409

Yeşilin Başkenti Slovenya

Yine düştük yollara…

Ben bu sözü çok seviyorum. Bayram tatilinde 25 Ağustos- 4 Eylül 2017 tarihlerini değerlendirelim istedik. Rotamız bu sefer yeşilin başkenti Slovenya ve zamanı durduran İtalya Toskana kasabaları. Uçak ile gitmek en iyisi ama nedense hep bizim çıkacağımız tarihlerde uçak biletleri tavan fiyatlarda oluyor. Hayret ediyorum insanlar nasıl ucuz bilet bulabiliyor? Bu tatil süresince sitelere her gün girip çıktım. Nafile. Yine arabamıza atlayıp gurbetçiler gibi gidebildiğimiz yere kadar yavaş yavaş geze geze gidelim diyerek yola çıktık. Hadi hayırlısı... Bakalım gene ne maceralar yaşayacağız.

İlk durağımız Belgrad. Belgrad ile ilgili önceki gezi notlarını www.onbitv.com adresindeki Araba ile Balkanlar Gezisi 2‘de bulabilirsiniz.

Yaklaşık 6 saat sonra Slovenya’nın başkenti Ljubljana’ya geldik.

Ljubjana (okunuşu; lubliyana), olabildiğince sakin, huzur dolu, nehir kenarındaki kafelerde şarap ya da kahve içmek, sokaklarında boş boş dolaşmak, yeşilin çeşit çeşit tonlarına dalıp kafa dinlenecek hatta bir kaç gün kalırsanız herkes ile selamlaşabilecek duruma gelinebilinecek bir şehir.

Slovenya, Alp Dağları’nın güneyinde yemyeşil bir ülke. Avrupa’nın en yeşil başkenti seçilmiş ve nüfusu yaklaşık 2,5 milyon. Ljubliana’nın anlamı “Sevilen Yer”. Küçücük yüzölçümüne onbinden fazla mağara sığdıran ülkede en ünlü mağara Postojna. 2864 metre ile Triglav dağı ülkenin en yüksek noktası. Ülke topraklarının yarısı ormanlarla kaplı. Şarapları ile ünlü ülkede her 70 kişiden birinin ya şarap bağı ya da şaraphanesi varmış. Sadece 46 kilometre sahili olmasına rağmen bu sahiller adeta cennetten bir köşe.

Everest’in zirvesine çıkmış ilk evli çift bu ülkenin vatandaşıymış. Dünyanın en eski şarabı kabul edilen 400 yıllık şişe bu ülkenin Maribor şehrinde. Dünyanın en büyük kayakla atlama pisti bu ülkede. Slovenya’nın İtalya sınırına yakın Lipica ya da İtalyanca telaffuzuyla Lipizza bölgesi beyaza yakın gri renkteki dünyaca ünlü, atletik ve akrobatik hareketlere yatkın, yüzyıllar boyunca da Avrupalı krallara ve asillere hizmet etmiş atlarıyla meşhur. Ülkedeki 165 dağ üzerinde işaretli 7000 km.den fazla doğa yürüyüş yolu var. Narnia Günlükleri filminin Prens Caspien bölümü Slovenya’daki Soca vadisinde çekilmiş. Triglav Ulusal Parkı Avrupa’nın en eski parklarından biri.

Slovenya’da yiyecekle ilgili bir çok festival var. Tuz Günü ve Fasulye Festivali bunlardan en ilginçleri. Başkent Ljubliana’da eski bir hapishaneyi olduğu gibi kullanıp, tuvaletsiz tahta bir yatağın olduğu hücreleri gecelik konaklama için kiralayan bir hostel bile var.

Ha unutmadan! Bizim gibi araba ile farklı bir ülkeden Slovenya’ya geliyorsanız, Slovenya topraklarına girmeden tüm benzinliklerde satılan vinyetten almalısınız. 7 gün geçerli vinyet 15 euro, bir aylık vinyet 30 euro.

Ljubljana’da gezilecek yerler listenizin ilk sırasında Üçlü Köprü (Tromostovje, Triple Bridge) olmalı. Burası kentin modern kısmı ile Preseren Meydanı’nı birbirine bağlayan merkezde. Ljubljanica Nehri’nin üzerinde 3 köprüden oluşan yapının iki tarafı yayalara, ortadaki bölüm araçların kullanımına sunulmuş. İlk olarak 1280 yılında ahşap olarak kurulmuş köprünün yerine şimdiki taş yapılar 1842 ve 1932 yıllarında inşa edilmiş.

Nehir boyunca yürüdüğünüzde Ljubljana’nın sembolü Dragon Bridge’i görebilirsniz. 1901’de kullanıma açılan Ejderha Köprüsü (Zmajski Most, Dragon Bridge), Vodnik Meydanı’ndaki pazaryerinin kuzeyinden kentin modern bölümüne bağlantı sağlıyor. Köprü adını bağlantı noktalarında yer alan ve mimari cazibesini artıran yeşil renkli 4 büyük ejderha heykelinden alıyor. Güçlendirilmiş betonarme yapıdan geçerken daha küçük boyutlardaki 16 ejderha heykelini de görebilirsiniz.

Slovenya’nın en ünlü şairi Dr. France Preseren’in adının verildiği Preseren Meydanıkentin sosyal hayatını gözlemlemek ve fotoğraf çekmek için ideal ortama sahip. Ortasında şairin heykelinin bulunduğu meydandaki merdivenlerde güneşlenebilir, sokak müzisyenlerinin performanslarını izleyebilirsiniz. Yıl içerisinde etkinliklerin düzenlendiği kentin ana meydanının çevresinde Fransız Kilisesi, Ulusal Kütüphane, Zale Mezarlığı ve İnsanların koşu yapmak, köpeklerini gezdirmek, piknik yapmak, içinde basketbol ve futbol sahası, hatta parkın daha iç kesimlerine giderseniz dağ çilekleri bulabileceğinizi bir park olan Tivoli Parkı gibi turistik mekânlar bulunuyor.

Fransız Kilisesi, pembe rengiyle Preseren Meydanı’nın en çok ilgi çeken yapıları arasında. İlk olarak eski bir kilisenin yerine 1646-1660 tarihleri arasında inşa edilen yapının manastır bölümü 18. yüzyılın sonlarına kadar Dominikan Tarikatı’na bağlı keşişler tarafından kullanılmış. Ana sunağı Francesco Robba tarafından tasarlanan kilisenin iç kısmındaki freskler 1895 depreminde zarar gördüğü için yenileri 1936’da Matej Sternen tarafından yaratılmış.

Kültürel faaliyetleri ve mimari özellikleri nedeniyle Belediye Binası (Town Hall of Ljubljana), Kent Meydanı’nda bulunuyor. Ljubljana Katedrali’nin yakınındaki yapı, ilk olarak 1484’te Peter Bezlaj tarafından Gotik tarzda inşa edilmiş.1717-1719 yılları arasında Gregor Macek tarafından yapılan yenileme çalışmalarıyla Barok stil kazanan binanın hemen dışında Robba Çeşmesi’nin bir kopyası bulunuyor. Yapının 4 avlusu, kardeş belediyelerin düzenlediği kent sergilerinden amatör sanatçıların güzel sanatlarla ilgili çalışmalarının gösterimine kadar pek çok farklı etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

Geçmişte ordu tarafından kullanılan, kent merkezindeki 12.500 m²’lik alan içerisinde faaliyet gösteren otonom kültür merkezi Metelkova City, 1993’te kurulmuş. İlk açıldığında 200 gönüllünün desteklediği kültürel alan, etkinlik açısında oldukça yoğun bir takvime sahip. Sanat galerileri, barlar, tasarım stüdyoları ve konser alanlarıyla dolu merkezde sanatçıların birbirinden ilginç tasarımlarını görebilir, barlarında eğlenebilir, caz, tekno, heavy metal ve rock konserlerini izleyebilirsiniz. Buradaki yoğunluk genelde akşam saatlerinde artıyor.

Kopyasını Belediye Binası’nı ziyaret ederken görebileceğiniz Robba Çeşmesi (Robba Fountain), 1743-1751 yılları arasında Venedik doğumlu heykeltıraş ve mimar Francesco Robba tarafından yaratılmış. Yaşamının büyük bir bölümünü geçirdiği kentteki son çalışması olan çeşmenin tasarımında mimar, Roma dönemindeki çeşmeleri model almış. Ulusal Galeri’de sergilenen eserin üzerinde kentin çevresindeki nehirleri yarattıklarına inanılan 3 tanrıyı simgeleyen heykeller bulunuyor.

St. Nicholas Kilisesi, ikiz kulesi ve yeşil kubbesi ile hemen dikkati çeken bir yapı. 1707’de inşa edilen bu katedral, o dönemde bölgede yaşayan, ünlü bir kayıkçı ve balıkçı olan dönemin azizlerinden birine adanmış. Yeşil kubbesi ve ikiz kuleleri sayesinde yüksek bir yerden bakıldığında kolaylıkla fark edilebilen Ciril-Metodov Meydanı’nda bulunuyor. 18. yüzyılın başlarında Gotik tarzdaki kilisenin yerine Barok stille yeniden inşa edilen katedralin güney duvarındaki oyuntulara yerleştirilmiş kumtaşı heykeller ve freskler en çok ilgi çeken ayrıntılarını oluşturuyor. İnşasından itibaren ülkenin önde gelen sanatçılarının çalışmalarıyla büyük bir mimari zenginliğe kavuşan dini yapıyı ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.

Kentin özgün tasarımlara sahip köprülerinden geçerek ulaşabileceğiniz Eski Şehir (Old Town) bölgesi, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında ev yapımı çikolatalar, hediyelik eşyalar satan dükkânları; kahvelerinizi keyifle yudumlayabileceğiniz kafeleri ve tarihi pazarları barındırıyor. Preseren Meydanı’nın merkezini oluşturduğu bölgenin mimari harikası tarihi binalarının ve bahçelerinin bulunduğu sokakları yürüyerek veya bisikletle rahatlıkla gezebilirsiniz.

Ljubljana Kalesi’nden şehrin güneyinde Ljubljana manzarası için çıkılması gerekiyor. Bu kaleyi Osmanlılar kuşatmış fakat ele geçirememiştir. 15. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilmiş. Yapım amacı bölgeye düzenlenen Türk akınlarını durdurmaktı. Bu askeri yapının girişinde yerel el işçiliğinin en güzel örneklerini bulabileceğiniz Galerija Rustika yer alıyor. Avlusunda Gotik tarzdaki St George Şapeli’ni barındıran yapıda ayrıca Slovenya yemekleri yiyebileceğiniz bir restoran hizmet veriyor. Avlusuna girişin ücretsiz olduğu kaleye füniküler kullanarak veya yürüyerek ulaşabilirsiniz kuleye çıkmak için ödemeniz gereken tutar: 8€.

Bugün gezimize Bled gölü, Bohinj gölü ve Savica şelalelerini planladık. Dünyada görülmesi gereken yerlerden bir tanesi tartışmasız Bled Gölü. Gorenjska bölgesinde 20.yy’ın ilk yarısına damga vurmuş ünlü liderlerden Mareşal Tito‘nun şu anda otel olan yazlık evi Bled gölünün en güzel manzaralarından birine sahip. Deniz seviyesinden 500 m. yüksekte, Julian Alplerinin eteğinde Sava Bohinjka ve Sava Dolinka nehirlerinin kesiştiği yerde bulunur. Çevresindeki yürüyüş yolu 7 km, uzunluğu 2120 m, eni 1380 m, en derin yeri 30.6 m. dir. Avusturya Macaristan İmparatorluğu zamanında sahip olduğu şifalı suları ile aristokrat ailelerin cazibe merkezi olmuş. Günümüzde de, ılıman iklimi bol oksijenli havası, dağcılık, kayak, bisiklet, at biniciliği, kürek çekme yüzme, kano, yelken, balıkçılık, golf gibi spor etkinlikleri ile Slovenya turizminin gözde bölgesi.

Bled Gölü’nü bu kadar ünlü yapan şeylerden bir tanesi de ortasındaki adacık ve bu adacıkta bulunanSt. Martin Kilisesi. Gölün tam ortasında Neo-gotik tarzda inşa edilmiş olan kilisenin temelleri 1000 yılından önce atılmış ve Bled’in simgesi haline gelmiş.

Bled gölündeki adacıkta bulunan kilisede evlenecek çiftler, damadın gelini kiliseye çıkan 99 basamak boyunca kucağında taşıması geleneğine uymak zorundadır. Adaya 20 Euro’ya kayık kiralayarak kollara asıla asıla gittik.

Bled Şatosu göle ihtişamlı bir tepeden bakan 1004 senesinde inşa edilmiş ve uzun süre kale olarak kullanılmış daha sonra kraliyet ailelerine ev sahipliği yapmış. Bled Şatosu insanın nefesini kesecek türden bir manzaraya bakıyor. Tepeye arabayla çıkıp park edebiliyorsunuz. İçinde müzeler, cafeler ve bir de restoran mevcut. Bled’in tepesinde bulunan kaleye çıkmak isterseniz ücret: 8€.

Slovenya’da, Bled Göl’ü kadar olmasa da en az onun kadar güzel bir manzarası olan ve görülmeden geçilmemesi gereken muhteşem bir yerBohinj Gölü. Bled Gölü’nden yaklaşık 30 km uzaklıkta ve Slovenya’nın tek ulusal parkı olan Triglav Ulusal Parkı‘nın bir parçası olan göl, Slovenya’nın bir başka doğa harikası. Bled’den çok daha büyük, çok daha bakir. Slovenya’nın en büyük buzul gölü olma özelliğini taşıyan Bohinj’de çok az tesis var ve aslında Bled’e kıyasla çok daha sakin bir yer.

Bohinj Gölü’nün yanında bulunanSavica Waterfall. Bohinj Gölü’ne arabayla 10 dakika mesafede olan bu şelaleye arabayı park ettikten sonra yaklaşık 20-25 dakika dağ boyunca yukarıya doğru yürümeniz gerekiyor. Giriş adam başı 3 Euro. Ama bulacağınız manzara yürüdüğünüze değecek türden…

Slovenya mutfağı pek zengin değil ama geleneksel yemeklerini yiyebileceğiniz Sokol’da kırmızı geyik eti, sosis, mantar çorbası, alabalık, krem kekini yani “kremsnita” ve Union birası tadılacak lezzetleri…