276

Zamanı Durduran Toskana Kasabaları

Bugün 2 saat mesafede bulunan Bologna’ya vardık.  Burası muhteşem şarküteri ürünleri, başta parmesan olmak üzere İtalyan peynirleri, sebzelerle dolu pazarlar, el yapımı makarnalar, zeytinyağları ve tabii ki şarap cenneti. Bologna, kırmızı çatılı şirin bir İtalyan kenti.

Bologna gezimize, Piazza Maggiore ile başladık.13. yüzyılda yapılan dikdörtgen formundaki Maggriore Meydanı, Bologna’nın en gözde yerlerinden birisi. Şehrin turizmine ev sahipliği yapan meydan, kültürel aktivite açısından etkileyici bir yer.

Piazza Maggiore'de meydanın ortasındaNeptün çeşmesi, çeş menin solunda harika kemerleriyle Palazzo Del Podesta ve San Petronio Bazilikası yer alıyor.

Bologna’nın göz alıcı yapıtlarının başında gelen Neptün Çeşmesi1563 yılında Tommosa Lauret tarafınca tasarlanmış, şehrin en önemli simgesi. Maniyeristik tarzda dizayn edilen çeşmenin en dikkat çeken yanı ise, üzerindeki tanrı Neptün’ün heykeli.

San Petronio Bazilikası 132 metre uzunluğunda ve 47 metre yüksekliğinde, dünyanın en büyük kiliselerinden birisi. Mimar Antonio di Vincenzo’nun 1390 yılında tasarladığı eser, dünyaca ünlü güneş saatiyle de ünlü.

Palazza Comunale Maggiore Meydanı’nın batı kısmında, 13. yüzyıldan günümüze değin “Belediye Binası” olarak kullanılmaya devam ediyor. Sarayın Sala Borsa olarak ayrılan bölümünde Bologna’lı Papa 13. Gregory’e ait bir heykel yer alıyor. Kırmızı Salon ise ziyaretçilere ayrı bir keyif sunuyor.

Torre Degli Asinelli ve Torre Degli Garisenda adındaki kuleler, hafif eğik yapıları sayesinde adeta Pisa Kulesi‘ni andırıyor. 12. yüzyılda Ortaçağın önde gelen zenginlerinden AsinelliAilesi tarafınca inşa ettirilen bu eşsiz yapılara, 498 adet küçük ahşap merdivenle çıkılıyor. Buraya kadar gelmişken kulelerin altındaki dondurmacı Galeteria Gianni'den birer dondurma yemeden ayrılmamak lazım.

İtalya’nın en önemli kiliseleri içerisinde yer alan San Domenico Bazilikası 1221 yılında inşa edilen Gotik yapıt, Siena bölgesinin kırmızı çatılarını daha hoş ve güzel bir şekilde izlemenizi sağlıyor. Yapıtın içerisinde ayrıca Michelangelo‘nun erken dönem heykelleri de yer alıyor.

Kentin enteresan ve kendine özgü havası kemerlerinden geliyor. Kötü hava şartlarından korunmak amacıyla yapılmış.

Adeta bir Açık Hava Müzesi olarak nitelendirilen şehirde San Pietro Katedrali ilk bakışta hareketli süslemeleri ve devasa yapısı ile göz dolduruyor. Dünyanın en büyük 6. katedrali olan binada güneşin hareketlerini izlemek için kullanılan ve 67 metre uzunluğunda olan güneş saati de yer alıyor.

Sergi dönemlerinde ziyarete açılan Palazza del Re Enzo Sarayı, eşsiz mimari yapısıyla bölgeye bir hava katıyor. 1200’lü yıllarda yönetim binası olan binada dinsel dokusunu tüm ziyaretçilerine hissettiriyor. 1244-1246 arasında inşa ettirilen saray, aynı zamanda tarihte Kutsal Roma İmparatoru 2. Frederick’in oğlu Enzo’nun 23 yıl boyunca tutsak edildiği yer olarak da biliniyor.

İtalya’nın sivil mimari yapıları içerisinden estetik hatları ve özgün tasarımlarıyla sivrilmeyi başaran Podesta Sarayı, pişmiş toprak heykellerle zenginleştirilen muazzam duvar resimleri ise sanatseverleri sarıyor.

Revaklı binaları ve sıcakkanlı insanlarıyla insanı kendine çeken Via Rizzoli’den geçerken adeta şehrin kalbinizde attığını hissediyorsunuz. Bu modern semtte kafe, banka, alışveriş merkezi ve marketler yer alıyor. Buradaki mağazalardan bolca alışveriş yapabilirsiniz.

Akşam yemeğimizi Ro CoCo restaurantta yedik. Burada herkes birbiri ile tanıdık. Mussesil, escapules with balsamic muhteşemdi.

Yeni bir gün daha başladı. Bugün yolculuğumuza ilk durağımız 1,5 saat mesafedeki Arezzo ile başladık.

Arezzo Doğu Toscana'da çok sevimli bir şehir. Vadilerin birleşme noktasındaki tepede bulunan ve eski bir ticaret yolu olan Arezzo, II. Dünya Savaşı’nda önemli ölçüde yıkılsa da, hala tarihini yansıtacak kiliselere, anıtlara ve müzelere sahip.

Burası aynı zamanda ünlü film "Hayat Güzeldir" filminin çekildiği yer.

Arezzo sokaklarında salına salına gezerken, Piazza Grande'ye geldik. Burası eskiden Pazar alanı olarak kullanılırken günümüzde Giostra del Saracino, yani geleneksel savaş oyunlarının yapıldığı meydan. Santa Maria Kilisesi, Duomo Kathedrali ve San Francesco Bazilikasını gezmeyi ihmal etmeyin.

Via Guido Monaco’da ilerlerken karşımıza çıkan heykel modern müzik notasyonunun babası ve caddeye adını veren Guido Monaco'nun heykeli çıkıyor.

Arkasından Cortona’ya doğru yola çıktık. Ama öncesinde İtalya'da park ve benzin hakkında bazı bilgiler vermek isterim.

Özellikle araba ile seyhat edenler için; Mavi çizgili park yerleri, gündüzleri paralı haftasonları ve geceleri ücretsiz. (Genellikle sabah 8 akşam 8 arası paralı) Arabayı bırakırken ne kadar kalacağınıza göre pakomata para atıp bilet almanız ve onu ön cama koymanız gerekli. Belirtilen süreyi geçerseniz ceza yersiniz. Beyaz çizgili park yerleri, sürekli ücretsiz ama bazıları saat limitli. Mesela ücretsiz fakat sadece 1 saat - 2saat park edebilme limiti olanlar var. Buralara park ettiğinizde, araçta bulunan park diskini (disco orario) parkettiğiniz saate ayarlamanız gerekiyor. Benzinliklerden cüzi bir rakama alabilirsiniz. Sarı çizgili park yerleri ise korkmanız gereken yerler. Buralardan uzak durun. Kişilere özel (apartman, dükkan sakinleri kira ödeyip bu yerlere sahip olabilir) Taksi, otobüs için ayrılmış olabilir, sadece engelliler için ayrılmış olabiliyorlar. Bir de pembe çizgili park yerleri var, onları da hamileler için yapmışlar. Pek sık göremezsiniz ama olur da denk gelirseniz diye aklınızda bulunsun. İtalya Norveç'ten sonra Avrupa'nın en pahalı akaryakıtını kullanıyor bilesiniz, ha birde otoban ücretleri de Avrupa'nın en pahalısı.

Toskana'da Agriturismo denen çiftliklerde konaklama çok yaygın. Buralar zeytinyağı, şarap ve peynir üretimi yapan, kendi hazırladıkları sebze ağırlıklı yemekleri sunan ve konaklama imkanı veren çiftlikler. Ancak biz şehir yaşantısından uzaklaşmamak için şehir içinde yerel apartman dairesinde kaldık. İlgilenenler için Travel Isues Tel: 00 39 392 0688166. www.travelideasintuscany.com

Ayrıca Cortona'nın Arezzo, San Gimignano'ya, Pienze, Montelcino, Montelpuciano'ya, Siena'ya ortalama 45-50 dakika mesafesi olduğundan burada konaklayıp, hergün gezilecek yerlere gidip geldik.

Cortona, Toscana'nın en eski kasabalarından, dağın tepesine kurulmuş, surlar içerisinde. M.Ö 600’lerden kalma, bir ortaçağ kenti görünümünde. Dolambaçlı virajlı yoldan çıktığımızda muhteşem bir manzarayla karşılaştık. Manzaranın etkisinden kurtulup etrafımıza baktığımızda yoğun bir trafik olduğunu, herkesin park yeri aradığını farkettik. Anladık ki, surların içine araç girmesi yasak. İçeriye sadece kasabanın içerisindeki dükkanlara, otellere mal getiren araçlar ve orada yaşayanların araçları kısa süreliğine girebiliyor.

Ana meydandaki Palazzo Comunale'nin merdivenleri akşamüstü oyalanmak için ideal. Diğer bir meydanda bulunan Duomo’nun ise kapısı görülmeye değer.

Via Janelli isimli kısacık sokaktaki evler ortaçağdan kalma, evlerin özelliğiyse güçlü iskelelerin üzerindeki çıkmalar.

Cortona dağın tepesine kurulmuş, kuvrıla kıvrıla yollarla çıkılan ortaçağ kasabası. Cortona'daki bütün ara sokaklara girip, evlerin özellikle kapılarının fotoğrafını çekip, akşamüstü meydandaki merdivenlere oturup bağıra çağıra sohbet eden kentin yaşlılarını seyretmek oldukça keyifliydi.

Gezmek kadar, gittiğimiz yerde başarılı bir trattoria bulmakta bizim en önemli görevlerimizden. Sonuçta burası İtalya. Biz de bunun için yine gözümüzü dört açıp Cortona'nın sokaklarında aranmaya başladık ve Trattoria Dardano'yu görünce aradığımız yeri bulduğumuzu anlayıp burada oturmaya karar verdik. Gerçekten de muhteşem bir karar verdiğimizi yemeğimizi yiyip, harika şarabını içtikten sonra tasdiklemiş olduk. Burası bir aile işletmesi ve yörenin en meşhur yerlerinden biri. Burada pici (ev yapımı kalın makarna) mozzarella peynir ve florentina steak oldukça doyurucu ve lezzetliydi.

Bu sabah erkenden kalkıp yola çıktık. İlk durağımız Toskana’nın güneyinde yer alan Montepulciano. Kireç taşının üzerine konumlanmış bir Ortaçağ şehri. Deniz seviyesinden 605 m. yükseğe kurulmuş. Toskana'nın en yüksek kasabalarından biri. Twilight New Moon filminin de çekildiği Montepulciano, film sayesinde bilinirliğini arttırmış olsa da asıl şarapları ve şarap mahzenleri ile ünlü.

Montepulciano’nun bu kadar tanınmış olmasını sağlayan diğer iki şey: pici isimli makarnası (erişteden biraz daha kalın ve spagetti gibi uzun bir yapıya sahip)

İtalya’nın en iyi şaraplarından biri olan Vino Nobile Di Montepulciano şaraplarının merkezi. Talosa winery’de yeraltındaki şarap mahzenleri gezebiliyor ve şarap tadımı yapabiliyorsunuz. #talosawinery wine taste Vino Nobile di Montepulciano, Toscana’nın DOCG kategorili (İlk kez 1963 yılında DOC (#denominazionedioriginecontrollata) sistemi hayata geçirilmiştir. Bu sistem geleneksel üretim bölgelerini, şarap içerisinde yer alan şeylerin miktarını, üzüm çeşidini, bağlara dikilecek azami asma sayısını ve daha pek çok ayrıntıyı denetliyor. Önemli kırmızı şaraplarından, %70 sangiovese üzümünden üretiliyor. Sangiovese İtalya’nın yerel asil üzümlerinden.

Piazza Grande’ye doğru tırmanırken  Ricci Sarayı'nı göreceksiniz. O kapıdan içeri mutlaka girin.

Şehirde, Rönesans’ın en nadide saraylarını, antik kiliseleri, büyüleyici meydanları, gizli saklı köşeleri bulmak mümkün. Burada gezilecek yerler; Piazza Grande, Palazzo Ricci, Laboratorio Mosaici Artistici, Palazzo del Comune (Kuleye çıkılabiliyor)

İkinci durağımız Pienza. Orta Toskana'daki Montepulciano ve Montalcino arasındaki ortaçağ kasabalarından biri. Bir UNESCO Dünya Mirası Alanı olan şehir sıradan bir köyken burada doğan Papa II. Pius ile bütünleşmiş. II. Pius, 1458’de papa olduğunda doğum yerini mükemmel bir Rönesans şehrine dönüştürmek istemiş. İnşaat 1459’da başlamış ve dört yıl boyunca devam etmiş, bu sürede kasabada uyum dolu bir 15. yüzyıl şehrine dönüşmüş. Ne yazık ki, papanın beklenmedik ölümüyle şehirleştirme çalışmaları durmuş ve Pienza da o zamandan bu yana hiç değişmemiş.

Vald'Orcia - Orcia Vadisi'nin göbeğindeki vadi muhteşem silüetiyle göz kamaştırıcı. 2004’ten bu yana ise bölgenin bulunduğu konum olan “Val d’Orcia” adlı vadi, UNESCO “Dünya Kültürel Manzaralar” listesi içerisinde yer alıyor.

Palazzo Piccolomini kasabanın görülecek yerleri. Sarayın avlusundan Monte Amiata'nın sık ormanlarla kaplı manzarası görülebilir.

Pienza aynı zamanda  pecorino peyniri (#pecorinocheese) ile ünlü. Biraz ağır kokulu bir çeşit koyun peyniri. Kasabadaki peynircilerden tadabilir ve alabilirsiniz.

Bugünkü üçüncü ve son kasabamız Montalcino. Bir zamanlar Siena Cumhuriyeti’ne ev sahipliği yapmış, Siena düştükten sonra bile Floransa’ya karşı direnmiş olan #Montalcino, bugün Orcia vadisine bakan sessiz sakin bir şehir . Brunello şaraplarının merkezi.

Kasabayı gezdikten sonra #poggiorubinowinery‘e gittik. Brunello şaraplarının sahibi... Oğul şaraplarının üreticisi, anne şarapları tattırıp anlatan, torunlar ve gelin ile muhteşem manzarası olan bir çiftlik... Montepulciano'ya yaklaşık yarım saat uzaklıkta... Buradan Brunello tadıp alabilirsiniz. Biz de tanesi 40 euro'ya iki şarap aldık...

Bu akşam da yemeğimizi #trattoriatoscana‘da yedik. Burada yediğimiz  #risotto #limoncelliravoli #vealsteak hepsi çok nefisti. Hele sahibi tam bir İtalyan idi... Hem pişiriyor, hem servis ediyor, hem de hoşsohbetti...

Evet yeni bir gün daha… Bugün Siena’ya geldik. #Siena, İtalya’nın Toskana bölgesinde bulunan bir ortaçağ şehri… İtalya’nın kuzeyinde, Floransa’nın 70 km kadar güneyinde. Tarihi şehir bölümü UNESCO Dünya Mirasları Listesinde.

Siena gezilecek yerler listeniz için ilk önereceğim yer olan Piazza Del Campo Meydanı, kentin tarihi merkezinin kalbinde yer alıyor. Şehrin kalbi, yelpazeye benzetilenPiazza del Campo. Kökenleri Ortaçağ’a kadar uzanan Palio di Siena, yılda iki defa Piazza Del Campo Meydanı’nda düzenlenen bir tür at yarışı. Geleneklerine bağlı yerel halkın bu yarışını izlemek için 2 Temmuz veya 16 Ağustos tarihlerinde şehirde olmanız gerekiyor. Siena’nın 18 mahallesinin birbiriyle yarıştığı, çoğunlukla jokeylerin birkısmının attan düşerek yarış dışı kaldığı bu etkinliği 10-30 euro ücret ödeyerek, çevredeki balkonlardan izleyebilirsiniz. Meydan, kentin atmosferini hissetmek ve fotoğraf çekmek için ideal. Ortaçağ’dan bu yana pazar alanı ve at yarışları için pist olarak kullanılan meydan Siena’nın simgesi haline gelmiş tarihi yapılarla dolu.

Alanda ziyaret edebileceğiniz yapıların başında Palazzo Pubblico, belediye sarayı ve kulesi Torre del Mangia, Cappella di Piazza ve Fonte Gaia geliyor. Kentin ana meydanı ayrıca sık sık kültürel etkinliklere sahne oluyor.

Siena, şimdiye kadar gezdiğimiz tüm kasabalardan çok daha büyük ve gösterişli. Campo meydanında herkes yerlere yatmış vaziyette. Kimi uyuyor, kimi yemek yiyor, kimiyse kitap okuyor, güneşleniyor. Meydanınyukarısında heykellerle süslü çeşme,Fonte Gaia (Sevinç Çeşmesi)yer alıyor.  Hikayeye göre 8 yıl süren çalışmaların ardından Piazza del Campo’ya su ancak 1342 yılında gelmiş. Siena halkı bu durumu sevinçle kutlamış ve Fonte Gaia’nın inşası tamamlanmış. O dönem suyu borularla 25 kilometre ötedeki kaynaktan sağlanan çeşmenin dekoratif ögeleri ise 1419’da Jacopo della Quercia tarafından tasarlanmış. İsmini Yunan mitolojisinde yeryüzünü simgeleyen ve diğer tanrıları doğuran tanrıçadan alan tarihi yapının yan kabartmalarında Tevrat’ın ilk kitabı olan Yaratılış’taki “Âdem’in Yaratılması ve Cennet Bahçesi’nden Kovulma” hikâyesi konu alınmış.

1325-1348 yılları arasında Francesco ve Muccio di Rinaldo isimli İtalyan iki kardeş tarafından inşa edilen Mangia Kulesi (Torre Del Mangia), 102 metrelik çan kulesi İtalya'nın 2. en yüksek kulesi. “Mangia” ve “mangiare” İtalyanca’da “yemek ve yemek yemek” anlamlarına geliyor. Kilisenin devletle eşit güçte olduğunu vurgulamak için Siena Katedrali ile aynı yükseklikte tasarlanmış, bölgenin vazgeçilmez malzemesi toprak renkli tuğlalar ile inşa edilmiş. Tepesi beyaz mermer kaplı olan tarihi yapının tepesine 505 basamakla çıkılıyor, tabii çıkabilirsen. Kulenin ismi buranın ilk sahibi olan Giovanni di Balduccio isimli kişinin israf huyundan ileri gelmekteymiş. Hikayeye göre bu kişi kazandığı paraları bu kulede şölenler, ziyafetler organize ederek çarçur edermiş. O gün bugündür kulenin ismi böyle kalmış. Geçmişte de önemli olan kule günümüzde de Siena halkının sembolü. Kulenin tepesinde yer alan “Sunto” isimli çan 6764 kg ağırlığında olup 1666 yılında buraya yerleştirilmiş. Ayrıca 14. yy’da kulenin alt kesimine mekanik bir saat de yerleştirilmiş. Torre del Mangia’dan Siena’nın muhteşem tarihi manzarası seyredilebiliyor.

Mermer cephesiyle Santa Maria Assunta Katedrali (The Duomo), Duomo Meydanı’nda yer alıyor. “Duomo” İtalyanca “katedral” demek. İtalya’nın da en görkemli katedrallerinden. 17 bölgeye ayrılmış olan kentin her bir bölgesini temsil eden hayvan sembolü var. Mimari açıdan zenginliğini Nicola ve Giovanni Pisano’nun çalışmalarına borçlu olan katedral, Gotik mimarinin İtalya’da önde gelen yapılarından. Siena’nın toprak kızılı binalarının arasından beyaz rengiyle kolaylıkla seçilebiliyor. İnşasına 1229’da başlanan ve kubbesi 1264 yılında tamamlanan yapının en dikkat çekici bölümlerini duvar, tavan ve şapel süslemeleri oluşturuyor. The Duomo içerisinde ayrıca sanat müzesi Museo dell’Opera del Duomo’yu ve mezar odası Siena Crypt’ı ziyaret edebilirsiniz. Müzede katedralden alınmış mimari ve sanatsal yönden etkileyici eserler sergileniyor. İnşası katedralle paralel tamamlanan bodrum katında eşsiz güzellikteki duvar resimlerini görebilirsiniz.

#MuseoCivico 14-16 yy. ait paralar, tarihi eserler ve seramiklerin sergilendiği bir müze. Plazzo Paplicio’nun birinci katında yer alıyor.

İlginçtir ki, dünyanın ilk bankası Siena’da kurulmuş. Kurulan o ilk banka Banca Monte dei Paschi di Siena’dır. 1472 yılında rehin dükkanı olarak kurulan bu bina daha sonraları bugünkü bankaların temelini oluşturmuş. Kuruluşundan bu yana burada görev yapan banka müdürlerine ait büstler bankanın duvarlarında yer alıyor.

Adını bulunduğu meydandan alan Palazzo Salimbei, Siena’nın eski tüccar ailelerinden biri için 14. yüzyılda inşa edilmiş. 3 binadan oluşan, dikdörtgen saray, Palazza Pubblico’dan ilhamla 19. yüzyılda yenilenmiş ve günümüzdeki görünümünü kazanmış. Bahçesinde Başdiyakoz Sallustio Bandini’nin bir heykelinin bulunduğu yapı, günümüzde dünyanın en eski bankalarından birisi olarak anılan Banca Monte dei Paschi di Siena’nın merkez ofisi olarak kullanılıyor. Binayı ziyaret ettiğinizde bankanın kurucusu Monte dei Paschi tarafından toplanmış bir koleksiyonu görebilirsiniz.

Alışveriş yapmaktan hoşlananlar için ideal Via Banchi di Sopra kıyafet, çanta ve ayakkabı mağazalarıyla ünlü. Ortaçağ yapıları ile oldukça hoş olan caddeyi araç trafiğine tamamen kapalı olduğu için yürüyerek gezebilirsiniz. Cadde, fotoğraf çekmek için de çok keyifli.

Camaino di Crescentino tarafından 1316-1325 yılları arasında inşa ettirilen San Giovanni Vaftizhanesi (Siena Baptistery of San Giovanni), aynı ismi taşıyan meydanda yer alıyor. Binanın üst kısmı tamamlanamamış olmasına rağmen içi görkemli bir dekorasyona sahip. Vaftizhanenin iç duvarlarındaki resimler Vacchietta’nın ve öğrencilerinin, heykeller Donatello, Lorenzo Ghiberti, Giovanni di Turino gibi dönemin ünlü sanatçılarının.

İlk olarak 1228-1255 yılları arasında inşa edilen San Francesco Bazilikası (Basilica of San Francesco), günümüzdeki dış görünümünü 14. ve 15. yüzyıllardaki genişletme çalışmalarıyla kazanmış. Dilenci Topluluğu’nun ricasıyla geniş kitleleri içine alacak şekilde tasarlanan yapının 1655 yangınında zarar gören iç kısmı ise 19. ve 20. yüzyıllarda yenilenmiş.

Buraya kadar gelip de bol zencefil ve tarçınlı Toskana'ya has bir tat olan badem ezmesi ricciarelli yemeden olmaz... Meşhur bademli kurabiyeleri cantucci... Çok sert bir likör olan grappa... Bunlardan yolluk almayı unutmayın:)

Siena’dan çıktıktan sonra 50 dakika uzaklıkdaki San Gimignano’ya vardık. Ortaçağ'da Roma'ya giden hacılar bu kasabada mola verirmiş. Daha sonra haç rotası değişmiş ve nüfusu yarıya inmiş. Kalanlar kasabayı gerçekten iyi korumuşlar. Unesco Dünya Mirası Listesinde yer alan #sangimignano kasabası, yöredeki feodal yapının izlerini taşıyan diğer yerleşimler gibi, bir tepenin üzerinde ve surlarla çevrili. Şu an tam bir ortaçağ kasabası görünümünde olan San Gimignano turizm ve şarap üretimi sayesinde gelişmiş.

Tamamı taş yapılardan oluşan şehrin en önemli özelliği kuleleri. Rakip ailelerce, 12. ve 13.yy.’larda yapılmış 13 kule, şehrin kuzey Avrupa’dan Roma’ya uzanan yol boyunca konumunun zenginlik sağladığı dönemde, güç gösterisi olarak inşa edilmiş. San Gimignano’da 12.yy’da yaşayan varlıklı aileler refahlarını ve zenginliklerini belgelemek, yani kendi reklamlarını yapmak için bu kuleleri dikerlermiş. Kule ne kadar yüksekse, o aile o kadar zengin demekmiş. Orjinalinde 76 adet olan kulelerden geriye sadece 14 tane kalmış. Bu penceresiz kuleler sahiplerinin servetini ve gücünü temsil edermiş. Bugün sadece kulelerden biri, #TorreGrossa

Dar sokakları takip ettiğinizde, yine alışık olduğumuz bir isim olan Piazza del Duomo Meydanı’na ulaşıyorsunuz. Ana meydan Piazza del Duomo'da yeralan Palazzo Vecchiodel Podesta'nın kulesi #TorredellaRognosa ise kasabanın en eskisi. Kulelerden birisinin tepesine yerleştirdikleri, atlamak üzere olan insan heykeli, görenleri de çocukları da önce boş bulunup korkutuyor olsa da, hayli ilgi çekiyor. Kuleler son derece baskın olduğundan, taşın soğuk etkisini insani boyuta indirgemek için turist güzergahlarına yer yer, ahşap insan figürleri yerleştirmişler.

#PiezzadellaCisterna 'da 13.ve 14.yüzyıldan kalma palazzolarla çevrili. Ortasında 13. yüzyıldan kalma meşhur kuyu var. Kuyunun etrafı her zaman kalabalık. Burası meydanın ortasındaki kapatılmış su kuyusuna para atıp dilek dilemek isteyenler ile dolu.

#gletaridondoli Herkesin elinde bir dondurma ile, önünde uzun kuyruklar oluşmuş iki dükkanın etrafında toplaşmış olmaları dikkatimizi çekiyor. Her ikisi de Dünya Dondurma Şampiyonu olduğunu ilan eden dükkanların bu iddiaları lafta değil. İtalyan dondurma takımı ve dondurma organizasyonu olarak, dünya şampiyonluğu aldıkları yılları vitrinlerinden ilan etmişler. Yumuşak kremamsı dondurmaları seçmekte zorlanacağınız kadar çok çeşitli. Ne fazla soğuk buzlu, ne fazla yumuşak kremalı iç bayıltıcı, gerçekten haklı bir kıvam ve lezzeti tutturduklarını kabul etmek gerekiyor.

Yola devam… Şu meşhur Chianti şarabını tatmadan geri dönersek gözümüz arkada kalır.  Bunun için Castellina in Chianti’ye doğru yola koyulduk.  #Enoteca şarap tadım barları. Buralar şarap tadım şatolarını tek tek dolaşmaktansa tek bir yerde hepsini tadabileceğiniz yerler. Castellina in Chianti bu bölge Chianti şaraplarının üretildiği Chianti bölgesinin kalbi. Hafif dağlık, daha ziyade tepelik diyebileceğimiz bölge, yemyeşil kırlar ve göz alabildiğine üzüm bağları ile dolu. #Chianti bölgesi Toskana’nın en ünlü şarap çeşidine ismini veren bölge. Bu şaraplar Chianti ve Chianti Classico olarak ikiye ayrılıyor. İtalya'da nereye giderseniz gidin, her menüde "chianti" isimli şaraptan bulabilirsiniz. Chianti bir marka değil, bir şarap türü. Şiraz, cabarnet gibi... Chianti, sangioveta denilen üzümden yapılıyor. Chianti Classico daha değerli ve sertifikalandırılmış bir şarap çeşidi. Eğer şarabın üstünde horoz sembolü görüyorsanız o şarabın gerçek bir Chianti yani Chianti Classico olduğunu anlarsınız. Avrupa'da bu sarap için şöyle denir: - üzerinde "chianti" yazıyorsa istediğini al, fark etmez; her zaman beğeneceksin.

Ve yemeğimizi Restoranta in Chianti’de yedik. Pizza yapımı İtalya’da bir sanat adeta, pizzanın hamurunu süslerken bile ustaların ne kadar zevk aldıkları hallerinden belli oluyor.

Bir tatil daha bitti. Dönüş yoluna geçtik. Bayağı gitmişiz meğer. Ancak iki günde Türkiye’ye döneriz. Yeni bir gezi yazısında buluşmak dileğiyle… Seyahatsiz kalmayın…