1738

Nigar'ın 47. Günü

Lale okul çıkışı Keriman’ı bekledi ama bütün okul boşaldığı halde kadın görünmedi. Okul bahçesinden çıkıp birkaç adım attığında Cem’in sesini duydu. 

CEM- Lale!Şaşkınlıkla baktı Lale.

Cem’i görmeyi hiç ummuyordu.

LALE- Cem? Ne işin var burada? Abime bir şey mi oldu yoksa?

Cem kahkaha attı.

CEM- Ya Lale, abine niye bir şey olsun ki? Amma kuruntulusun.

Lale bozuldu.

LALE- Ne bileyim? Seni burada görünce…

CEM- Buradan geçiyordum, okulun dağıldığını gördüm. Seni… sen eve gideceksen bırakıyım.

Lale kıpkırmızı oldu. Cem karşısında gülümseyerek duruyordu.

LALE- Yok, çok teşekkür ederim. Yürüyorum ben.

CEM- Biliyorum. Yani hep yürüyerek gidiyorsun ya, ondan öyle dedim.

LALE- Çok teşekkür ederim.

CEM- Yani?

LALE- Yani yürüsem daha iyi. Hem abim...

CEM- Sinan okuldaydı. Yani ben erken çıktım. Gelmez o şimdi.

Lale ne yapacağını bilemedi.

CEM- Gel hadi, yolumun üstü zaten.

Lale ayaklarının uyuştuğunu hissetti. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Kitaplarını göğsüne sıkı sıkı bastırdı. Mutluluktan ölebilirdi. ‘Ama ya biri görürse?’ düşüncesi midesini bulandırdı. Olduğu yerde titriyordu.

CEM- İyi misin?

Lale evet anlamında salladı başını. Kendini bir aptal gibi hissediyordu. Kimbilir ne kadar komik görünüyordu. Cem usulca koluna dokundu.

CEM- Araba şurada.

 -o- 

Hamza annesinin evinin önüne gelince sert bir frenle durdu. Koşarak binaya girdi. Anahtarla açtı kapıyı. Annesi salonda kıvranmaktaydı. 


HAMZA- Annem geldim.

MÜNEVVER- Ay oğlum, nefesim kesiliyor.

HAMZA- Tamam, şimdi uçarak götürürüm seni hastaneye. Dur şu ayakkabılarını giydireyim. Canım annem, hiç merak etme geldim ben. 

MÜNEVVER- İyi ki varsın oğlum. 

Hamza annesini telaş içinde giydirdi.

HAMZA- Kalk annem doğrul biraz.

MÜNEVVER- Kıpırdayamıyorum.

Hamza hiç düşünmeden kadını kucakladı.

HAMZA- Rahat mısın? 

 -o- 

Nigar bir yandan çorbayı karıştırırken bir yandan da Ferit’den gelen mesajları okuyordu. Kalbi yerinden çıkacak gibiydi. Bütün gün arka arkaya mesaj gelmişti. Tabii ki hiç birine cevap yazmamıştı. Mutluluktan sarhoş gibiydi. Ama korku daha ağır basıyordu. Bu günlerde ne kadar çok şey gelmişti başına. Pavyon, Ferit, Hamza…Bütün dünyası değişmişti. Hangi birini düşüneceğini şaşırmıştı. “ Allahım beni deniyorsun herhalde. Ferit gemileri yakıp bana gelmek için benim kötü yola düşmemi mi bekledi yani?” Kendisine kızdı. “Niye düşmüşüm ki kötü yola? Salak Nigar! Kimin eli değebilir sana?” Çorba taşmak üzereyeken altını kıstı. Bir bardak su içti.

NİGAR- (kendi kendine) Ee, nasıl anlatılır ki bu Ferit’e? Para kazanmak için pavyonda çalışmaya başladım mı diyeceğim?İçeri giren Sabiha hanımı fark etmedi.

SABİHA- Kime ne anlatıyorsun kızım? Yine telefonda mısın?

Nigar oturduğu yerden sıçradı.

NİGAR- Ne telefonu hanımım? Çorba…

SABİHA- Bir tek çorba mı yaptın bütün gün?

NİGAR- Olur mu? Fırında salçalı köfte var.

Sabiha fırına baktı. Işığı yanmıyordu.

SABİHA- Çiğ mi yiyeceğiz kızım? Yaksana şunun altını.

Nigar fırının yanmadığını görünce şaşırdı. Yaktığına emindi. 

NİGAR- (iç ses) Allahım iyice serseme dönmüşüm.

ARKASI YARIN.....

Bu eser tüm haklarıyla onbi.tv'ye aittir.