1105

Romanya

Bükreş

Bükreş turuna, şehirdeki en ünlü bina olan Parlamento Sarayı ile başlamak lazım. Parlamento Sarayı, Pentagon’dan sonra dünyanın en büyük ikinci binası. Romanya’yı 1965-1989 yılları arasında yönetmiş olan Nikolay Çavuşesku  tarafından yaptırılmış. Sarayın yapımı nedeniyle, Bükreş’in tarihi alanı içindeki 19 Ortodoks kilisesi, 6 sinagog, 3 Protestan kilise ve 30,000 tarihi konut yıkılmış. 1984 yılında yapımına başlanan Parlamento Sarayı’nın, İç kısmı halen tam olarak bitirilememiş. Yapımında 20.000 işçi ve 700 mimar çalışmış. Romanya ekonomisine ağır faturaları olmuş.

Parlamento Sarayı’nın hemen önündeki, havuzlu fıskiyeler ve ağaçlarla süslenmiş caddenin adı Unirii Bulvarı. Bu bulvar boyunca yürüyüp bulvarla aynı adı taşıyan, şehrin en kalabalık meydanı Piata Unirii’ye, yani Unirii Meydanı’na ulaşabilirsiniz. Meydanın aslında Parlamento Sarayı’nın manzarasından başka bir özelliği yok. Bir de Bükreş’in en eski AVM’si Unirea Shopping Center burada. Ama şehrin diğer yerlerine göre muazzam bir insan kalabalığı var, bizim İstanbul Eminönü gibi.

Parlamento Sarayı’nın arkasında turistler tarafından çok da bilinmeyen bir mahalle var Bükreş’te. Doktorlar mahallesi olarak biliniyor. Çünkü bu bölgedeki sokakların hemen hepsinin ismi doktorlu, mesela Strada Doctor Joseph Lister ya da Strada Doctor Carol Davida. Burada evler Catergiu Bulvarı’ndaki gibi çok güzel bahçeli evlerden oluşuyor. Bu bölgedeki binalar Rumen mimarisinden kalan nadir örneklermiş. Malum Çavuşesku, bu tarz binaları yıkıp yerine bloklar yapmış. Burası eskiden şehrin elitlerinin yaşadığı bölgeymiş. Şimdi tabii yaşlanmışlar. Çok şık ve asil görünümlü yaşlılara denk gelirsin demişlerdi ama sabahın erken saatleri olduğundan olsa gerek, pek kimse yoktu sokaklarda, 1-2 tanesine denk geldim sadece.

Unirii Meydanı’nın hemen yakınında, Lipscani adıyla da anılan şehrin tarihi bölgesi yer alıyor. Çoğu 18. ve 19. yüzyıllardan kalma binalar, Avrupa Birliği’nden gelen fonlarla restore edilmiş. Buradaki Arnavut kaldırımlı, trafiğe kapalı taş sokaklar, kaybolarak yürümek ve fotoğraf çekmek için ideal. Restore edilen binaların birçoğu kafe, bar ve restorana dönüştürülmüş. Bükreşlilerin söylediğine göre, özellikle öğrenciler burada takılıyormuş.

Calea Victoriei’ anlamı Zafer Yolu. Burası şehrin en eski ve en lüks caddelerinden birisi. Cadde boyunca birbirinden güzel mimariye sahip Bükreş’in en ünlü binalarından birkaçının yanı sıra, Gucci, Burberry, Prada, Armani gibi dünyaca ünlü lüks markaların mağazalarını görebilirsiniz. Tabii caddenin en güzel sürprizi ise, 1911’de inşa edilmiş olanOdeon Tiyatrosu’nun hemen önünde bulunanAtatürk büstü. Atamızın büstünü yurtdışında görmek insana gerçekten gurur veriyor.

Calea Victoriei’i Dambovita Nehri kıyısındaki başlangıç noktasından yürüyecek olursanız, ilk olarak Ulusal Tarih Müzesi (Muzeul Naţional de Istorie a României) dikkatinizi çekecektir. 1900’lerin başında, neoklasik tarzda yapılmış çok güzel ve etkileyici bir bina. 1970’e kadar postane olarak kullanılmış. Vaktiniz varsa, müzeye girip, Romanya tarihinde bir gezintiye çıkabilirsiniz. Ulusal Tarih Müzesi’nin çapraz karşısında ise CEC Sarayı’nı (Palatul C.E.C.) göreceksiniz. Burası Romanya’nın en eski bankası olan C.E.C.’nin merkez binası olarak 1900 yılında inşa edilmiş. Özellikle giriş kapısı oldukça görkemli. İnsanın bakmaya doyamayacağı binalardan birisi. Biraz daha yürüyünce, Calea Victoriei’in Regina Elisabeta Bulvarı’yla kesiştiği noktada, kendine has mimarisiyle Cercul Militar National’a denk geleceksiniz. Burası için bir nevi orduevi ya da askeri kulüp diyebiliriz. 1912 yılında ordunun sosyal ihtiyaçlarını gidermesi için yapılmış.

Cadde boyunca devam edince, yan yana iki kocaman meydan çıkıyor karşınıza. Birisi Piata Revulutiei, yani Devrim Meydanı, diğeri ise George Enescu Meydanı. Devrim Meydanı’nın özelliği, Çavuşesku’nun 21 Aralık 1989’da, devrilmeden önce son konuşmasını bu meydanda yapmış olması. Çavuşesku, meydanda toplananların kendi yandaşları olduğunu düşünürken protestolarla karşılaşmış ve ertesi sabah erkenden bir helikoptere binip kaçmış. Ama çok geçmeden, Bükreş’in biraz dışında yakalanmış ve 25 Aralık 1989 günü, eşi Elena ile birlikte mahkemede yargılanıp kurşuna dizilerek idam edilmiş… Meydanda bir de 1989 devriminde hayatını kaybedenlerin anısına yapılan Yeniden Doğuş Anıtı bulunuyor.

Hemen yanında Rumen müzisyen Goerge Enescu’dan alan meydanda ise Bükreş Üniversitesi’ne ait, 1895 yılında inşa edilmiş olan Biblioteca Centrala Universitara Carol I, yani Üniversite Merkez Kütüphanesi görkemli binasıyla dikkatinizi mutlaka çekecektir. George Enescu Meydanı, aynı zamanda büyük konserler, festivaller ve çeşitli etkinlikler için de kullanılıyor. Kütüphanenin hemen önünde bulunan atlı heykel ise, Romanya’nın Osmanlı’dan bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, 1881-1914 yılları arasında hüküm süren Romanya’nın ilk kralı I. Carol’a ait.

George Enescu Meydanı’nda bulunan bir diğer görülmesi gereken yapı ise, şehrin de simgelerinden biri olan Ateneul Roman. Burası, 1888 yılında inşa edilmiş bir konser salonu. George Enescu Filarmoni Orkestrası’na ev sahipliği yapıyor. Zira ben de konserlerine gittim. Bilete sadece 35 Lei ödedim. Ateneul Roman’ın dış mimarisi oldukça güzel ama içi ve tavandaki işlemeleri çok daha güzel ve göz alıcı. Benim konseri izlediğim salon çok büyük değildi ama ortamı oldukça iyiydi. Çok fazla genç de vardı konsere gelen.

Calea Victoriei’e paralel olan, onun daha mütevazi versiyonu diyebileceğimiz Magheru Bulvarı için şehrin en işlek caddesi diyebiliriz. Komünist dönemden ve 1930’lardan kalma, birçoğu çirkin yüksek binalardan oluşan bir cadde. Kalabalığı dışında çok bir özelliği yok. Buradan Piata Romana’ya yürüyebilirsiniz. Kimisi tarihi, kimisi komünist dönemden kalma binalarla dolu bir meydan. Orayı da çok sevdim diyemem. Oradan da devamındaki, kocaman ağaçlarla süslenmiş Catergiu Bulvarıüzerinden Victoriei Meydanı’na yürümenizi tavsiye ederim. Zira Magheru’nun aksine, bu bulvar üzerinde, kendilerine özgü mimariye sahip birbirinden güzel, kimi çok eskimiş, kimi restore edilmiş, kimi hiç kullanılmayan bahçeli evler var.

Bükreş’te çok park var dedim ama mutlaka görmeniz gereken üç tanesi var. İlki Regina Elisabeta Bulvarı üzerindeki Parcul Cişmigiu, yani Çeşmeci Parkı. Burası şehrin en eski parklarından birisi. 1847 yılında kurulmuş. İsmi Türkçe “çeşme”den geliyor. Sebebi ise, o dönemde Bükreş’in çeşmelerini yöneten, “Büyük Çeşmeci” olarak anılan Siulgi Dumitru-Basa’nın konutunun burada bulunmasıymış. Çeşmeci Parkı’na gitmişken Regina Elisabeta Bulvarı’nda yürüyüş yapmayı da ihmal etmeyin. Zira güzel mimariye sahip, tarihi binaların bulunduğu, kocaman ağaçları olan güzel bir cadde.

Görmeniz gereken diğer park, şehrin en büyük parkı olan Harestrau Parkı. New York’taki Central Park misali devasa bir park. İçinde kocaman bir gölet var. Diğer ikisi kadar büyük olmasa da, Parlamento Sarayı’nın yanındaki Izvor Parkı da kısa bir yürüyüş yapıp ailecek gezinen Rumenleri fotoğraflamak için ideal bir park. Zaman zaman etkinlik alanı olarak da kullanılıyormuş. Misal 2009 yılında Madonna’nın Sticky & Sweet Dünya Turnesi kapsamındaki Bükreş konserinde, 70.000 hayranına ev sahipliği yapmış.

Şehrin en popüler restoranlarından biri olan Caru’ Cu Bere. Çok güzel tarihi bir binada, 1879’dan beri hizmet veren bir restoran. Ama biraz fazla turistik.

Peleş

Burası Romanya'nın Braşov şehrine 30 dk. uzaklıkta Neo-rönesans tipi bir kale. Kale içini gezmek 15 dk. yani 1. kat 25 romen lei , öğrenci 5 lei. Yani bize göre çok uygun öğrenci 3 TL'ye falan denk geliyor. Tüm kaleyi gezmek isterseniz 50 lei…

Müzik odaları, dinlenme odaları, ayrı kültürlere ait odalar bunların arasında bizim Türk Osmanlı’ya ait odalar da vardı… Hatta metrelerce uzayan yemek odası… Birbirinden değerli tablolar...

Kalenin yapımı 41 yıl sürmüş… Ayrıca 4000 parça zengin bir kalkan ve zırh koleksiyonuna da ev sahipliği yapmakta olan Peleş kalesi, doğu Avrupa’nın sayılı sanat eserleri sergilerinden biri. 2000'den fazla eşsiz tabloya da ev sahipliği yapmaktadır.

Kale ve çevresinde restoranlar ve oteller var... Çok güzel... Ne diye sorarsanız.. Kalede ziyaretçi cok almasına karşın kafeler hiç pahalı değil.. Bir de bu manzaraya karşı bedava bile diyebılırız..

Braşov

Romanya'nın kayak merkezi.

Braşov ilçesinin merkezi günümüzde oldukça şirin, arnavut kaldırımlı ve renkli küçük evleri olan bir yer. Burada dikkatimizi çeken ilk şey ise tepede yazan Hollywood çakması Braşov yazısı oldu.

Braşov’un en popüler caddesi Republicii Caddesi. Bu cadde üzerinde bir otel/hostelde konaklayabilirsiniz. Biz Centrum House Hostel’de konklamıştık, tavsiye ederim. Cadde üzerinde mağazalar ve restorantlar bulunmakta. Tabii tüm cadde boyunca uzanan kafelerde oturup birşeyler içebilirsiniz.

Biserica Neagră / Black Church / KaraKilise: 14. yüzyılda yapımına başlanıp, 15. yüzyılda tamamlanmış. Gotik tarzda inşa edilmiş ve 1689 yılında Habsburg istilacıları tarafından yakılmış. Kara Kilise adıysa oradan gelmekteymiş. Biz girmedik ama öğleden sonra 3’e kadar açıkmış.

Tampa Tepesi: Şehri yukarıdan panaromik şekilde izlemek isterseniz bu tepeye teleferik ile çıkabilirsiniz. 16 Lei (11 TL) teleferikle çıkış-iniş ücreti. Yanılmıyorsam yürüyerek çıkma imkanı da varmış fakat teleferikle çıkarken bile içiniz ürperiyor yükseklikten. O yüzden tavsiye etmem. Tepede bir restorant bulunmakta ve Braşov yazısının yazıldığı bölüme kadar yürüyebiliyorsunuz.

Strada Sforii / Rope Street / Halat Sokak: Romenlere göre Avrupanın en dar sokağı burası. 1.32 metre genişliğinde ve 83 metre uzunluğunda bir sokak. 17. yüzyılda itfaiyecilerin geçmesi için yapılan bir sokak olduğu bilinmekte.

Brain Castle: Braşov merkezine yaklaşık 30 km. mesafede, bir zamanlar Drakula’nın (Vlad Tepeş) yaşadığına inanılan bu kale Bran ilçesinde kalıyor. “Bran Castle” 1377 yılında halk tarafından taştan inşa edilmiş ve 1438-1442 yılları arasında Osmanlılara karşı savunma amaçlı kullanılmış. Nam-ı diğer Drakula’nın yani Vlad Tepeş’in (Kazıklı Voyvoda) bu bölgede bulunan ve Transilvanya Alplerini geçmeyi sağlayan Bran Geçidinden geçerken birkaç defa bu kaleye gelip konakladığı tahmin ediliyor. Ancak bu kale ile herhangi bir ilgisi olup olmadığı kanıtlanamamış. Kale yıllar içerisinde askeri olarak sığınak, depo gibi önemli bir rol üstlenmiş.

Drakula’nın Kalesi denilince insanın aklına ister istemez içeride tabut, işkence aletleri, kazıklar vb. göreceği geliyor, ancak burada Romanya Kraliyetine ait şeyler bulunmakta. Mary ve Ferdinand burayı 1920 yılında yeniletip, tekrar tasarlatmış. İçeride Kraliçe Mary’nin yatak odası, kullandığı eşyalar, yemek odası, büyük salon, müzik odası, kütüphane, Ferdinand’ın yatak odası, tacı ve şövalye kıyafetleri bulunmakta.

1897 yılında Bram Stoker, 3. Vlad’ın yaptığı işkencelerden ilham alarak Drakula romanını yazmış. Vlad Tepeş ve Bran Şatosu bu sayede tüm dünyanın bildiği efsanevi karakter haline gelmiş.

Constanta (Köstence)

Romanya’nın Karadeniz kıyısındaki en büyük liman şehri. Hatta; Rotterdam, Antwerp, Marsilya’dan sonra, Avrupa’nın en büyük dördüncü limanı.

Şehir olarak ise; Romanya’nın üçüncü büyük şehri. Şehrin en büyük özelliği, Türk-Tatar azınlığın sayısının yoğun olmasıdır. Aslında güzel sayılabilecek bir şehir olmasına rağmen, bazı sokak, cadde ve kaldırımlarının bakımsız ve ilgisizliği göze çarpıyor. Onun dışında, bu şehirde insanlar çok eğlenceli, özellikle Çingene nüfus çok yoğun ve bunların büyük çoğunluğu “Türkçe” konuşabiliyorlar.

Şehrin iki sahili bulunmak. Bunlar; şehre yakın ve herkesin uğrak noktası olan “Mamaia” ve diğeri, şehre biraz daha uzakta olan “Mangalia”.

Piata Ovidiu: Meydanın ortasında bir heykel bulunuyor ve meydan adını bu heykelden almakta. Heykel, 1887 yılında heykeltıraş Ettore Ferrari tarafından yapılmış, Romalı şair Ovidius Publius Naso’ya ait. Ovidius MS.8’nci yüzyılda, Roma imparatoru Augustus tarafından, bu şehre sürgün edilmiştir.

Edificul Roma Mozaikleri: Ulusal Tarih ve Arkeoloji Müzesinin yanında yer alıyor. Günümüzde, burada görülen mozaik tabanın boyutu 9150 metrekare. Ancak, bunlar orijinal yapı kalıntılarının, yine de ancak üçte birlik bölümü. Bu mozaiklerin bulunduğu yapı, 4. yüzyıl sonunda inşa edilmiş ve yüzyıllar boyunca gelişerek, 7. yüzyılda şehrin ticaret merkezi olmuş. Roma hamamı kalıntıları ise, halen görülebilmekte. Su kemerleri ise, şehir merkezine 6 mil uzaktan su getirmek için kullanılmış.

Farul Genovez - Ceneviz Deniz Feneri: Remus Opreanu caddesinde. Fenerin yüksekliği 26 metre. Fener; “Karadeniz Company” tarafından, 1860 yılında, 13.yüzyılda burada gelişen deniz ticaret topluluğunu kuran Cenevizli tüccarları onurlandırmak için yaptırılmıştır.

Cazinoul -Casino: Carpati Bulvarında yer alıyor. Görkemli mimarisiyle ve harika deniz manzarasıyla dikkati çeken yapı iki dünya savaşı arasındaki dönemde, mimarlar Daniel Renard ve Petre Antonescu tarafından yapılmış. 1914 yılında Rus imparatorluk ailesinin şehri ziyareti sırasında Casino onlara ev sahipliği yapmıştır. Diplomatik görüşmelere rağmen Büyük Düşes Olga Romanya Prensi Carol için önerilen evlilik teklifini kabul etmemiş  ve bunun üzerine Ruslar şehri terk etmişler. Evlilik teklifi kabul edilmeyen “Büyük Düşes” daha sonra, Bolşevikler tarafından ihtilal başlangıcında öldürülmüştür. Casino, günümüzde, çevresindeki gezinme yolları-yürüyüş yolları ve buradan güneşin batışını izleyenlerin yoğunluğu ile tanınıp biliniyor.

Casa Cu Lei: Nicolae Titulesco Caddesinde. Yapı 19. yüzyılda yapılmış, ön cephesinin Ceneviz mimari üslubu önem kazanmakta. Binada aslan heykelleriyle süslenmiş dört sütun bulunmaktadır.

Moscheea Mare Mahmud II-Büyük Mahmudiye Camisi: Strada Arhiepiscopiei-Ovidiu Meydanında yer alır. Cami, Romanya kralı Carol I tarafından, 1910 yılında yaptırılmışt. Caminin müftüsü aynı zamanda Dobruca bölgesinin kıyıları boyunca yaşayan yaklaşık 55 bin müslümanın manevi lideri. İçerideki büyük İran halısı, Hereke’de dokunmuş ve Osmanlı Sultanı Abdülhamit tarafından hediye edilmiş ve Avrupa’nın en büyük tek parça halısıdır. Caminin müezzini ezan vakitlerinde, minarenin 140 basamaklık merdivenini tırmanıyor. Minarenin yüksekliği 35 metre imiş.

Hunchiar Camii - Geamia Hunchiar: Bulevardul Tomis adresinde yer alıyor. Romanya'nın ilk betonarme binası olarak bilinir. 1828 yılında tahrip edilmiş bir Osmanlı köprüsünden alınan kum taşları ile, 1868 yılında Sultan Abdülaziz’in emriyle inşa edilmiştir. Zaman içinde hasar gören cami, 1959 yılında yeniden restorasyona tabi tutularak yenilenmiştir.

Tomis Mall: Burası, Köstence şehrinin ilk alışveriş merkezi ve şehrin tam merkezinde. Çevresinde yoğun trafik ve kalabalığıyla tanıyabilirsiniz. Alışveriş meraklıları, burada mutlaka kendilerine uygun bir şeyler bulabileceklerdir, bu yüzden şehri ziyaret ederseniz, buraya uğramayı sakın ihmal etmeyin.

Mamaia: Şehir merkezinden 3 km. uzaklıkta ve buraya ulaşmak için toplu taşıma aracı veya taksi kullanabilirsiniz. Karadeniz ve Siutghiol gölü arasındaki alanda ve ince kumlu bir plaj burası. Buradaki dar alanda çok sayıda otel, kumarhane, spor tesisleri, gece kulüpleri ve kumarhaneler bulunmakta. Bunların hepsi, denizden yalnızca 100 metre uzaklıkta. Burası, son derece hareketli, cıvıl cıvıl bir yer olarak önem kazanıyor. Sahil şeridindeki plajlarda, binlerce kişi eğleniyor,  zaten bütün gece kulüpleri de burada bulunuyor. Yani bir anlamda şehrin eğlence merkezi burası. Sahil şeridinin en güzel kısımları “Rex Hotel” den sonra başlıyor. Bu kısım daha nezih ve sakin. Yazlık tiyatro bölümünde, yazın birçok konser etkinlikleri düzenlenmekte.

Mangalia: Şehir merkezine 25 km uzaklıkta. Burası, daha çok bir tedavi yani kaplıca merkezi olarak  ve tanınır ve 2400 yıl öncesine ait antik kaya mezarları, tanrı ve diğer heykeller bulunmuştur, yani uzun bir geçmişi olan tedavi merkezidir. Özellikle: sindirim sistemi, böbrekler, cilt ve karaciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği söylenmekte. Yörenin ismi “en güzel” anlamına gelen Bizansca bir kelime “Pangalia” dan geliyor.

Tulcea ve Tuna Deltası: Köstence şehir merkezinin 78 km. kuzeybatısındadır. Tulcea, Romanya’nın en eski şehirlerinden birisi. Buradan, Tuna Deltasını ziyaret edebilirsiniz. Deltada Avrupa’nın önde gelen yaban hayatı bölgesini görebilirsiniz. Delta, UNESCO tarafından, Biyosfer rezervasyonu olarak, koruma altına alınmış.

2200 km. karelik yaban hayatı rezerv alanında kamış adalar, bataklıklar, meşe ormanları ve ağaçlıklar, göller görülür. Deltanın sularında 160 tür tatlı ve tuzlu su balığı yaşıyormuş. Kuş gözlemcileri, özellikle akbaba, kartal, kaz, karabatak, kuğu ve pelikan gibi kuşlardan oluşan yaklaşık 300 çeşit kuş gördüklerini söylerler. Yani, Delta aynı zamanda, göçmen ve kalıcı kuşların da mekanı.