayna olan: kibir ve kendini beğenmişliği

Solda elinde para olan: paragözlüğü ve açgözlülüğü

Sağda iskelet: ölümü

Sağda keman çalan: eğlenceyi

Saat başlarında iskelet zil çalmaya başlıyor. Bize ölümü hatırlatıyor. Ölüm her an yanı başımızda diyor. Yanındaki diğer figürler ona aldırmıyorlar. Bu gösteriyi her gün Saat: 09:00-21:00 arasında görme şansınız var. Kulenin üstüne çıkmak yaklaşık 10 Euro.

Charles Köprüsü 14. yüzyılda yapılmış. Yapımıyla ilgili ilginç bir bilgi var. Yapımına 1357 – 9 -7 – 5:31’de başlanmış. Sağdan ve soldan bakıldığında tek tam sayılar. Bu köprü trafiğe kapalı , günün her saati turist akınına uğruyor. Üstünde 30 adet din adamı heykeli var. Bir tanesi ilginç üstte din adamları altta Osmanlı figürü var. Osmanlıların orayı işgal edeceğinden çok korktuklarından böyle bir heykel yapmışlar. Bu köprüyü gezerken herkesin ellediği küçük bir figür göreceksiniz. Bu figürü ellediğinizde tekrar Prag’a gelirmişsiniz. Onun hikayesi de şöyle: Kraliçenin günah çıkarttığı Aziz John adında bir peder varmış. Kral , Kraliçenin ne günahı var diye çok merak etmiş. Bunu Aziz John’a sormuş. Fakat Aziz John hiç bilgi vermemiş. Kral onu buradan Vıltava Nehrinin sularına attırmış. Köprünün başında yerel ressamlara resminizi yaptırabilirsiniz veya Prag hatırası resimler satılıyor onlardan alabilirsiniz.

Eski Tarihi Meydan ise Prag gezisinin olmazsa olmazları arasında. Burada kafeler ve restaurantlar var. Turistlerin uğrak yeri. Ortasından meridyen geçiyor. Yere bakınca bunu göreceksiniz.

Hradcany Tepesi’ne muhteşem Prag manzarasını fotoğraflamak için çıkmanız gerekiyor.

Aziz Vitus Katedrali tam 600 yılda tamamlanmış ve kutsal kabul ediliyor.

Prag Kalesi Dünya’nın en büyük antik kalesidir. İlk olarak 9. yüzyılda yapılmaya başlanmıştır. Kale şu anda Çek Cumhuriyetinin Devlet Başkanlığı Sarayı olarak kullanılıyor.

Altın Yol Ortaçağ’dan fırlamış gibi. Eski tarihi tek veya iki katlı rengarenk evler sıralanıyor. Pembe bir yapıyla başlıyor ve sonunda muhteşem bir Prag manzarası sizi karşılıyor. Burada No:22 olan ev Franz Kafka’nın yaşadığı evdir.

Dans Eden Ev, Hollanda kökenli bir sigorta şirketi olan Nationale Nederlanden’in Prag’ın şehir merkezinde inşa ettirdiği binasına verilen takma isimdir.

Bir seyahat daha böylece neşe içinde tamamlandı. Derin muhtemelen hiç birini hatırlayamayacaktır ama önemli olan o anı keyifle beraber yaşamak.  Nice bol gezmeli beraber senelere….